Küba’da İmkansızı İmkanlı Kılmak/Bir Gezici Tiyatro Festivali Serüveni

Elif Temuçin

cruzada11 Şubat-11 Mart tarihleri arasında MishMash International Theatre Company ile Küba’da önce ‘Cruzada Teatral’ isimli gezici tiyatro festivalinin bir parçası olduk, ardından da Bayamo ve Havana kentlerinde oyunumuzu sergiledik.

Küba’ya gitmeden önce günlük tutmayı planlıyordum. Fakat yola çıktığımız andan itibaren o kadar çok şey yaşadım, o kadar çok şey deneyimledim ki hepsini yazmaya kalkarsam bir kitaba dönüşme potansiyeli vardı. Ben de kısa kısa notlar almaya başladım. Beni etkileyen, dönüştüren şeyleri yazıya döktüm. Tabii ki birkaç sayfaya sığamayacak kadar fazla bu notlar.. Bir eleme yaparak ya da özetleyerek yazmaya çalışacağım.

Öncelikle, ‘Cruzada Teatral’ isimli festivalin içeriğinden ve bizim bu projeye nasıl dahil olduğumuzdan bahsedeyim:

‘Cruzada Teatral’ 25 yıldır süren, gezici bir tiyatro festivali. Çıkış noktası; Küba’nın uzakdoğu bölgesindeki Guantanamo’dan Baracoa şehrine kadar engebeli yollarla, zar zor ulaşılan birçok küçük kasaba ve köye tiyatro götürmek… Otuz beş gün süren bu uzun yolculukta ulaşılan tüm yerli halk,  ‘Cruzada Teatral’i büyük bir coşku ile karşılıyor, çünkü festival sayesinde sadece yılda bir kez tiyatro izleme şansları oluyor. Festival katılımcılarının da, izleyenlerin de hep dillerinde dolanan, tekrar tekrar söylenen şu şarkı, festivali güzel özetliyor aslında:

‘Baracoa’ya gidiyorum

Asfalt yollar olmasa da

Baracoa’ya gidiyorum

Tepeler aşıp, yokuştan iniyorum

Baracoa’ya gidiyorum

Sırtımda tek bir çantayla..’

MishMash isimli Danimarka merkezli tiyatro topluluğumuzla bu festivalde yer alma şansına ise Assitej (Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği) Danimarka sayesinde ulaştık. Ağustos ayında yaptıkları bir duyuru ile Danimarka’dan üç topluluğun festivalde yer alabileceğini öğrendik. Başvuracak toplulukların, söz bariyeri olmayan ve sahne malzemelerinin sadece tek bir eşek sırtında taşınabilecek kadar az olacağı bir oyun hazırlamaları gerekiyordu.Biz de sadece kostümleriyle oyun yapan, hiçbir sahne malzemesi kullanmayan bir ekip olarak heyecanla proje için bir dosya hazırlayıp, Assitej Danimarka’ya ilettik. Eylül ayında henüz olumlu bir yanıt almamamıza rağmen, Erkan ve ben halihazırda Danimarka’da olduğumuz için Paivi Raninen isimli Finlandiyalı arkadaşımızla provalara başladık. (Ekibimizin dördüncü üyesi İsveçli oyuncumuz Jens Molander, yakın zamanda baba olduğu için uzun süre ailesinden uzak kalmak istemedi. Bu nedenle de ne yazık ki bu oyunda bizimle olamadı) Eğer proje olmazsa elimizde bir oyun daha olur diyorduk. Ama içten içe olumsuz cevap almaktan da korkuyorduk.

Provalar sırasında zorlandığımızı söylemeliyim. Çünkü önümüzde birçok engel vardı:

  1. Dil sorunu (İngilizce oynamamız imkansızdı. Sözsüz oynamak da MishMash’in tarzı olan hikaye anlatıcılığı için zorluydu.),
  2. Hem çocukların hem de yetişkinlerin keyif alabileceği bir oyun yapmak,
  3. Sahnede, sokakta, küçük bir sınıfta, büyük bir alanda; kısacası her yerde oynanabilecek, mekan sınırı olmayan bir oyun yapmak,
  4. Hiç ama hiç tanımadığımız, neden hoşlanıp neden hoşlanmayacaklarını bilmediğimiz bir seyirci kesimine oyun yapmak,
  5. Süre sınırı (Oyun maksimum 20-25 dakika olmalıydı.),
  6. Tüm oyunlar prömiyerlerini Cruzada Teatral’de yapmalıydı.

En sonunda verdiğimiz karar şu oldu: Kendimizin oynamaktan keyif alacağı, çok karmaşık olmayan bir öyküsü olan ve dilin minimumda kullanıldığı bir oyun yapmak. Daha önceden Erkan’la Tiyatro BeReZe kapsamında oynadığımız ‘Hikayeden Memurlar’ adlı oyunumuzun bir bölümünde yer alan, Gogol’ün ‘Burun’ adlı öyküsünü çalışmaya karar verdik. Bu absürt öykünün hem çocuklar, hem de yetişkinler için eğlenceli bir yanı olduğunu düşünüyorduk, ayrıca çok da sevdiğimiz bir hikayeydi. Böylece, Paivi iyi derecede İspanyolca bildiği için,  ona biraz daha fazla anlatıcı rolü verip, Erkan ve ben de çok da fazla olmayan İspanyolca repliklerimizi çalışıp öğrendik ve oyunu eskisine nazaran çok daha fiziksel, clownesk ve daha uzun bir hale dönüştürdük. Küba öncesi Danimarka’da yeniden bir araya gelip son düzenlemeleri yapmak için buluşmak üzere ayrıldık. Ayrılırken hala projeye kabul edilip edilmediğimizi bilmiyorduk, Assitej Danimarka başvuruları değerlendirdiklerini söylüyordu, biz meraktan ölüyorduk. Neyse ki  Türkiye’ye dönüşümüzden birkaç gün sonra proje için seçildiğimiz haberini aldık! Şubat ayında tekrar buluşup oyun üzerine çalışırken  heyecanlıydık. Oyun içimize sinmişti ama Küba’ya, özellikle Cruzada Teatral’in koşullarına dair pek bir bilgimiz yoktu. Neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk..

28 Ocak tarihinde başlamış olan ‘Cruzada Teatral’e tüm Danimarka ekipleri 15 Şubat’ta dahil olacaktık. Evet iki Türk ve bir Fin, Danimarka’yı temsilen, bir Rus hikayesini, Küba’da, İspanyolca oynamak üzere 11 Şubat’ta Küba’ya uçtuk. Daha doğrusu Paivi Danimarka’da çalıştığı için 16 Şubat’ta bize katılabildi. Erkan ve ben ve diğer Danimarkalı ekipler festival öncesi Bayamo isimli çok güzel bir Küba kentinde bir araya geldik. Burada Tiyatro Andante’nin konukları olarak, oyunlar izleyip atölye çalışmalarına katıldık. (Bu noktada, kültüre verilen öneme değinmem gerek. Oldukça zor bir dönem geçiren Küba birçok olumsuzluğa ve yoksunluğa rağmen tiyatrolarına değer veriyor. Oyuncular diğer meslek gruplarına nazaran daha iyi maaş alıyorlar. Ama tabii ki bu maaş da yeterli olmuyor. Ayrıca Bayamo ve Havana’da iki muhteşem sanat okulunu ziyaret ettik. Bu okullar tüm yetenekli gençlere ve çocuklara açık ve tamamen ücretsiz. Küba’da birçok yer eski ve dökülüyor gibi gözükse de sanat okullarındaki itina etkileyiciydi.)

15 Şubat’ta hep birlikte ‘Cruzada Teatral’ için sabahın erken saatlerinde Fidel Castro’nun Tiyatro Andante’ye bizzat kendi hediye ettiği otobüsle yola çıktık.  Bu otobüs bizi Guantanamo’ya kadar götürdü. Geri kalan yolu kamyonlarla sürdürecektik. Bu arada 60 kadar kişi olduğumuzu da belirteyim. Danimarkalı ekip olarak biz, 13 kişiydik. Kolombiya ve İspanya’dan katılan toplam üç ekip dışında diğer tüm tiyatrolar, Küba’nın çeşitli bölgelerinden geliyorlardı.

Başta da değindiğim gibi 15 Şubat – 1 Mart arasında süren ‘Cruzada Teatral’ maceramızı gün gün yazmaktan ziyade beni etkileyen şeyleri özetleyebileceğim.

Benim için ‘Cruzada Teatral’, festival süresince tekrar tekrar işittiğim üç kelime:

‘Vamos’, ‘Capero’ ve ‘Amigo Turco’.

cruzada2

VAMOS!

İspanyolca ‘Haydi’, ‘Hareket et’, ‘Gidiyoruz!’ gibi anlamları olan bir kelime.

Festivalde genellikle bu kelimeyle güne başlıyor, tüm günü geçiriyor ve yine aynı kelimeyle günü bitiriyorduk. Kısaca günümüz şöyle geçiyordu:

–          Sabah 06:30 gibi kalkış (Eğer horoz uyandıramazsa seni, ‘kahveee!!’ diye bağıran ses uyandırır)

–          09:00 gibi yola çıkış

–          1,5-2 saatlik bir yoldan sonra yeni kasabaya varış

–          O gün uyunacak okula yerleşme (kasabaların okullarında, sınıflarda matlarımızı serip uyuduk.)

–          O gün oyun oynayacakların malzemelerini alışı ve kamyona doluşup oynanacak  küçük köylere dağılma.

–          14:30 gibi öğle yemeği

–          Varsa öğleden sonra oyunu

–          19:00 gibi akşam yemeği

–          20:30 kasabanın meydanında akşam oyunları.

Genel programımız böyleydi ve hemen hemen her gün yeni bir kasabaya yol aldık. Böylesi bir programda her şeyin tıkır tıkır işlediğini elbette söyleyemeyeceğim. Bir sonraki gideceğimiz kasabanın ismini biliyorduk sadece. Nerde, kime oynayacağımızı bilmediğimiz gibi o gün oynayıp oynamayacağımızı dahi sabah kahvaltıda öğreniyorduk. Ya da yolda giderken ‘şuradaki okulda oynamak ister misiniz?’ deyip yol üstünde indirdikleri bile oldu. Seyirci her zaman hazır ve bizi bekliyordu. ‘Vamos’ kelimesi bu nedenle önemli ve çift anlamlı benim için. Oldukça yoğun programı olan bu festivalde her an her şekilde hazır olmayı öğreniyorsunuz. Her an yola çıkılabilir, her an sizi kamyondan indirip ‘burada oynuyorsunuz!’ denebilir. Bir süre sonra MishMash olarak biz önerilerde bulunmaya bile başladık. ‘Şu parkta çocuklar var oynasak mı?’ ‘Bu oyunun peşi sıra biz de oynayalım mı?’ gibi.. Isınmak, ses açmak, ‘ay bi konsantre olayım’ demek yok! Buna zaman yok, gerek de yok; çünkü hep ısınmış bir haldesin, hep tazesin, inanılmaz bir enerji dolanıyor çevrende. Herkes oyun oynamak istiyor, her gittiğimiz yerde en az elli seyirci hazır ve inanılmaz bir arzuyla senin oyun oynamanı bekliyor. ‘Vamos! Vamos! Vamos!’ daha ne istersin ki! Her yer seyirci, her yer sahne! Öte yandan Küba’nın zaman algısı bambaşka. Yani ‘10 dakikaya gideceğiz’ denirse biliyorsun ki en az bir saat sonra yola çıkılacaktır. Hani yukarda yazdığım saatlere aldanmayın. Aşağı yukarı bu saatlerde gerçekleşiyordu her şey. Bir tek akşam oyunları genelde saatinde başladı. Bu nedenle de Vamos kelimesini binlerce kez duyduk. Beklemekten bunalan herkes bağırıyordu Vaaaamos!! diye. Bu yüzden hep ama hep bir yerlere geç kalınıyordu. Genelde bu büyük bir sorun olmadı hiç. Gittiğimiz yerlerde de kendi aramızda da. Sadece bir köyde hepimizi üzen bir şey oldu: Oldukça uzun bir yol gittikten  sonra dağların tepesindeki bu köye saat 16:00’da vardık. Oysa onlar, sabah 09:00’da orada olacağımız şeklinde bilgilendirilmişlerdi ve bizi saatlerce beklemişlerdi. Üstüne üstlük yol üstünde bir grup çocuk ve öğretmenleri ile karşılaştık. Bizi çok uzun süre beklediklerini, ama şimdi aç olduklarını ve eve gitmeleri gerektiğini öğrendik. O kadar yolu tiyatro izleyemeden gerisin geri yürüyerek dönüyordu çocuklar. Tam bir yıl  ‘Cruzada Teatral’i beklemişlerdi ve bu yıl izleyememiş oldular. Köye herkes mutsuz girdi. Köy sessizdi, kimse de bizi karşılamadı. Çok üzücüydü. Ama bir süre sonra bir öğretmen gelip herkesle ilgilendi. Sonra yavaş yavaş tüm köy halkı evlerinden çıktı. Öğretmenin dokunaklı konuşmasından sonra ‘Cruzada Teatral’ eski ruhuna geri döndü. Ama zannediyorum ki bu anı, hepimizin zihnine kazındı.

CAPERO!

İspanyolcada ‘kafaya dikkat’ gibi bir anlamı var.  Bir tür ünlem.

Aslında bu kelime sadece kamyonda giderken kullanılıyordu. Tüm festival boyunca yolculuklarımızı iki kamyonla yaptık. Bir kamyonda eşyalarımız ve diğerinde biz. Evet yaklaşık 60 kişi bir kamyonun arkasında ayakta yol alıyorduk. Güneşin alnında, çılgın bir rüzgarla.. Tıkış tıkış, birbirimize dolanmış bir biçimde.. Çok eğlenceli olduğu gibi, oldukça da yorucuydu. Kimi zaman tam gaz gittiğimizde, midenizin ya da kalbinizin ağzınıza gelmesi olağan bir durumdu. Bazen kamyon ağaçların arasından ya da ağaçların yakınından geçiyordu ve bu, dalların kafanıza çarpmasına neden olabilecek bir şeydi. Eğer hızla giderken kafayı ağaca ya da dala geçirirsek sonumuz pek hoş olmazdı doğrusu. İşte bu yüzden ‘Capero!’ hayati bir kelimeydi. Herhangi bir tehlikede ‘capero!’ diye bağırılınca herkes kafasını eğiyordu. Bir süre sonra benim için çok hoş bir anlam kazandı bu kelime. Dayanışma ve birlikte çalışmanın sembolüne dönüştü zihnimde. Kimi zaman oldukça zorlu koşullarda yol alırken, engebeli dik yokuşlar inip çıktığımızda, güneş başımıza geçmişken, yorgunken, susuzken vb.. tüm olumsuz anlarda, o kamyonun üstünde biri, özellikle Kübalı olmayan biri ‘Caperooo!!’ diye bağırınca hemen gülüşmeler, eğlence başlıyordu. Sihirli sözcük gibi.. Sanırım o an hepimiz için tüm olumsuzluklar uçup gidiyordu, yalnız hissetmiyorduk. Bunun Küba ruhu olduğunu söyleyebilirim. Yardıma ihtiyacı olan bir insan varsa herkes hızla organize oluyordu. Yani gayet rahat görünen, çok ama çok yavaş Kübalılar kriz anında organize ve müthişlerdi.  İlginçti. Yani ‘Capero’ tüm yardımseverliğin simgesi oldu benim için.

 

cruzada3AMIGO TURCO!

Türk Arkadaşım!

Festivalin ilk günlerinde bir Kübalı oyuncunun Erkan’a ‘Amigo Turco!’ diye seslenmesiyle başlayan bir oyundu aslında. Sonra bana da sıçrayıp ‘Amiga Turca!’ diye seslenmeye başladılar. Biz de Erkan’la ‘Amigo Cubano!’ (erkek için) ya da ‘Amiga Cubana!’ (kadın için) diye seslenmeye başladık onlara. Öyle çocuksu bir keyif alıyorduk ki, Kübalı oyuncularla hızla iyi arkadaş oluverdik. Aslında çok özellikli bir sesleniş değilmiş gibi gözükse de birbirinin dilini bilmeyen iki taraf için anlamlıydı ve bu derece hızla arkadaş yapması çok güzeldi. Arkadaşlığın ikinci aşaması dans ve müzik oldu tabii. Kübalılar için dans ve müzik inanılmaz değerli şeyler. Aslında Türkiyelilerde de olan bir durum. Dans edip şarkı söyleye söyleye dillerimizi bilmesek de dost olduk.  Zaten hep ama hep yan yana olmak birbirimizi tanımayı hızlandırdı tabii. Hiçbir özel alan yoktu. Kimse kimseden üstün değildi. Hep beraber uyuyor (kimi zaman yatakhanelerde 60 kişi birlikte uyuyorduk), hep beraber yemek yiyor, hep beraber çalışıyor, hep beraber nehirde yıkanıp, çamaşır yıkıyor, hep beraber eğlenip, hep beraber yol alıyorduk. Bunların hepsini yaparken de (sanırım uyku hariç) hep hep hep dans ediyor ya da şarkı söylüyorduk. Sanki yıllardır bu festivalin bir parçası gibi hissediyorduk.. Kimi zaman bizim enerjimiz bir yerde tükenirken Kübalı dostlarımızın enerjisi tükenmiyordu, bize tekrar enerji verip ‘Vamos!’ diyorlardı. Müthiş bir hedef vardı zaten ortada. Yorulmak bir sonraki kasabadaki bizi bekleyen seyircilere haksızlık olurdu. Bu anlamda ‘Amigo Turco!’, ‘Capero!’ ve ‘Vamos!’ değerli kelimelerdi.

MishMash gözünden festivali değerlendirecek olursam, Danimarka’da yaşadığımız tüm kaygılar daha oynadığımız ilk oyunla yok oldu. Hayatımda belki de en ama en anlamlı prömiyeri gerçekleştirdik. Kamyonla tepeler tırmandıktan sonra bizi yol üstünde indirdiler. Etrafta ağaçlardan başka bir şey yoktu. Sonra bir öğretmen bize yolu gösterdi. Ağaçlıklı daracık bir toprak yoldan yürüdük ve birden karşımıza minicik bir okul ve onun bahçesi çıktı. Okulun küçük sınıfında yirmi-yirmi beş öğrenci ve onların aileleriyle öğretmenleri oturmuş heyecanla bizi bekliyorlardı. Beş dakika içinde kostümlerimizi giyip, birbirimize iyi şanslar dileyip oyunu oynadık. İç içe, sıcacık bir oyun oldu. İlk kez bir prömiyerimde, seyir yerinde tanıdık kimse yoktu. İlk kez beş dakika içinde hazırlanıp oynadım. Ama çok güzeldi işte. Oyun sonrası, oyun hakkında sohbet ettik. Bize hayatımızda tattığımız en güzel meyveleri sundular. Bütün yıl bekledikleri tiyatro bizim oyunumuz olmuştu. Heyecan vericiydi. Sonraki oyunlarımız da hemen hemen hep böyle keyifli geçti. İspanyolca oynadığımız için bir dil sorunu ile karşılaşmadık. Ayrıca bu tür bir festivalde sözü minimumda tutmamızın iyi bir karar olduğunu fark ettik. Çünkü çoğu zaman okul bahçelerinde ya da kasaba meydanlarında oynadığımızdan sözün fazlaca olduğu –İspanyolca bile olsa- oyunların sorun yaşadığını gördük. Sürekli geçen kamyon sesleri, insan uğultusu ve müzikle oluşan bir gürültü hali olduğundan izleyenlerin dikkatini toplamasını sağlamak güç oluyordu. Bu anlamda oyunumuzun az sözlü, teknik ihtiyacı olmayan ve fiziksel oluşu bize çok yardımcı oldu. Aynı zamanda genelde çocuklar ve yetişkinlerle hep karma bir seyirci vardı. Ne mutlu ki genelde oyunumuz iki tarafı da farklı biçimlerde yakaladı. Seyirci profili bana Türkiyeli seyirciyi anımsattı. Özellikle küçük şehirlerdeki heyecanlı, ilgili yetişkinlere ve büyük bir coşkuyla izleyen çocuklara benziyorlardı. Oyun sırasında yorum yapan, her an sahneye fırlayıp bizimle oynayacakmışçasına kıpır kıpır, aynı şekilde ufacık bir illüzyon yaratıldığında ağzı açık, etkilenmiş olarak izleyen harika seyirci..  Sanıyorum ki, diğer Danimarkalı ekiplere nazaran Erkan’a ve bana yabancı gelmedi izleyenlerin tavrı. Tam tersine oldukça tanıdık geldi diyebilirim. Sadece, kimi akşam oyunları zorlu oluyordu. Bazı yerel yönetimler ‘Cruzada Teatral’ dönemini bir parti havasına sokmaya çalışıyorlardı. Oyunların öncesinde yüksek sesle müzik çalıyorlardı ve ister istemez bu parti havası bir grup sarhoş seyircinin yaratılmasına neden oluyordu. Ama festivalin sanat yönetmeni Emilio Vizcaino Avila, bu konuyla ilgili bir savaş verdiklerini belirtiyordu. Biz bu nedenle sadece bir kere akşam oynadık. Sanırım tek olumsuz deneyim buydu.

Festival sonrasında diğer Danimarkalı gruplar ve Tiyatro Andante ile Bayamo’ya geri döndük. Burada, 2 Mart günü, gündüz MishMash olarak ‘Burun’u, akşam ise Tiyatro BeReZe olarak ‘Fil’ adlı oyunumuzu İngilizce oynadık. ‘Fil’, aslında Kübalı bir oyuncu olan Dalita için yazılmıştı. Oyunun yazarı ve yönetmeni Soren Valente Ovesen, bu oyunun tohumlarını yıllar önce Küba’da atmıştı. ‘Cruzada Teatral’ boyunca da Kübalı oyuncular Dalita ve Danay ‘Fil’i İspanyolca oynadı. Erkan ve ben de onların dekor ve kostümleriyle, oyunu İngilizce oynamayı önerdik. Bu fırsatı kaçıramazdık! Herkes bizim kadar istekli olunca, daha önce aynı oyunu İspanyolca izleyen izleyicilere bir de bizim versiyonu sunduk. Çok ama çok keyifliydi. Hem bizim için, hem Dalita ve Danay için, hem de Soren için..

Ertesi gün diğer Danimarkalı topluluklar evlerine dönerken biz MishMash olarak Havana’ya yol aldık. Assitej Küba’nın organizasyonuyla, 5 ve 7 Mart tarihlerinde iki farklı sahnede oyunumuzu sergiledik. Festivaldeki kadar keyifli ve güzel geçti. 7 Mart’taki oyunumuzun ardından, Rus bir gazetecinin bizimle röportaj yapması ise en komik anımız oluverdi. Evet Küba’da!

Sonuç olarak ‘Cruzada Teatral’ inanılmaz bir deneyim oldu. Birçok anlamda.. Küba gibi hiç bilmediğim bir kültürle tanışmak da etkileyiciydi. Kübalı sanatçıların bu derece yoksunluk içinde, her tür imkansızlığa karşı mücadelelerini görmek gerçekten değerliydi. Küba’ya dair yazılacak pek çok şey var ama bu yazı bir festival yazısı için bile gayet uzun oldu. Başka bir yazı konusu olarak notlarımın bir kısmını kenara ayırıyorum. Son olarak, böylesi bir şansı yakalamamızı sağlayan Assitej Danimarka’ya teşekkürler..

Yorum


işlemi tamamlayınız: