Ayşe Emel Mesçi’nin İşi Hesaplaşmak: Hamlet Makinesi

Üstün Akmen

Alman Oyun Yazarı, Şair, Yazar, Denemeci ve Tiyatro Yönetmeni Heiner Müller (1929- 1995), hiç kuşku yok ki çağımızın en önemli ve en tartışmalı oyun yazarlarından biri. “Ben ne afyon dağıtımcısıyım ne de umut” diyen, oyunlarında bir ulusu, bir sınıfı ya da bir kültürü değil, tüm insanlığı sarsan konulara değinen biri. İstanbul Devlet Tiyatrosu, 2014-2015 sezonunda işte bu oyunu, “Hamlet Makinesi”ni, hem de Ayşe Emel Mesçi yorumuyla sunuyor. “Hem de Ayşe Emel Mesçi yorumu” diyorum, çünkü Müller’in Hamlet karakterine bugünün dünyasından bir insan olarak inançsızlığı, yenilgisi ve öfkesiyle saldırdığı bu oyunu, bizim “fenomen” deyip geçiştirdiğimiz, yurt dışında olsa, camiada mutlaka “dahi” olarak anılacak Mesçi’nin elinde nasıl yoğrulduğunu görmek tiyatrosevere heyecan veriyor.

Hamlet’i Ne Kadar Tanıyoruz

Nitekim klasik dramatik yapıyı aşma girişimi olarak çağdaş tiyatroda yerini çoktan almış olan Müller’in eseri, Shakespeare’in “Hamlet”iyle elbette bağlantılı, ama ondan çok daha fazlasını içeriyor. Taşlaşmış tarih anlayışından diktatörlerin yıkımına, kadınlara uygulanan baskı ve şiddetten devrimlere kadar pek çok temaya değinen oyun, Ayşe Emel Mesçi’nin elinde “doğal olarak” görsel bir şölen halini alıyor. Müller, “Hamlet Makinesi”nde Hamlet’i, Hamlet karakterini bilen, tanıyan, Hamlet karakterini yaratan kültürün yetiştirdiği seyirciyi yargılamak, sarsmak, canımızı acıtmak için kullanıyor. Ayşe Emel Mesçi de, klasik “Hamlet”teki yarı düşsel yapıyı anların, kişilerin, durumların birbiri içinde çözülmesini, birbiri içinde erimesini, birbirlerini yadsıyarak kendilerini var edebilmelerini değişik düzlemlerdeki parçalardan oluşan yaşama koşut düşürüyor. Yazılı metinde Hamlet’in aksine başkaldıran kadın olarak çizilen Ophelia karakterini, “Zorbalığın zincirlerini parçalayan kadın”, “Sokağa inen kadın” olarak daha da sivriltiyor. Alışılmış reji anlayışını siliyor, imge ve metaforlarla seyircinin metinle kurabileceği ilişkiyi farklı yönlere, farklı düzeylere, düzlemlere çekiyor.

Yaratıcı Kadro

Ayşe Emel Mesçi, Müller’in su gibi akan bilinçli öyküsünü Zehra Aksu Yılmazer’in çevirisi ve Ali Berktay-Füsun Ataman Berke ikilisinin dramaturgisi ile sahneye taşımış. Seyirciyi “arayış-buluş” süreci içine sokarak yaratıcılaşmasını sağlarken, oyuncularının duygularını aktarmasını değil, canlandırdıkları kişiliklerin kalıbına girmeden, Hamlet’in, Ophelia’nın, Elektra’nın, Gertrude’un, Claudius’un, Horatio’nun, Polonius’un eğilimlerini göstermelerini, rollerini yanlarına alarak, seyircinin karşısına belli bir bildiriyle çıkmalarını istemiş. Ve eleştiri anlamında ne kadar orasını burasını çekiştirirsem çekiştireyim, başarıyı bu kere de elde etmiş. Efter Tunç’un dekoru seyirciyi diri tutuyor, sürekli uyarıyor, oyuncunun oyunu ile doğrudan bağ kurmasına yarıyor, bir de bakıyorsunuz dekor olmaktan çıkıveriyor. Yakup Çartık’ın genelde aydınlatma ve renklendirme amaçlı kullandığı, yanılsama ve duygulanıma asla geçit vermeyen ışık tasarımı bu oyunda özel olarak görülmeye değer.

Temiz’in Müziği

Okay Temiz’in kimi gizemli, kimi duyarlı, kimi duygusal müzikleri ve ritimleri metnin ve rejinin yaratıcılığını tamamlar nitelikte. Onur Monkul, Sema Kuray, Görkem Koyuncu, Murat Kapu, Fatih Gençkal ve Buket Orhan’dan oluşan müzisyenler topluluğunun icraları “ala”. Ayşegül Alev’in uyguladığı ve yakıştırdığı ince zevk ürünü giysiler de oyunun itici güçlerinden… (Hemen söyleyeyim, Gertrude’un kostümüne bayıldım!). Meltem Yorulmaz’ın dans düzeni, özellikle Horatio ile Hamlet’in Arjantin tangosunda çok iyi. Ayşe Emel Mesçi, koreografi ve dans düzeni çalışmasında da içgüdüsel hareketleri ve kararlaştırılmış hareketleri doğrusu övülecek bir başarıyla yerli yerine oturtmuş.

Oyunculuklar

Soytarılar ve Mezarcılar’da (Yoğun emeklerine saygımdan ötürü adlarını bir bir ve ABC sırasına dizerek saymalıyım) Görkem Koyuncu, Murat Kapu, Sedat Can Güvenç, Turgay Şeker; Koro Karakterlerinde Ayşe Kemikoğlu, Buket Orhan, Dicle Doğan, Engin Ünal, Fatih Gençkal, Fatoş Ece Koroğlu, İrem Yünsel, Koray Can Yanaşık, Meral Aslan, Müge Çakır, Nihal Usanmaz, Özge Oktar, Rami Çakır, Tuğba Begde, Tunç Efe kusursuzlar. Polonius’ta Onur Serimer “Polonius ne istiyor” sorusundan hareket etmeyi başarıyor. Ayhan Anıl, Horatio’yu temelinde belli bir düşünce yatan fiziksel davranışlarından hareketle yorumluyor. Elif Nutku, Anlatıcı’da yönetmen ne istemişse vermiş. Claudius’ta Yıldırım Güçük’ü, bir oyuncunun arayıcı mükemmelliğini sergilemesi açısından mutlulukla alkışladım. Usta Oyuncu Neriman Uğur, Gertrude’u çizerken yapı taşlarından tek tek resimler elde ediyor.

Kuray ile Meriçliler

Sahnede ilk kez izlediğim Sema Kuray, yorumlarıyla Ophelia’nın ve Elektra’nın sadece karakterlerini ortaya koymakla kalmıyor, karakterlerin duyumsadıklarını seyirciye birebir yansıtarak, izleyen üzerinde karaktere sempati yaratmasını da başarıyor “Çok yetenekli” oyuncu Hakan Meriçliler ise, can verdiği Hamlet, Hayalet, Müller karakterlerinin kavramlarını birbirine karıştırıyor, birbiriyle kesiştiriyor, birbiriyle çarpıyor, sonra da birbirlerine tamamlattırıyor. Tıpkı bir kaleydoskop gibi Meriçliler. Başarıyı tutmuyor, adeta avuçluyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: