Bir Anlatıyı Nasıl Değerlendirebiliriz?

Özgür Çiçek

Yaklaşık iki aydır, tamamı çeşitli iş alanlarında çalışan amatörlerden oluşan bir grup Tiyatro Boğaziçi üyesi, haftada bir gün bir araya gelerek verimli bir tiyatro pratiği örgütlemeyi hedefleyen bir çalışma yürütüyor. 8 tiyatrocu ve BGST Dans Birimi’nden bir dansçının dahil olduğu çalışma farklı katılım biçimlerine açık bir biçimde kurgulanıyor. Çalışmaya yalnız oyunculuk yapan üyeler değil, sahnelemeyle bağlantılı yürütülen kuramsal çalışmalarda ya da oyunlaştırma çalışmasında sorumluluk alan üyeler de dahil oluyor. Pazar günü yapılan çalışmanın verimli geçmesini sağlamak için, kadrodan gönüllü olan 4 kişi haftanın bir diğer günü bir araya gelerek çalışmanın yer, zaman ve içerik organizasyonunu yapıyor, çalışmanın işleyişine, orta vadeli planlamasına ve derinleşeceği araştırma noktalarına dair öneri geliştiriyor.

Aslında, bilindiği gibi, haftada bir gün verimli bir tiyatro pratiğinin kurgulama iddiasına sahip olan ve Minimum Tiyatro pratiği olarak adlandırılan bu konsept, gerek Tiyatro Boğaziçi’nde gerekse amatör bölgede ilk kez gündeme getirilmiyor. Ömer F. Kurhan tarafından kavramsallaştırılan ve ilk olarak sendika tiyatrosu alanında test edilen Minimum Tiyatro konsepti geçtiğimiz dönemlerde Tiyatro Boğaziçi’nin de gündemine girmiş, bu konseptin önerdiği “Kolektif Oyunlaştırma” ile Biz Siz Onlar ve Şirket Hikayeleri projeleri oyunlaştırılmıştı. Ne var ki, gerek bu oyunların çıkış aşamasında gerekse devamında gelen süreçte kadro örgütlülüğünde yaşanan sorunlar hem çalışmanın sürekli hale getirilmesini engellemiş hem de üretken çalışmalar organize edilmesine mani olmuştu[1].

Yaklaşık iki ay önce başlayan yeni çalışma döneminde amatör alanda konumlanan tiyatrocular bir yandan geçmiş dönemdeki sorunları tartışırken bir yandan da tartışmaların içinde boğulmamak ve sorunlarla pratik alanda yüzleşmek için tiyatral çalışmayı başlatma kararı aldı. Çalışma, kadronun genel eğilimi ile “Oyunlaştırma” alanına yoğunlaştırıldı.

Toplantı notlarımızı bir parça daha emek harcayarak düzenlediğim bu yazı ile, Oyunlaştırma alanında Ocak ayı içerisinde yaptığımız bir çalışmayı paylaşmak istiyorum. Umarım çalışmanın seyrine dair de bir fikir veririm.

Ocak başında yaptığımız Minimum Tiyatro çalışmasını, iki anlatının değerlendirilmesine ayırdık.

Değerlendirdiğimiz anlatılardan ilki Piri’ye aitti. Boğazdaki bir balık restoranı işletmecisinin başından geçen bir dolandırıcılık vakası… Dolandırıcılık, PKK ile işletme sahibinin ilişkisi gerekçe gösterilerek yapılıyor. İşletme sahibi PKK ile ilişkilendirilmekten uzak durmak refleksiyle hareket ederken dolandırıcıların ağına düşüyor. Parasını kaybettikten sonra elinde herhangi bir kanıt olmamasına rağmen Kürt çalışanlarının işlerine son veriyor. Aşağı yukarı bu çerçevede özetleyebileceğimiz anlatıyı oldukça dağınık bir biçimde konuştuğumuzu, ne yazık ki, anlatının içinden çıkamaz duruma geldikten ve oldukça vakit kaybettikten sonra farkına vardık.

Değerlendirmenin sonunda, aslında eldeki anlatıyı geliştirmeye, sorunlarını saptamaya, ya da iyi bir anlatı olduğuna kanıt göstermeye yetecek kadar veri biriktiremememizin temel bir nedeni vardı: Anlatıyı, analitik bir düzlemde değerlendirmemiştik. Oysa 1 Ocak tarihinde yaptığımız ön hazırlık toplantısında şu kararı almıştık: Önümüzdeki bir ay, bir anlatıyı hangi kriterleri gözeterek değerlendireceğimizi araştıralım. Bu, hem ürettiğimiz anlatıları nesnel bir zeminde değerlendirmemize yardımcı olacak hem de anlatılardaki arazları saptayıp geliştirmemize olanak sağlayacak.

Dolayısıyla ikinci anlatıya geçmeden önce şu soruyu tekrar gündeme getirme ihtiyacı hissettik: Anlatının değerlendirme kriterleri nelerdir?

Aslında, bu noktada uzunca bir süre önce Ömer F. Kurhan’ın yürütücülüğünü yaptığı Kolektif Oyunlaştırma Atölyesi’nin oldukça ön açıcı bir çerçeve çizdiğini söylemek gerekiyor.[2] Öte yandan, bu atölyede oyunculardan talep edilen anlatılar hızlı bir değerlendirmeye tutulmuş, öykü olup olmadığına, vukuat barındırıp barındırmadığına bakılarak incelendikten sonra temel olarak seçilen anlatının sahneye aktarım sürecine odaklanılmıştı.

Minimum Tiyatro bölgesinin Ocak ayındaki hedefi ise, yukarıda belirttiğimiz gibi, oyuncuların getirdiği anlatıların ayrıntılı ve analitik bir değerlendirmeye tabi tutulmasını ve anlatıların arazlarının üstesinden gelinerek geliştirilmesini amaçlıyordu.

Bizim, yaptığımız kuramsal okumalardan derlediğimiz ve bu çalışma döneminin başından beri anlatıları değerlendirirken kenara not ettiğimiz sorular şunlardı:

  1. Anlatının eylemleri nelerdir?
  2. Bu eylemlerin hangileri ayrıştırılmış eylem, yani vukuattır?
  3. Anlatının vukuatları nedensellik ilkesi ile birbirine bağlı mıdır?
  4. Anlatının bir başı ortası ve sonu var mıdır?
  5. Anlatı anlaşılır mı?
  6. Anlatı bilimsel olarak bir yanlışlık içeriyor mu?
  7. Anlatıda neden kullanıldığı belirsiz olan gereksiz öğeler var mı?
  8. Anlatıdaki eylemcilerin motivasyonları (üstün amaçları) nelerdir?
  9. Anlatıdaki çatışmayı üreten vektörler nelerdir?

Yürüttüğümüz çalışmada yukarıya not ettiğimiz soruları dikkate alarak, Senem’in hazırladığı bir sonraki anlatıya geçtik. (bkz. EK-1)

Senem anlatısını yer yer eylemsel temsile de başvurarak anlattıktan sonra sırayla şunları yaptık:

1. Öncelikle anlatının eylemsel akışını çıkardık:

E1: Bir veli okulun düzenlediği veli toplantısına katılır ve öğretmenlerden kabullenemediği feedbackler alır.

E2: Veli, çocuğunun özel öğretmeninin tam tersi düşünceleri olduğunu iddia ederek Amerika’da başvuracakları okul için olumlu bir rapor ister.

E3:Öğretmenler gözlemlerini yazacaklarını söyleyerek veliyi savuştururlar.

E4: Öğretmenlerden umduğu raporu alamayan veli, öğretmenlerin çocuğunu yeterince tanıyamadığını söyleyerek olumlu raporu okul idaresinden ister; bunun  karşılığında okula bir kütüphane hibe edeceğini ima eder.

E5: Müdür öğretmenlere durumu anlatır ve raporu beraber dolduracaklarını söyler.

E6: Müdür öğretmenlerin ifadelerini yumuşatarak raporu görece iyileştirir.

E7: Müdür raporların büyük bir kısmını veliye açık zarfta teslim eder.

2. Anlatının eylemsel akışını çıkardıktan sonra, bu eylemlerden hangilerinin vukuat (eylemsel akışın yönünü değiştiren ayrıştırılmış eylem-ler-) olduğuna karar verdik. Tartışmalarımızın sonunda E2, E3, E4, E6 ve E7’yi vukuat olarak tanımladık.

3. Akabinde vukuatların nedensellik ilkesi ile birbirine bağlanıp bağlanmadığına odaklandık. Başka bir ifade ile vukuatlar kendisinden önce gelen vukuatın sonucu ve sonra gelen vukuatın nedeni olarak değerlendirilebilir mi? Vukuatları tek tek değerlendirdiğimizde nedensellik ilkesine aykırılık tespit edemedik.

4. Anlatının bir başı, ortası ve sonu var mıydı? Değerlendirmemizde anlatının finalinde sorun olduğunu konuştuk. Final, tam olarak adını koyamasak da, nihayete ermemiş izlenimi veriyordu. Bu tartışmayı, daha sonra dönmek üzere bir kenara not ettik.

5. Senem’in anlatısında, olay örgüsü dinleyenler tarafından takip edilebilir durumdaydı. Verili koşullara ilişkin bir imgesel tasarım oluşturuluyordu. Son olarak; kişiler belli özellikleri ima edilerek birbirinden ayrıştırılıyordu. Bu üç öğeye bakarak anlatının anlaşılır olduğuna karar verdik.

6. Anlatının bilimsel değerlendirmeye tabi tutulması değer analizi aşamasında, politik, estetik ve etik değerlendirmenin bir diğer ayağı olarak gündemimize gelecekti.[3] Diğer taraftan anlatının olgunlaşma aşamasında bilimsel değerlendirmenin yapılması, verilerin doğruluğunun test edilerek sahneleme aşamasına geçileceği için, bize elzem gözüktü. Senem’in anlatısında bilimselliğe aykırı öğe tespit edemedik.

7. Anlatıda neden kullanıldığı belirsiz olan, gereksiz bir öğe var mı? Bu soru, aslında Fiziksel Aksiyonlar Atölyesi’ndeki ekonomi kriterini referans almaktadır. Bir anlatıda olay örgüsünden bağımsız, neden kullanıldığı tariflenemeyen öğelerin atılarak anlatının temizlenmesi gerekmektedir. Senem’in anlatısında biz böyle bir öğeye rastlayamadık.

8. Anlatıdaki Eylemcilerin motivasyonlarını (üstün amaçlarını) tek tek çıkardık. Buna göre;

Velinin motivasyonu oğluna, gerçeği yansıtmayan bir biçimde, iyi bir rapor almak.

Öğretmenin motivasyonu, mesleki etik ile işini koruma arasında bir denge tutturmaya çalışmak.

Müdürün motivasyonu ise hem öğretmenin etik tavrını hem de velinin istemini dikkate alarak pozisyonunu korumak.

Eylemcilerin motivasyonlarını çıkardığımızda, 4. soruda kenara not ettiğimiz finaldeki eksikliğe dair daha net bir kanı oluşturduk. Eylemcilerin amaçları belirgin bir biçimde nihayete ermediği ve sonuçları belirsiz kaldığı için anlatının finalinin olmadığı izlenimini ediniyorduk. Eylemcilerin yapmayı umdukları şeylerin gerçekleşmesi ya da akamete uğraması gerekiyordu. Senem’in anlatısında velinin aldığı rapora verdiği tepkiyi görmüyorduk. Velinin iyi bir rapor alma hedefinin gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmediğimiz için final belirsiz kalıyordu.

Kolektif Oyunlaştırma Atölyesi’nde, eylemcilerin fonksiyonlarının çıkarılması ayrıntı çalışmasına bırakılmıştı. Neden bu faaliyetin ertelendiği sorusunu not ettik.

Son olarak anlatıdaki temel çatışmayı netleştirdik. Temel çatışma çocuğunun istikbalini kurgulamaya çalışan bir veli ile meslek etiğini korumaya çalışan öğretmenler arasındaki mücadele üzerine kuruluydu.

Anlatı değerlendirmesinin ardından Senem’in konuştuğumuz noktaları dikkate alarak anlatısını yeniden gözden geçirmesini ve finalini yeniden düşünmesini önerdik.

Yaptığımız çalışmanın sonunda oyunlaştırmanın temeli olan olay örgüsünü kurmaya yönelik egzersizleri ve bulguları çoğaltmanın hem kadroya hem de alana faydalı olacağını konuştuk. Bu yazı, nihayete ermiş bir tartışmanın sonuçlarını açmayı amaçlamıyor. Anlatıları değerlendirirken sorduğumuz sorular, muhtemelen önümüzdeki süreçte yürüteceğimiz Poetika ve Natyasastra üzerine okuma ve araştırma çalışmaları ile daha sarih bir hale bürünecek. Yürüttüğümüz kuramsal ve sahne üstü çalışmalarının sonuçlarını ise, Mayıs ayında düzenlenecek İATG şenliğinde daha geniş bir kamuoyu ile paylaşma ve tartışma olanağı bulacağız.

EK-1

Berk görünmez bir çocuktu sınıfta.. .Onun için kabus gibi geçen bahçeye çıkma hazırlıkları olmasa ögretmenin onu farketmesi neredeyse imkansızdı. Pek konuşmazdı, bir şey sorulduğunda da “bilmiyorum” derdi çoğunlukla. Öğretmeni bahçeye çıkarken montunu giymesini söylediğinde yapamayacağını düşünüp ağlamaya başlardı. Çocuklar yemek yemek için masalara koşturduğunda onca boş sandalyenin içinde Berk yine ağlamaya başlardı: “Peki ben nereye oturacağım?”… Arkadaşlarını izlerdi oyun zamanında. En sevdiği arkadaşlarının yanına sessizce sokulur, onları takip ederdi. Bazen de sınıfta bir kum saatini alır dakikalarca kumların aşağı kayışını izlerdi bir köşede.

İlk veli toplantısında öğretmenleri Berkʼle ilgili endişelerini annesi Selin Hanımʼa oldukça açık bir şekilde anlatmaya çalışmıştı aslında. Allah için kibar davranmıştı Selin Hanım. Ögretmenlerin söylediklerine hiç olumsuz bir tepki göstermemişti. Hatta hiç tepki göstermemişti, sanki duymamıştı öğretmenlerin söylemek istediklerini.

Selin Hanım: Berk meraklı, gözlem yapmayı çok seven bir çocuk. Konsantrasyonu da çok iyi. Mesela çamaşır makinelerine bayılıyor. En son İngiltereʼden oyuncak bir çamaşır makinesi getirdim ona inanır mısınız karşısına geçip saatlerce izledi onu. Makinenin nasıl çalıştığını çözmeye çalışıyordu kendi zihninde?

Selin Hanım Berkʼın çamaşır makinesinin nasıl çalıştığını çözmek için saatlerce seyrettiğini anlatırken öğretmenin aklından gelişim bozukluğu olan çocukların mekanik aletlere olan takıntısı geçiyordu.

Selin Hanım: Sonra çok sosyal bir çocuk Berk, yeni bir ortama girildiğinde hemen adapte olur. Geçen yaz Amerikaʼda yaz okuluna gittiğimizde öğretmenler gözlerine inanamadı. Daha ilk gün Berk Amerikalı bir çocuğun elinden tutup “Lets play together” dedi ve beni bırakıp sınıfa koşturdu.

Öğretmeni: Şey aslında okulda arkadaşlık kurmakta biraz zorlanıyor. Bizim gözlemlediğimiz kadarıyla şimdilik sadece arkadaşlarının oyunlarını izliyor, aktif olarak katılmıyor ya da arkadaşlarıyla diyalog kurmuyor.

Selin Hanım: Dedim ya çok gözlemci bir çocuktur Berk, çok iyi gözlem yapar. O şimdi gözlemliyor herkesi, size ondan öyle gelmiş. Bakın mesela geçen gün roketlerle ilgili bir belgesel izlemiştik, ertesi gün aynısını çizip getirdi. Nasıl güzel, detaylı çizmiş anlatamam, bunlar hep gözlem yeteneği sayesinde.

Öğretmeni: Gerçekten bunu duymak bizi şaşırttı. Çünkü Berk henüz sınıfta tanınabilir bir şekil çizmedi. Genelde tek bir renk kalem kullanıyor ve onunla sayfada gelişi güzel karalamalar yapıyor. Siz evde yaptığı çizimleri bizimle paylaşır mısınız?

Selin Hanım: Tabii paylaşırım, onun sevmediği bir şeyi çizdirmişsinizdir de ondan öyle yapmıştır o. Berk bir süredir özel bir öğretmenle de çalışıyor evde. 20 yıllık çok deneyimli, tecrübeli bir öğretmen. O da Berkʼın çizimlerinden, zekasından çok etkilendiğini söylüyor. Ama çocuklarla nasıl çalışılacağını çok iyi bilen biri, yılların deneyimi tabii, Berkdeki potansiyeli hemen ortaya çıkarıyor.

Öğretmeni: Mutlaka bire bir çalışmak farklıdır bir çocukla, ama bir çocuğun sınıf topluluğunda neler yaptığı da bize çok şey anlatır. Berkʼin özel bir öğretmenden çok oyun oynamaya, sosyal olarak gelişmeye ihtiyacı var aslında. Siz dışarıda çok farklı olduğundan bahsediyorsunuz ama sonuçta biz sınıfta ne görüyorsak onu sizinle paylaşıyoruz.

Ve ağzındaki baklayı çıkardı Selin Hanım:

Selin Hanım: Ben de tam bu konuda sizinle konuşmak istiyordum. Biz önümüzdeki yıl Amerikaʼya taşınma kararı aldık. Ve hem Berk hem de büyük kızım için New Yorkʼta Top 10’deki okullara başvurmaya başladık. Tabii ki bu çok zorlu bir süreç. Çocukları gözlemleyecekler, bazı testler yapacaklar, ve sizin de bazı raporlar doldurmanızı isteyecekler. Siz Berkʼi henüz 2-3 aydır tanıyorsunuz tabii ama eminim raporlarını çok güzel dolduracaksınız. Yani bilirsiniz biraz süslü cümleler, daha politik bir dil ve tabii Berkʼin henüz bütün potansiyelini kullanmadığını da düşünürsek biraz daha pozitif bir yaklaşım bekliyorum sizden.

Öğretmeni: Elimizden geleni yaparız Selin Hanım. Gözlemlediğimiz herşeyi bütün detaylarıyla yazarız hiç merak etmeyin. Ancak görmediğimiz bir şeyi ʻpotansiyelini henüz kullanmadığınıʼ düşünerek yazmamız çok doğru olmaz.

Selin Hanım: Neyse zaten daha vaktimiz var. Ben müdürünüz Nurşen Hanımʼla da konuşacağım durumu, o da size bilgi verir zaten.

Pek hoşnut kalmamıştı Selin Hanım toplantıdan. Ögretmenleri istediği gibi bir rapor yazmayacak gibiydiler. Tutturmuşlardı “gözlemlerimiz” diye, niye bu kadar zordu ki onun istediklerini yazmak. Hem çuvalla para ödüyordu o bu okula, bu kadarcık bir şey istemek çok muydu yani. Selin Hanım işini şansa bırakacak bir kadın değildi. Bahsettiği özel öğretmen hergün geliyor, okuldan sonra Berkʼla 2-3 saat çalışıyordu, üstelik Ingilizce. O gittikten sonra da bilgisayarda birkaç online test yaptırıyordu çocuğa. Berkʼın dört yaşındaki bedeni çoktan yorgun düşmüştü. Okula uykusuz geliyor, zaten normalde bile oyunlara katılmazken şimdi hepten bir köşede oturup kalıyordu. Üstelik bu “akademik” çalışmalar onun üzerindeki baskıyı hepten arttırmıştı. Hata yapmaktan çok korkuyor ve karşılaştığı en ufak bir meselede hüngür hüngür ağlıyordu. Ögretmenleri birkaç kez annesini arayıp durumdan bahsetseler de Selin Hanım pek oralı olmadı. Onun aklı raporlardaydı. O işi de şansa bırakamazdı. Hemen okul müdüründen bir randevu aldı ve görüşmeye gitti.

Toplantının ardından Müdür Nurşen Hanım öğretmenlerin yanına giderek Berkʼin annesi ile görüştüğünü ve Selin Hanımʼın Berk ile ilgili raporları öğretmenlerin doldurmasını istemediğini, bu nedenle raporları rehberlik öğretmeni ve müdür olarak kendisinin dolduracağını söylediğini. Tabii ki öğretmenlerin görüşünü de alacaktı ama veliden böyle bir istek geldiyse de kırmak olmazdı. Gerçi biraz kızmıştı Nurşen Hanım çünkü öğretmenlere dolaylı olarak söylediği ʻraporu düzeltinʼ mesajını Nurşen Hanımʼa çok daha açık bir şekilde vermişti. Üstelik karşılığında da okula çok güzel bir kütüphane yaptırmayı vaat etmişti. Nurşen Hanım ögretmenlere böyle bir şeyi asla kabul edemeyeceğini söylese de veliye açıkça “olmaz” dememişti. Üzerinde büyük harflerle “CONFIDENTIAL” yazan rapoları da direk okula postalamak ve veliye açıktan vermek konusunda kararsızdı. Müdür Nurşen Hanım Berkʼin öğretmenleriyle konuşurken:

“Aslında bizden istediğini yapmamız mümkün değil. Düşünsenize biz çocuğa çok iyi referans olacağız sonra çocuğu bir görecekler ki bambaşka. Böyle bir şeyin altına nasıl imzamı atarım. Ya birgün benim çocuğum da o okula başvurursa ne olacak? Ben yanlış referans verirsem benim çocuğumu kabul ederler mi hiç?”

Öğretmenleri bu yorumu çok şaşırmadı, bundan sonra olanlara da. Ne de olsa özel bir şirketti burası, bu da meslek etiğinin modern bir yorumlaması… Öğretmenlerin görüşlerini alsa da, hafiften de şişirmişti raporları Nurşen. Selin Hanımʼın yoğun ısrarlarına dayanamayıp üç rapordan ikisini de açık zarfta veriverdi. İlkinde “CONFIDENTIAL” daha büyük harflerle yazıldığından onu kapalı zarfta Amerikaʼdaki okula postaladı. Yine bir orta yol bulmuştu yani, e ne yapsın pozisyonu gereği… Başarısının sırrı da biraz bu değil miydi zaten… Aklını oğlunun da o okula başvuru yapma ihtimali kurcalasa da, içinde raporları şişirmenin verdiği tatlı bir huzursuzluk da olsa bu iş bittiği için rahatlamıştı Nurşen. Müdür odasındaki koltuğuna yaslanıp şöyle derin bir nefes aldı.

Berk ise yorgunluktan yine hastalanmıştı. Annesi okulu arayıp önümüzdeki haftaya kadar okula gelemeyeceğini haber verdi. Çünkü önümüzdeki hafta yine Amerikaʼya gideceklerdi. Bu defa başka bir okulun görüşmesine katılacaklardı. Berkʼe de çok önemli bir test yapacaklardı. O zamana kadar kendini toparlaması lazımdı. Onun için evde kalacak ve bu süre içinde özel öğretmeni ile bire bir çalışacaktı.

 [1] Yazının konusu yürütülen çalışmalardan birini paylaşmak olduğu için bu sorunlara uzun uzun girmeyeceğim. Merak eden okurlar, Mimesis Tiyatro Çeviri/Araştırma Dergisi’nin bir sonraki sayısında Şirket Hikayeleri süreç değerlendirme notlarını okuyabilecekler. Şimdilik, önceki çalışma dönemine dair şu kadarını söylemek yeterli olur: Çalışma alanının temel sorunu çalışma alanıyla kurulan sistem içi ilişki biçimleriydi. Sergilenen kadro pratikleriyle entelektüel derinliğe sahip, alternatif bir örgütlenmenin hayata geçirildiği bir çalışmanın yürütülebileceğinden çok adeta yürütülemeyeceği doğrulanmaya çalışılıyordu.

[2]http://www.bgst.org/uygulama/atp-g-de-kolekt-f-oyunla-tirma-atolyes

[3] Değer analizi, sahne üzerinde eylemsel temsili gerçekleştirilmiş bir çalışmaya yönelik yapılmaktadır.

Yorum


işlemi tamamlayınız: