Ödenekli Tiyatrolarda Neler Oluyor?

Kemal Oruç

İstanbul Şehir Tiyatroları

İstanbul Şehir Tiyatroları bu ülkenin en köklü sanat kurumudur. Tüm baltalamalara, kapatmalara, yolsuzluklara ve siyasi baskılara rağmen bir sanat kurumu yüz yaşına gelebilmişse, öncelikle, onu var eden ve bu yaşına kadar yaşatan sanatçılara teşekkür etmek gerekir.

Şehir Tiyatroları var olduğu süre içinde birçok ülkenin seçkin oyunlarını sahnelemiş ve ülke tiyatrosuna yepyeni yerli eserler kazandırılmasını sağlamıştır. Ayrıca, gerek klasik oyunlar gerekse deneysel oyunlarla çeşitlilik sunmuştur. Özellikle Beklan Algan’ın başında bulunduğu dönemde Tiyatro Araştırmaları Laboratuvarı’nda hem genç oyuncular yetiştirilmiş hem de çok önemli yenilikçi çalışmalar yapılmıştır. Bütün bunların gerçekleştirilmesinde özellikle Muhsin Ertuğrul’un büyük mücadelesini tekrar dile getirmek yerinde olur.

2012 yılında İskender Pala’nın kaleme aldığı “Muhafazakarın Sanat Manifestosu”ndan sonra bir gecede ortaya çıkarılan, tepeden inme yönetmelik, Şehir Tiyatroları’na indirilmiş büyük bir darbeydi. AKP’ye yakın olan İskender Pala’nın oyununun sahnelenmemiş olması da buna büyük bir etkendi. Sonuç olarak Şehir Tiyatroları bürokrasi yönetimine girmiş oldu. Tepeden inme yönetmelikle birlikte repertuarın yavaş yavaş değiştiğini, toplumcu oyunların gösteri programından kaldırıldığını gördük. Buna, Rosenbergler Ölmemeli oyununun uyduruk bir şekilde gösterimden kaldırılması ve Ateşli Sabır oyununun gösteri programında sebepsiz yere uzun süre yer almaması örnek verilebilir.

Yönetmelik sonrasında hükümetin tayin ettiği bürokratlar, genel sanat yönetmenleri ve bütün bu olanlara sessiz kalan kurum çalışanları yüz yıllık sanat kurumunun dokusunu zedelemeye başladı.

Son olarak Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’ne, zabıta müdürlüğü de yapmış olan, bir güreş hakeminin getirilmiş olması kurumdaki yıkımı açıkça gösterdi.

Bütün bunlara karşı duran olmadı mı? Oldu elbette. Fakat kurum içinde direnen bir avuç sanatçıya soruşturmalar açıldı; bu sanatçılar maaş ve görev tehditleriyle karşı karşıya getirildi. Bunun tek sebebi ise birlikte mücadelenin olmayışıydı.

Şehir Tiyatroları’nı başta kurum çalışanları olmak üzere, halkın birliği kurtaracaktır.

Peki kurum sanatçılarının ve halkın birlikte mücadelesini İŞTİSAN sağlayabilir mi?

İŞTİSAN

İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği, Şehir Tiyatroları’nın aktif örgütüdür. Baskılardan dolayı, bu dönem faaliyetleri biraz geriledi. Başkan Levent Üzümcü ve yönetim kurulu toparlanıp İŞTİSAN’ı daha aktif mücadele eder hale getirmelidir. En azından İŞTİSAN gibi önemli bir sanat örgütünün mücadelesinin daha büyük olması gerekir.

Geçen dönem Ragıp Yavuz başkanlığını yapmaktaydı. O dönemde her yerde İŞTİSAN adını duymaktaydık. Birçok kişi de derneğin adını ilk kez geçen dönemde duymuştur zaten. Ragıp Yavuz döneminde İŞTİSAN’ın düzenlediği birçok sanat eylemi yapıldı. Aynı zamanda İŞTİSAN’ın da içinde bulunduğu ve kurulmasında öncülük ettiği Tiyatro Platformu hala aktif olarak çalışmaktadır. Tiyatro Platformu’nun gerçekleştirdiği, “Devlet-Tiyatro İlişkisi Çalıştayı” çok önemli bir etkinlikti. İŞTİSAN bu çalıştayda çok aktifti.

İŞTİSAN’ın da içinde bulunduğu Tiyatro Platformu, Sanatçılar Girişimi, TOBAV ve Türkiye Barolar Birliği’yle 20 Ocak 2014’te “Hukuk-Sanat Buluşması”nı gerçekleştirmiş ve güç birliği deklarasyonu ile işbirliği protokolü imzaladılar. Bu çok önemli bir atılımdı. Başkan Levent Üzümcü de bu buluşmada bir konuşma yaptı. Yine de bu dönemde Levent Üzümcü adının İŞTİSAN’ın önüne geçtiği görülüyor. Eylemliliğin birey üzerinden değil de dernek üzerinden yapılması İŞTİSAN’ı çok daha etkili kılacaktır.

Hem Devlet Tiyatroları’nın hem de Şehir Tiyatroları’nın bürokrasiye ve gericiliğe direnmesini sağlayan örgütlü mücadelenin içindeki sanatçılardır. İşte soruşturmaya giren sanatçılar da özellikle bu örgütlü mücadelenin içindeki sanatçılardır; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen sanatçılar değil.

Fakat şu iyi bilinmelidir ki; gün geldiğinde halk hangi sanatçıyı bağrına basacağını, hangisine sırtını döneceğini çok iyi bilecektir.

Şehir Tiyatroları’nın 100. Yılı

Şehir Tiyatroları’nın 100. yılı bir gecelik galayla, aslında sessiz sedasız, kutlandı.

Şehir Tiyatroları’nın yüzüncü yaşı gibi bir ortam yok. Hatta sezona bile çok sönük başlandı. Kurum içinde büyük bir umutsuzluk havası var.

Bu umutsuzluğa son vermek için yapılacak en büyük atılım örgütlü mücadeledir. Ancak sanatçıların örgütlenmesi ve halkla birliği Şehir Tiyatroları’nı coşkuya kavuşturacaktır.

Özgür sanat ortamlarının yaratılması için ödenekli tiyatrolarla birebir ilişkisi olmayan sanatçıların da hem Şehir Tiyatroları için hem de Devlet Tiyatroları için sonuna kadar mücadele etmesi zorunludur.

Erhan Yazıcıoğlu

Kadir Topbaş’ın özel talebiyle, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’ne getirilen “dediği dedik” Erhan Yazıcıoğlu’nun, bir gazetede Gezi Ayaklanmasıyla ilgili soruya verdiği cevap şu şekilde:

“Sivri çocuklarımın uçlarını törpüleyeceğim. Otokontrolü öğreteceğim. Bazıları politik konularda çığırından çıkınca otokontrolünü kaybediyor.”

Söylenebilecek tek şey var: “Sanat kurumlarını halkın sözü olabilen sanatçılar yönetmelidir; iktidarın değil!”

Devlet Tiyatroları

TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu), Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak sanat kuruludur. Bu kurulun bütün amacı başta repertuarı hükümet eliyle belirlemek ve sonrasında Devlet Tiyatroları’nı yok etmektir.

Devlet Tiyatroları kapatılamaz! Çünkü devlet sanat hizmetini de halka sunmak zorunda. Devlet Tiyatroları’nın var olup olmaması kararı da bizzat halka aittir.

Kültür Bakanının “Devlet Tiyatroları kar etmiyor” mantığı da anlaşılır değildir. Devlet, sanatı halkına ticari amaçla mı sunmak istiyor? Bu hizmettir. Halktan aldığı vergilerle devlet bu hizmeti sunmak ve devam ettirmek zorundadır. Devlet zaten, olmaması gerektiği halde, eğitimden ve sağlıktan yeterince para topluyor. Eğer bu hizmetleri halka sunmayacaksa, vergilerin tam olarak amacı ne?

Akün ve Şinasi Sahnesi Satıldı

Son birkaç yılda ödenekli tiyatrolara ait birçok sahne kapatıldı, yıkıldı, satıldı. Bu yıl İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nin talan edilmesinin ardından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının talimatıyla, Akün ve Şinasi Sahneleri 33 milyon TL’ye gizlice satıldı; aynı dönemde 1 milyar 370 milyon TL’ye mal olan Ak-Saray’ın açılışı yapıldı.

Ne denilebilir ki?

Dünyanın birçok ülkesine ait çok önemli tiyatro eserlerinin sahnelendiği iki sahne satıldı; dünyanın birçok ülkesinin eleştirdiği Ak-Saray yapıldı.

Nejat Birecik

Mustafa Kurt’un “Sansür var.” diyerek istifa ettiği Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne dizi oyuncusu ve TÜSAK savunucusu Nejat Birecik getirildi. Nejat Birecik’in usulsüz bir şekilde göreve getirilmesinin ardından yönetim kadrolarından birçok sanatçı istifalarını verdi.

Nejat Birecik kaleyi içten yıkmak için Devlet Tiyatroları’nın başına getirilmiştir.

Şu sözümüzü tekrarlamakta yarar var: “Sanat kurumlarını halkın sözü olabilen sanatçılar yönetmelidir; iktidarın değil!”

Ödenekli Tiyatroların Onurlu Sanatçıları

Ödenekli tiyatrolar içinde, gelen her hükümete göre şekil almayan, başı dik, ayakları yere sağlam basan onurlu sanatçılar var. İşte onlar halkın sözünü söyleyebilenlerdir.

Bunca savunumuza karşı, ödenekli tiyatroların değiştirilmesi, onarılması gereken yanlar yok mu? Var elbette. Çokça hem de. İşte bu eksikleri giderebilecek olanlar da sözünü ettiğimiz onurlu sanatçılardır.

İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki ve Devlet Tiyatroları’ndaki, bütün dayatmalara direnen, yıkımlara engel olmaya çalışan, karanlığa karşı savaşan tüm dostlara bin selam; “Bana dokunmayan bin yaşasın.” düşüncesiyle susanlara da yazıklar olsun!



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: