Iraz Yöntem ve Güney Zeki Göker Anlatıyor

tiyatrohalEce Saruhan’ın TiyatroHâl’den Iraz Yöntem ve Güney Zeki Göker’le yaptığı söyleşinin bir kısmını okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Savaşın ortasında kalmış bir kadının her kadından izler taşıyan çığlığı niteliğindeki ‘Sabır Taşı’ adlı oyun seyirciyle buluşmayı sürdürüyor. Oyunu sahneleyen Tiyatro(Hâl) ekibinden Iraz Yöntem ve Güney Zeki Göker, “Oyundaki şiddet artık her an, her yerde. Umut, sevgi ve kurtuluş ise insanda” diyor

TİYATRO(HÂL), pırıl pırl gençlerin kendi imkânlarıyla bilardo salonundan tiyatroya dönüştürdükleri sahnesinde tiyatro severleri nitelikli oyunlarla buluşturmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde Atiq Rahimi’nin aynı adlı romanından Iraz Yöntem tarafından uyarlanan ‘Sabır Taşı’nı izledim Tiyatro(Hâl)’de. Güney Zeki Göker’in yönettiği oyunda Iraz Yöntem, Yücel Gökçek, İsmail Karagöz, Musab Ekici/Güney Zeki Göker ve Diyar Karadaş rol alıyor. Oyun, savaşın ortasında kalan bir kadının çığlığı niteliğinde. Şiddetin sıradanlaştığı bir ülkede yaşıyor bu kadın. İnsan yerine konmamış, duygularını hep bastırmak zorunda kalmış. Bu kapkaranlık tablonun içinde yaşam mücadelesi verirken sıkı sıkıya bağlı olduğu inancını ve hayatı sorgulamaya başlıyor. Kocasını sonunda çatlamasını beklediği bir sabır taşına dönüştürerek o güne kadar içinde tuttuğu her şeyi anlatıyor. Attığı çığlık her kadının çığlığı, oyunu kaçırmamak gerekiyor. Bakın Iraz Yöntem ve Güney Zeki Göker oyunla ilgili neler söylüyor…

Oyundaki kadının dramı, maruz kaldığı şiddet farklı şekillerde de olsa maalesef her gün hayatımızın içinde. İzlerken “Keşke bu sadece bir oyun” olsaydı dedim.

Iraz Yöntem: Romanı uyarlamaya karar verdiğimizde kadınlar üzerindeki vahşet şu andaki kadar yoğun değildi. Ne yazık ki seyirciyle buluşması kadın cinayetlerinin, sadece dine dayalı olmayan kadın katliamlarının çok arttığı bir döneme denk geldi. Bu vahşet maalesef artık her an, her yerde.

Seyirciden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

I.Y.: Temsili bir burkayla oyunun Afganistan’da geçtiğini göstersek de anlatılanlar herhangi bir Müslüman toprakta yaşanabilecek şeyler. İlk oyunlarda bütün o vahşetin biraz da olsa kendilerinden uzakta yaşanması seyircileri rahatlatıyordu. Artık o rahatlama kalmadı. Oyundaki kadın yaşadığı zulmün etkisiyle inancından vazgeçiyor. İnanç çok hassas bir nokta. Bazı seyircilerin oyunun bir kısmında çıkıp gitmelerine hazırdık ama öyle olmuyor. Her inançtan insan, oyun sonrasında bizimle dertleşiyor. Özellikle kadınlar kendi söyleyemediklerini bir kadının onlar adına söylemesinin öneminden bahsediyor. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. Biz de ülkemizde sabır taşı çatlamış ne çok insan olduğunu görüyoruz.

Sabır taşı çatlamayana şaşıyorum. Öyle şeyler yaşıyoruz ki… Ecelinle ölmek lüks oldu. Kartopuna bile kan ve gözyaşı bulaştı.

I.Y.: Nuh’un da (Köklü) dediği gibi “Keşke bu bir rüya olsa” ama değil! Hepimiz mutsuzuz ve giderek daha da mutsuzlaşıyoruz. İnsan bir kez ölür diye bilirdik ama her gün bir kez daha ölüyoruz. Bu nefret, kin ve öfke denizinde bize sevginin, hoşgörünün, umudun paylaştıkça büyüdüğünü unutturdular. Bir şeylerin değişebilmesi için öncelikle bunu hatırlamalıyız.

Güney Zeki Göker: Bu gidişatın değişebilmesi için tıpkı ‘Sabır Taşı’ndaki kadın gibi bize dayatılan dogmalara kendi irademizle karşı çıkmamız gerekiyor. Tabii bu 1-2 kişinin irade kullanmasıyla olmaz, toplumsal bir reflekse dönüşmeli. Umut da sevgi de kurtuluş da insanda! Biz bu inançla tiyatro yapıyoruz. Seyircilerimize, “Gelin dertlerimizi paylaşarak küçültelim, yalnız değilsiniz” diyoruz. Mutlulukları nasıl paylaşarak büyütüyorsak, dertlere de yine paylaşarak çözüm bulacağız.

‘Sabır Taşı’nı bu ay, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yararına oynacaksınız öyle değil mi?

I.Y.: Evet. 28 Mart’taki oyunun bütün geliri Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na gidecek. Bu sayede belki de bir kadın daha sığınma evine gidebilecek. Bu platform ne kadar çok kadına ulaşırsa, o kadar çok kadın sokaktaki vahşetten korunmuş olacak.

‘Tiyatro(Hâl)’in binası çürüyor

Tiyatro(Hâl)’in kapısındaki ‘Burada tiyatro var’ yazısına bayılıyorum. Mecidiyeköy’de az rastlanan ve beni çok mutlu eden bir manzara…

Iraz Yöntem: Ama maalesef bina bakımsızlıktan çürüyor. Sen mutlusun ama yıkılsın diye bekleyenler de var.

Nasıl yani? Açalım biraz bunu…

I.Y.: Ağustos ayında tadilata girişirken Şişli Belediye Başkanlığı’na hayırlı olsun ziyaretinde bulunmak istedik. Bizi Hayri İnönü’nün yardımcılarından Arda Aydoğan’a yönlendirdiler. Kendisi de bir sanatçı. Görüştük. “İsteklerinizi söyleyin” dediler, söyledik. Hemen ilgileneceklerini, ilk fırsatta Tiyatro(Hâl)’e geleceklerini, Nişantaşı’nda arabaların altına serilen kırmızı halıların artık tiyatro salonlarına serileceğini söylediler ama geri dönüş olmadı. Kendilerini birkaç kez daha rahatsız ettikten sonra sağolsun Keten İnşaat sponsorumuz olup acil arzularımızı karşıladı. Binamızda tesisat problemi var, sürekli su basıyordu. Mal sahibimiz bu durumla ilgilenmiyor, “Sorunun kaynağıyla konuşun” diyor. Sıkıntıların kaynağı olan üst kattaki esnafla görüşmeye çalıştık ama para verip tamirat yaptırmayı reddettiler. Zabıtayı aradık kimse gelmedi. Yeniden Arda Bey’i arayıp bastırınca zabıta ekibi geldi ama süre istediler. Hâlâ bekliyoruz gelen giden yok. Esnafı da tamirata 1 senenin sonunda daha geçen gün ikna edebildik.

Güney Zeki Göker: Sen de gördün Ece, ofisin duvarları çürümüş durumda. Girişten itibaren tahta kaplı merdivenler çürüdü. Suların boşalmasıyla yukarıdaki tavanlarda hâlâ tamir edilmemiş kartonpiyerler var. Elektrik aksıyor, sürekli ampuller patlıyor. Zabıtalara “Misafirlerimize karşı mahcup olmak istemiyoruz çünkü bu durum bizden kaynaklanmıyor. Buradaki düzeni tesis etmek sizin göreviniz” dedik ama hâlâ değişen bir şey yok.

‘MEKAN ARTI KAPANIYOR, ÇAMAŞIRHANE OLACAKMIŞ’

Nasıl üreteceksiniz böyle bir atmosferde? Bunu düşünen yok mu?

I.Y.: Ben sular damlayıp duvar çürürken oturup bir şey yazamıyorum. Makine değiliz, insanız. Seyircilerimiz içeriye alınırken yukarıdan su damladığında oyunun devam etmesi için insanüstü bir çaba harcamak zorunda kalmamalıyız.

G.Z.G.: Bir lokanta tiyatronun çatısına çöp atıyor. Zabıta müdürüne ve müfettişine gösterdik, hiçbir şey yapmadılar. Hâlâ o lokanta çatımıza çöp atmayı sürdüyor. Şişli Belediyesi “Şişli Sanattır” diyordu, bu mudur sanata verdikleri değer?

I.Y.: Geçenlerde Hayri İnönü, bir televizyon programına konuktu. Şişli’nin en büyük sorununun otopark olduğunu açıkladı. “Belediyenizin sınırları içindeki sanat merkezleriyle neden ilgilenmiyorsunuz?” diye twit attık, cevap bile alamadık. Biz direniyoruz ama dayanacak gücü kalmayanlar var. Mekan Artı kapanıyor mesela, orası artık çamaşırhane olacakmış.

‘YILLARIN KENTER TİYATROSU’NA BİLE SAHİP ÇIKILMIYOR’

Kenter Tiyatrosu’nun da sıkıntıda olduğunu duydum, kahroldum.

G.Z.G.: Evet, yılların Kenter Tiyatrosu’na bile sahip çıkmıyorlar. Kadriye Hoca’yla (Kenter) sık sık telefonlaşıyorum.

Devamı için tıklayınız.

Habertürk