Alternatif Tiyatroda Hayata Dair Hikayeler

Tiyatro Salt’ın Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri ve Kesik Oyunu Üzerine

Gizem Elif Asil

İzmir Alsancak’ta, bir apartman dairesinde seyircileriyle buluşan Tiyatro Salt’ın seyrettiğim ikinci oyunu Aşka Dair Mutsuz Perşeme Hikayeleri. Bu oyundan önce Kesik adlı oyunlarıyla tanıştım. Kesik, İngiliz oyun yazarı Mark Ravenhill’in yazdığı, Alev Koçer’in çevirisini yapıp uyarladığı oyun iken Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri ise Bahadır Yüksekşan’ın kaleme aldığı oyundur. Şimdi gelin modern insanın yaşamına yönelik oyunlar seçilen bir tiyatroda sahnelenen oyunları yakından inceleyelim.

İzmir’deki özel tiyatrolardan olan Tiyatro Salt bünyesinde can bulan, Kesik oyunu Kesik yapanın ve yaptıranın acısı ve çelişkisini, otoritenin özel ve kurumsal alandaki yaşamını tartışırken, Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyunu ise hayatın içindeki hikayeleri, fark etmediğimiz yahut fark edemediğimiz yaşamları gözler önüne seriyor.

Matruşka Misali Mutsuz Hikayeler

Hikaye anlatıcılığı tiyatroyu üreten bir tekniktir. Bize de yabancı değildir. Bunu hepimiz biliriz. Yüzyıllardan beri var olan hikaye anlatıcılığını Türk Tiyatrosu’nda Meddah’ta görürüz. Meddahlar destanlar, kahramanlıklar anlatır. Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyununda da oyuncular, hayatın içindeki kahramanların hikayelerini anlatıyor. Oyundaki kahramanlar Meddah hikayelerinde anlatılan, büyük olayların üstesinden gelen kahramanlardan çok farklı. Bu kahramanlar kendi hikayelerinin kahramanları. Yeğenini öldüren dayı, sevgilisi ile kaçmayı planlayan Mahinur, kardeşinin peşine düşen Behram, peşine düşülen kardeş Zümrüt, evden kaçan Arif ve Manolya… Önce kendilerine neden o ismin verildiğini açıklamaları ile başlayan hikayeler, hayatlarının en çarpıcı kısımlarının sahnelenmesi ile devam ediyor.

Taksici Halil’in sevgilisini kaçırmak için ihtiyaç duyduğu parayı dayısı Halim’den çalmaya çalışması ile başlayan sahne, Halim’in Halil’i bıçaklaması ile son buluyor. Daha ilk hikayede hayatın gerçeği ile baş başa kalıyoruz. Öyle ki evde hasta yatan babaya bakmak zorunda Halim’in istediği gibi bir hayat yaşayamadığını görüyoruz. ‘Yalnızca bir harf fark var!’ diyor öldürdükten sonra. Hep yeğeninin yerine geçmek isteyen Halim, dikmeye başladığı kuşları ile ilgilenmeye devam ederken Halil’in sevgilisi Mahinur ve Yolcu ile tanışıyoruz. Parkta karşılaşan Mahinur ve Yolcu’nun konuşmalarından, Yolcu’nun kardeşini aradığını, Mahinur’un ise aşkının peşinden koştuğu anlaşılıyor. Evden kaçan kadının sahnelenmesi bize pek de uzak bir hikaye değil. Hatta haberlerde, televizyon kanallarında ve çevremizde duyduğumuz evli kadının kaçışına dair hikayenin bir benzeri işlenmiş. Beklenmedik son yaratılmadan, Mahinur’un tabiri caizse sığınacağı o kişinin ölüm haberi ile hikaye sonuca bağlanıyor.

Halil’in yolcuya dönüşmesiyle adının Behram olduğunu, kardeşini aramak için yollara düştüğünü öğreniyoruz. İkiz kardeşi için kullandığı ‘Kız sanırsın.’, ‘Mahallenin delisi Deli Zübeyde ile anlaşıyor ikizim.’ ve ‘Kardeşimle kan kardeşi bile olamadım.’ repliklerinin ardından Zümrüt ile tanışıyoruz. Pavyonda şarkı söyleyen Zümrüt, Behram’ın ikiz kardeşi. Sadece hayallerini ve kardeşi Behram’ı seviyor. Behram’ın gözünden toplumun, evrimini ve kendini kabul etmiş kadına karşı tutumuna şahit oluyoruz. Cinsel yönelimi yüzünden ölümle cezalandırılacak olan Zümrüt çalıştığı pavyonda ‘Sen beni ömrümce unutamazsın.’ şarkısını söylüyor. Daha Kesik oyunundan bahsetmedim ama seyredenler bilirler ki Kesik oyununda böyle bir özdeşlik kurabileceğim müzikler kullanılmamıştı. Elbette İngiliz oyunundan uyarlama olan bir oyunda kendi coğrafyamdan ezgilerin çalmasını bekleyemem. Zümrüt ile kurduğum duygusal bağın bir sebebi de söylediği şarkıdır. Çünkü bizden, bizim coğrafyamızdan bir şarkı. Oyunda kullanılan diğer şarkılar gibi. Oyunlarda kullanılan kültürel kodları yazımın diğer bölümünde inceleyeceğim. Şimdi tekrar dönelim Behram’ın ikizi Zümrüt’e. Zümrüt, ona aşık olan çaycı Esad’ın yanına gelmesinden sonra, çocukken nehir başında aynaya baktığını, sarı saçlı kız ile erkek arasında hikaye yarattığını, sarı saçtan bir tutam kesip Ömer’e verdiğini anlatıyor. Ve ekliyor, ‘Masalımda prenses yok ki!’.

Zümrüt’ün hikayesinin anlatıldığı sahne bana Şamil Yılmaz’ın yazdığı Kadınlar, Aşklar ve Şarkılar oyununu anımsattı. Her iki oyunda bir takım ortak metaforlar var.Kadınlar, Aşklar ve Şarkılar oyununda trans bireyin hayatından dört farklı kesit sunuluyor. Oyunda ayna, kuyu ve trans kadına aşık olan Midyeci yani bir erkek kullanılıyor. Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri’nde ise ayna, nehir ve çaycı Esad var. Olumsuz olarak söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Trans bireylerin hayatlarının işlendiği oyunlardaki metaforların benzerliği dikkatimi çekti.

Hikayenin içinden çıkan hikayeler adeta matruşka gibi. Açılan her matruşka ile toplumun hikaye kahramanlarına, hikaye kahramanlarının topluma bakışına ve hikayelerin bambaşka yönlerini görüyoruz. Halim’in hikayesinden taksici Halil’e, taksici Halil’den sevgilisi Mahinur’a kadar birçok hikayeyi dinliyoruz. Hem de kendi ağızlarından! Adlarının konulmasının dillendirilmesiyle başlayan süreç, başka hikayeye bağlanarak son bulmuyor. Yeni bir düğüm çözülüyor ve bu düğüm ile ilmekler yavaş yavaş birbirinden ayrılıyor.

Otoritenin Gölgesi Kesik’in Üzerinde

Tiyatro Salt’ın seyrettiğim ilk oyunu olan Kesik, üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm oyunda otorite olarak konumlandırılan Pauli ile kesik isteyen yani gelenekçi düşünce yapısında olan John arasında geçiyor. Pauli’nin, John’a kesik yapmasıyla sahne sonlanıyor. İlk sahnede tartışmaya açılan düşünce; iki taraftan hangisinde olacağımız değil, hangi tarafta olursak olalım bedel ödeyeceğimizdir. İkinci sahne, lezbiyen çift Pauli ile evde otorite olan partneri Suzan arasında geçiyor. Kamusal alandaki otorite yani Pauli için evde güçsüzleşmenin görüldüğü bu bölümde Suzan’ın yıldızı parlıyor. Seyir alışkanlıklarımız içinde ensest ilişkileri göremediğimiz için, bu tür ilişkiler nasıl yaşanır bilmiyoruz.Bu yüzden lezbiyen ilişkide bir tarafı eril, diğer tarafı dişil olarak hayal ediyoruz. Pauli oyun kişisi hayal ettiğimiz ilişki biriminde eril tarafta işlenip, otoritenin baş köşesine oturtuluyor. Tam bu noktada şunu sormak istiyorum; ‘Cinsiyet kırılımını tamamlamış kişide neden heteroseksüel özellikler arıyoruz?’ Biseksüel ilişkinin heteroseksüel kalıplarla yürüyor olması enteresan bir durum. İnsanlar arasında otoriteye mi ihtiyaç duyuluyor? Birisinin ilişkiyi yönlendirmesi mi gerekir? Bu sorular kafamızda dolanadursun oyunun üçüncü ve son bölümüne geliyoruz. Anne ve oğul arasında geçen sahne hapishanede olan Pauli’nin oğlu Stephen’ın onu ziyaret etmesi ile başlıyor. Pauli’nin dünyada iyi adına pek bir şey kalmadığını düşünmesine karşı Stephen ise Pauli ile aynı düşünceleri benimsemeyen, dünyanın ve kendisinin değiştiğini düşünen biridir.

Oyunu kısaca hatırlattıktan sonra oyun bölümlemesinden bahsedeyim. Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyunu da Kesik oyunu gibi parçalı yapıda. Parçalı yapılar oyunların nefes almasını sağlayacak biçimde tasarlanmış. Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri’nde hikayeler arası kostüm değişimi ile süslenen bölümlemeler, Kesik oyununda ise kısa süren dekor değişimleri ile sağlanıyor.

Kesik oyunu üzerine eklemem gerekir ki orijinal metinde Kesik yapan kişi Paul olarak geçiyor. Yani karı koca ilişkisi var. Uyarlamada ise iki kadının çift olduğu görülüyor. Elbette ki iki kadının evli ya da partner olması olağandır. Böyle olunca Stephen hem Suzan’a hem de Pauli’ye ‘Anne’ diyor. O halde Stephen’ın öyküsünde babasının kim olduğunu merak ediyoruz. Bunun cevabının bize verilmesi bir kural değil. İki kadın ve bir çocuğun aile birimini oluşturduğunu normalleştiremediğimiz gibi nedenselliğe oturtmadan da oyun izlemeyi normalleştiremedik.

İki Kültür, İki Oyun

Kesik ve Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyunlarındaki benzerliklerden söz etmek istiyorum. Her iki oyununda da karakterler mutsuz. Huzursuz karakterler izliyoruz sahnede. Behram, Manolya, Pauli, Arif… Karakterlerin en büyük ortak özelliği bugünün insanının dertlerini gösteriyor olmaları. Tiyatro Salt’ın oyunlarını seyredenler bilirler ki Tiyatro Salt’ın cinsiyete dair derdi var ve bunu da oyunlarında işliyorlar. Bu yüzdendir ki In Your Face sayılmayacak metin olan Kesik oyunu ve dramatik yapıyı zorlayacak metin olan Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyunları bugünün insanına iki farklı kültürden bakıyor.

Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyunu bizim içimizden bir oyun. Taksisine bindiğimiz taksicinin, parktan geçerken bankta oturan kadının, sokakta yürürken karşılaşacağımız trans bireyin ya da bakkala bizden sonra giden kişinin öyküsüdür. Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyununda entelektüel tartışma, ortaklık kurabiliyorken aynı ortaklığı Kesik oyunu ile kuramıyorum. Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyununda duygusal bağ kurabiliyorum. Duygusal bağ kuruyor olmam empati kurmamı da beraberinde getiriyor. Kesik oyununda daha akılla ilişkiler çözülüyor. Bu düşüncemin yanında Kesik oyununun yazarı Mark Ravenhill’in Avrupa kıtasında, İngiltere’de doğduğunu unutmamamız gerekir. Böyle olunca oyunda bizim kültürel kodlarımız yerine İngiliz oyunlarının kodlarının bulunması rol kişileri ile özdeşlik kuramamamıza neden oluyor. Yani açık söylemem gerekirse Halil’i anladığım gibi Pauli’yi anlamam mümkün mü? Başka coğrafyadaki oyunları da kendi coğrafyamda buluşturabiliriz/ buluşturabilmeliyiz.

Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyunundaki her hikayeyi biliyoruz. Oyunu farklı kılan ise hikayelerin işleniş biçimleri. Böylelikle bize bir kez daha yanımızda, içimizde yaşananlar hatırlatılıyor. Yaşadığımız coğrafyadan müzikler kullanılmış. Yani Türkçe şarkılar ve popüler olanlar. Rap bile kullanılmış. Dayı’nın yeğenini bıçaklamasını, kadının evden kaçmasını, Arif’in babasının annesini dövmesini, Behram’ın kardeşini aramak için yollara düşmesini yadırgamıyoruz. Çünkü yan komşumuzdan, gazetelerden, haber programlarından duyduğumuz hikayeler. Bu yüzden hikaye daha ilk andan bizi içine alıyor ve oyun bitene kadar bırakmıyor. Ta ki selama kadar!

Son Olarak…

Mekanın işlevselliğine değinmeden edemeyeceğim. Aşka Dair Mutsuz Perşembe Hikayeleri oyununda kostümlerin tele asılı olması ve yanı başımızda kostümlerin değiştirilmesi dezavantajların oyunda sahne diline dönüştüğünü gösteriyor. Özellikle Bahadır Yüksekşan’ın Zümrüt ve Manolya karakterlerine geçerken kostüm ve makyaj değişiminin seyircinin önünde seyirlik hale dönüştürerek sunması oyunun seyretmeye değer sahneleri arasında yerini almasını sağlıyor. Kesik oyununda ise seyircinin salona girmesiyle başlayan oyunun ilk bölümünün sonunda beyaz perde arkasında kesik yapılması yine alternatif tiyatronun çaresizliğe bulduğu çözümü bizlere sunuyor.

Siz de otoritenin tiyatro estetiğinden sıkıldıysanız, düşük bütçe ile kaliteli oyun, hayatın içinden hikayeleri seyretmek istiyorsanız ve cinsiyet kırılımını sahnede özgürce ortaya konmasının umut ışığı olacağını düşünüyorsanız alternatif tiyatrolara gitmenizi öneririm.

Yorum


işlemi tamamlayınız: