Protestolarda Koreografi ve Jest Önemli Bir Rol Oynuyor

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Mimesis Çeviri / Hareket önemlidir. Bedenler önemlidir; özellikle de insanlar siyah bedenlerin devlet tarafından kullanılıp atılmasını protesto ettikleri zaman. Koreografi, hareket ve jest, politik protestonun çeperlerinde değil, merkezinde yer alır.

New York Times. 15 Aralık 2014, Çeviri: Öykü Gürpınar

RFDProtestChicago-largeHorizontal375Göstericiler, 13 Aralık’ta Chicago’nun alışveriş merkezinde bir “Ölüş” canlandırdı. Fotoğraf: Scott Olson, Getty Images

Michael Brown ve Eric Garner’ın polis tarafından öldürülmesine ve mahkemenin iki polis memurunu da cezasız bırakmasına cevap olarak, protestocuların siyah bedenler üzerindeki devlet şiddetinin katmerlenmiş etkisine dikkat çeken bir dizi jestine tanık olduk. Ferguson’da ve ülkenin dört bir yanında protestocular “Eller Havada! Ateş Etme!” [“Hands Up! Don’t Shoot!”] sloganıyla sokaklardaydı. Bu slogan hem haykırıldı, hem de vücuda getirildi. Başka bir yerde de yazdığım gibi, bu eylem hem ateş açılmaması için bir yalvarıştır, hem de bedensel bir zorunluluk olarak ellerin dayanışmayla havaya kaldırılmasını içerir. Protestocuların elleri havadayken çekilmiş fotoğrafları, söz konusu jestin Hong Kong’dan Moskova’ya dünyanın dört bir yanına yayılmasını sağladı.

Kısa süre önce protestocular, sadece Eric Garner’ın son sözlerine değil, aynı zamanda genel olarak siyah hayatların nefessiz bırakılmasına da referansla, “Nefes Alamıyorum” [“I Can’t Breathe”] sloganını kullanmaya başladı. Bu slogan – “Eller Havada!” sloganında olduğu gibi – belli bir koreografi eşliğinde icra edildi: “Ölüş”ün sahnelenmesiyle. Nasıl “Eller Havada!” jesti, siyah bedenlerin bir iktidar ve direniş gücü olarak canlılığıyla bizi karşı karşı karşıya getiriyorsa, “Ölüş”ler de siyahi ölümler tarihine ve devletin sorumluluktan kaçışına dair karamsar bir not düşüyordu.

Protestoların ethos’u jestlerinde ve koreografisinde vücut buluyor. Bunu Wall Street’i İşgal Et [Occupy Wall Street] eylemlerinde de gördük. Protestocular, haftalarca kamusal mekanı işgal ettiler ve New York’taki Zuccotti Park ya da Boston’daki Dewey Meydanı gibi kamusal meydanlarda kamp kurdular. Özellikle finans merkezlerinde kurulan kamplar, işgücünün sürekli olarak sermayeye hizmet edecek şekilde hareket etmesini talep eden iş akışını sekteye uğratma amacı taşıyordu. Nasıl İşgal’in ana sahnesi finans merkezlerinin kamusal meydanları olduysa, Michael Brown ve Eric Garner protestoları da bütün şehri ele geçirmek üzerine oldu. Protestolar, bütün ABD şehirlerinde binlerce kişiyi harekete geçirerek, Brooklyn Köprüsü gibi işlek caddelerde, San Francisco’daki kavşaklarda ve Minneapolis’in otoyollarında sel olup akmalarına yol açtı. Protestocular, hareketin gündelik akışını kesintiye uğratmak için “Ölüş”leri kullandı ve seyircilerini polis şiddetinin ve ırksal ayrımcılığın ölümcül sonuçlarıyla yüzleşmeye zorladı.

Her ne kadar hem İşgal, hem de Ferguson/Garner protestoları yerleşik eşitsizliklere ve devlet merkezli şiddete güçlü cevaplar olsa da, gerek koreografilerde, gerekse hareketlerin amaçları ve taleplerinde göz ardı edilemeyecek farklılıklar söz konusudur. Protestonun bir biçimi, diğerinden daha etkili değildir. Farklı biçimlerdeki protestolara, başka türden değişimleri yaratabilmek için ihtiyacımız var. Protesto, tıpkı performans gibi, sahnesini ve hareket repertuarını dikkatle seçer. Bütün bunlar, seyircilerin protestolardaki derin anlamı nasıl alımlayacağını belirler. Koreografiye ve jeste yapılan vurgu, protestoları bir çerçeveye oturtmaya yardım eder ve böylece politik mahiyetlerini daha net görmemize olanak tanır.

Paylaş.

Yanıtla