Çelişkisiz Lider Anlatısı: Diriliş ‘Ertuğrul’

Fırat Kuyurtar

kayserililerin_dizisi_dirilis_ertugrul_aralikta_trt_1de_h17781Onu bir daha göremeyecek miyim? 

Buldun mu ki kaybedesin, kaybettin mi ki bulasın?

Diriliş: Ertuğrul, TRT’nin yeni dizisi. Dizi, kısaca Osmanlı’nın kuruluşu öncesine odaklanıyor ve kuruluş/yükseliş dönemi olarak ders kitaplarında kanıksadığımız bir dönemin nasıl başladığını izleyicilere aktarmaya çabalıyor. Şu ana kadar 3 bölümü yayınlandı ama bazı tespitleri yapmak için dizi yeterli veriyi sunuyor.

Yukarıda alıntıladığım sözler, dizinin 3. Bölümünden; ancak dizinin üzerine kurulu olduğu anlatı, bu sözlerin mütevaziliğinden oldukça uzak…

Ertuğrul, kıtlıkla boğuşan kavmi adına kritik bir görev üstlenmiş ve kışlak yurt istemek için gittiği Halep’te çeşitli oyunlarla karşı karşıya gelmesine rağmen Allah’ın yardımıyla muvaffak olmuş,  Kayı Boyu için son derece verimli ama bir o kadar da Hıristiyan Tapınakçı kalesinin yakınında olduğu için tehlikeli bir yurdu Halep Emiri’nden almıştı. Bu yolculuğunun bazı kritik anlarında, ünlü tasavvufçu İbn Arabi ile karşılaşmış, yoldaşlık etmişti. Çok kısa bir süre için birbirlerini görmelerine karşın, aralarında şimdiden zihinsel bir bağ kurulmuştu…

Aslında hikayenin ne olduğunu biliyoruz. Ertuğrul Gazi’nin oğullarından Osman, Osmanlı devletini kuracak ve Osman’dan gelenlerin idare edeceği o devlet 3 kıtada hüküm sürecek, şehirlerin şehri Konstantiniyye’yi fethedecek, İslam aleminin bayrağını kuruluş ve yükseliş döneminde gururla, duraklama döneminde kibirle, gerileme döneminde mahcubiyetle taşıyacaktı. Bilmediğimiz ise şu: Ertuğrul ilahi özelliklere sahip miydi? Peygamberlere layık görülen ismet sıfatını taşır mıydı? Gerçekten bu liderin gelişini müjdeleyen mucizeler, alametler olmuş muydu?

Dizide aşağı yukarı bilinen tarihsel olaylar, o olayların merkezindeki kahraman ve onun etrafındaki olaylar merak öğesinin sürekli canlı tutulduğu, hatta bu yönteme abanıldığı bir yaklaşımla aktarılıyor.  Ertuğrul, abisini kurtaracak mı? Halep Emiri’nden kışlak yurt alacak mı? Şehzade kızı ile mi yoksa kötü gelinin kız kardeşi ile mi evlenecek? Süleyman Şah töreyi çiğneyecek mi? Kervan basılacak mı? vd…

Neden-sonuca dayalı yöntem parlatıldıkça parlatılmış, seyircinin izlediği hikaye ile mesafesi neredeyse sıfıra indirgenmiş, kahraman, kahraman gibi kusursuz olan anne ve babası, İbn Arabi gibi Allah dostu evliya, serdengeçti sadık kullar ile özdeşleşmişti. Yani bizim neyi sevmemiz, neyi sevmememiz, neye tepki duymamız, kimden nefret etmemiz, kimi yüceleştirmemize bir karar veren vardı.

İyiler

Birçok benzer yapımda gördüğümüz üzere, kahraman, yani Ertuğrul seçilmiş kişiyi oynuyor. Seçilmiş kişi kaçınılmaz kaderine giderken, evrendeki her taş, her zerre de onun bu yolda pişmesi, olgunlaşması için ya kendisine yardımcı oluyor, yahut onun önüne bir engel olarak çıkıyordu.

Ertuğrul bilge bir kraldır. Nefsinden kurtulmuş ismet bir kuldur. Kötülükler ise bu dünyada dengeyi bozan beşeri arazlardır. O arazları ortadan kaldırmak için, kahraman hiç durmadan, yorulmadan, üstün akıl yürütme gücü ile sürekli bir mücadele içindedir.

Kötüler

Kadın, erkek işine karışmaz. Kadınlar üretim süreçlerinde yer alabilir ama rolünü bununla sınırlı tutmalı, yönetimden uzak durmalı, haremde tavsiye diye bilinen rolünün dışına çıkmamalıdır. Bunun aksini yapan tek karakter olan Gündoğdu Bey’in eşi Selcen Hatun neredeyse Şeytan ile özdeşleştirilmektedir. Hırs, nefsani arzular, büyü, hile, kritik hatalar, vs… Hepsi Selcen’in üzerine yüklenmiş.

Kara Toygar, Tapınakçı üstadı, Titus. Üçünü bir arada yazıyorum; zira üçünün çok ortak özelliği var. Bir defa kahramana düşmanlar. Hikayedeki rolleri bu… Bir de dizide iyi ile kötüyü rahatlıkla ayrıştırabiliyorsunuz. Kötülerin hepsinin gözleri pörtlek, dişler gacır gucur. Bu yönetmenin açık bir tercihi. Yani büyük oynayın demiş, belli.  Yapım bu özelliği ile bir nefret dilini de kimi zaman açıkça kimi zaman gizli bir şekilde bol bol barındırıyor. Orada bu rolleri oynayan ve tiyatrocu olduklarını bildiğimiz kişiler bu konuda ne düşünüyorlar merak ediyorum.

Bana göre taraf olduğun cephenin sorgusuz iyi olduğunu iddia eden, ilahi tecelli olarak ortaya çıktığı iddia edilen bir lideri kutsayıp onun arkasında durmayı bazen gizli bazen açık bir şekilde öğütleyen Diriliş ‘Ertuğrul’ gibi yapımlar halk düşmanı yapımlardır. Örneğin şöyle bir akıl yürütelim. IŞİD militanı olan bir insan, kendisini mutlak iyinin mi, yoksa mutlak kötünün mü hizmetkârı olarak görüyordur? Yahut Hitler’in arkasında duran geniş halk kitlesi kendilerinin, yahut yaptıklarının kötü olduğunu düşünüyorlar mıydı? Neden Osmanlı’nın Konstantiniyye’yi fethetmesi önceden rüyalarda görülmeyi hak edecek kadar kutsal bir olay?

Kahramanlar seçilmiş varlıklar; evrenin merkezinde olduğunu iddia eden, bana göre ne kadar zavallı olduğunu görmeden, kibir içinde kurulan, benim dediğim, benim inandığım doğrudur söylemleri…

Varlığımızın yapı taşları olan atomların yıldızlardan kaynaklı olduğu biliniyor. Voyager 1 uydusu, saniyede yaklaşık 17,5 km hızla (saatte 63 bin km) ilerliyor ve 1977 yılında çıktığı yolculuğa rağmen güneş sistemini henüz yeni terk etti. Samanyolu galaksisinde ise bizim güneşimiz gibi 400 milyar yıldız olduğu hesaplanıyor. Tüm evrende ise bir o kadar galaksi olduğu hesaplanıyor.

Gelgelelim, bütün bu yıldızların, bu korkutucu azameti ile sürekli bir devinim ve değişim içinde olan, ölümün, doğumun sürekli gözlendiği evrenin, bu kadar küçük bir varlığın etrafında döndüğünü iddia eden yapımlar, sanat eserleri o yüzden bana çok komik geliyor.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: