“Özgür ve Özgün Tiyatro İçin Hep Birlikte, El Ele!”

1058746_620x410[Ece Saruhan’ın Habertürk’te yayınlanan haberinin bir kısmını paylaşıyoruz.]

Dünya Tiyatro Günü için tiyatromuzun genç neferleriyle buluştum. Kimisi bir bilardo salonunu kimisi ekmek fırınını tiyatro sahnesine dönüştüren bu gençler, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen tek ses, tek yürek haykırıyor: “Özgür ve özgün tiyatro için hep birlikte, el ele!”

İnsanı uyandıran, iyileştiren, vicdanını sağlam tutan, empatiyi hatırlatan tiyatronun üzerindeki baskı giderek artıyor. Yıl 2015, sansür konuşuluyor. Tiyatro binaları birbiri peşi sıra kapatılıyor. Sanatı ne kadar baskılarsanız baskılayın, o bir yolunu bulup daha da güçlü fışkırır. Salonlarımız kapanırken ne mi oldu? 20’li 30’lu yaşlardaki gençler, içlerindeki tiyatro aşkından aldıkları güçle, imkânsızlıkları imkâna dönüştürerek küçük sahneler kurdu. Mecidiyeköy’deki bir bilardo salonu Tiyatro(Hâl) oldu, Asmalımescit’teki 2 apartman dairesi birleştirilip Yan Etki. Beyoğlu’ndaki bir bar artık Şermola Performans, bir tabela atölyesi ise Kumbaracı50. Galata’daki Hamursuz Fırını artık Tiyatro D22, Kadıköy’deki bir tekstil atölyesi ise Emek Sahnesi. Beyoğlu’ndan Karaköy’e taşınan ikincikat’ın yeni sahnesi eskiden musluk imalatçısıydı. Onlarca yazar, yönetmen ve oyuncu çıktı, çıkıyor bu sahnelerden. Sürekli üretirken bir yandan kendi imkânlarıyla sahnelerini yaşatmaya çalışıyorlar. Seyirciyi alternatif bir seyir haliyle buluşturdukları için ‘Alternatif Sahneler’ olarak anılıyorlar.

9 sahne birleşip bir de oluşum kurdular. Benim için hepsi ışığın, umudun ta kendisi olan bu gençlerden Pınar Yıldırım, Eyüp Emre Uçaray, Gülhan Kadim, Berkay Ateş, Iraz Yöntem, Güney Zeki Göker, Berfin Zenderlioğlu ve Faruk Barman’la; anılarımızla birlikte çürüyen AKM’nin önünde buluştuk.

Gönül, Dünya Tiyatro Günü’nü kutlamalarla karşılamak isterdi ama gelecekte gerçek kutlamalar yapabilmek ümidiyle, farklı etnik kimliklerin de kendilerini kendi dilleriyle ifade edebilecekleri özgür ve özgün bir tiyatro hayaliyle, aslnda tüm toplumun, hepimizin dertlenmesi gereken dertlerini konuştuk. “Toplum olarak ruh ve zihin sağılığımızı koruyabilmemiz için nefes alabilecek alanlara ihtiyacımız var. Tiyatro bizim için bir nefes alma alanı, bu seyirci için de geçerli. Tiyatronun bir gereklilik olduğunun farkına varılmalı. Yaptığımız oyunlarla seyirciye ‘Gelin dertleri paylaşarak küçültelim, mutlulukları paylaşarak büyütelim’ diyoruz” diyerek girdiler söze. Kulak verin bu çağrıya. Konuştuklarımızın özeti 3 kutu halinde aşağıda:

“İŞİMİZ ÜRETMEK AMA…”

Anayasa’nın 64’üncü maddesi “Devlet sanatı ve sanatçıyı koru makla yükümlüdür” dese de bizde durum böyle değil. Türkiye’nin sağlam bir kültür-sanat politikası yok. İktidarlara göre değişen politikalar var. Dünyanın birçok ülkesinde vergi muafiyeti, devlet desteği var. Devlet, sponsorların desteklenmesini de teşvik ediyor. Oysa Türkiye’de 40 yılda bir şans eseri sponsor bulabiliyorsunuz. O da güne ait borçlarınızı karşılıyor ancak. İşimiz üretmek ama sahnelerimizi kaybetmemek adına bir yandan da faturaları düşünüyoruz.

‘DERTLERE PAYDAŞ ARIYORUZ’

Bilet fiyatlarımızı yüksek bulan seyirciler şunu bilmeli; bizim gibi tiyatrolar sadece bilet geliriyle ayakta durmaya çalışıyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir model yok. Başka ülkelerde devlet, yerel yönetimler, sponsorlar ya da fonların desteği var. Direnebilmek için kurslar, atölyeler açıyoruz ama yetmiyor. Bulunduğumuz mekânların etrafına bir ekonomik canlılık da getiriyoruz ama yine de hiçbir şekilde desteklenmiyoruz.

Gün geliyor temizliği de biz yapıyoruz, gişede bilet sattıktan sonra sahneye çıkıp oynuyoruz. Bunların hiçbirinden gocunmuyoruz. Bu sahneler bizim değil, hepimizin. Ağlamıyoruz, dertlerimize paydaş arıyoruz.

‘BİRBİRİMİZE DESTEĞİZ’

Tek alternatif olan şey sahnelerimiz, seyir halinin alternatifiliği. Birilerine alternatif bir şeyler yaratmak amacıyla kurulmadık.

Sahnelerimizde düşüncelerimizi özgürce dile getirebilmenin hazzını yaşıyor, sahnelerimizi salon sıkıntısı çeken genç ekiplerle paylaşıyoruz.

Bir ekibin ışık masası bozuluyor, diğeri kendininkini götürüyor. Oluşumda 9 sahneyiz, 2 sis makinemiz var. O makine aramızda dolaşıyor. Öğrenmenin sonu yok. Düşe kalka büyürken, birbirimize sıkı sıkı tutunup destek oluyoruz.

CAN GÜRZAP

‘Selam olsun genç tiyatro kahramanlarına’

Muhsin Hoca (Ertuğrul) “Adama insanlık duygusu tiyatroda aşılanır” diyor. Tiyatro ve diğer sanatlar insan beyninin dolayısıyla düşüncesinin vitaminidir. Selam olsun salonsuzluktan kafelerde, apartman dairelerinde, yeterince ısınamayan ve yeteri kadar donanımı olmayan 60-70 kişilik salonlarda tiyatro yapan kahraman çocuklara! Selam olsun karın tokluğuna tiyatro yapan genç tiyatro kahramanlarına!

TİLBE SARAN 

‘Soluksuz kalıyoruz’

Ariane Mnouchkine “Tiyatro, yetiş imdadıma! Uyuyorum, uyandır beni. Karanlıkta kayboldum, yol göster bana ya da bir ışık yak. Tembelim, utandır beni. Yorgunum, kaldır beni. İlgisizim, vur bana. Aldırış etmiyorum, yok et bu halimi. Korkuyorum, cesaret ver bana. Cahilim, öğret bana” diye haykırıyor. Ne yazık ki ülkemizde tiyatro imdadımıza yetişemeyecek! Küçük Sahne, Şan, Aziz Nesin, Venüs, Dram Sahnesi, Tepebaşı Deneme, AKM derken kaybedilen sahnelere Akün ve Şinasi de eklendi. Soluksuz kalıyoruz. Çirkinliğin, nefretin, cehaletin, kibrin ve karanlığın esiri oluyoruz. Hafızamızı silmeye uğraşıyorlar. Oysa bellek bir gül gibidir, katmerli yapraklarıyla bizi zenginleştiren. Şehrin belleğini unutursan tek yapraklı bir güle dönersin. Ve o yaprakları yolunan canım güller gibi solup gider kentler, medeniyetler… Koca İstanbul’u soluksuz bırakamazsınız. 20 milyonluk bir metropolü kültür merkezsiz bırakmak, anılarımızı hoyratça kazımak suçtur!

BÜLENT EMİN YARAR

‘Birlikte büyümeliyiz’

Birçok oyun oynadığım AKM’nin şu andaki durumu içler acısı. İstanbul’da en az 7-8 tane AKM olmalı. Sadece İstanbul’da değil, bu ülkenin tüm şehirlerinde, kasabalarında salonlar açılmalı. Tabii bu salonların içini dolduracak kalifiye elemanlar da olmalı. Toplum olarak giderek küçülüyoruz. Sevdalarımız, düşüncelerimiz, tiyatrolarımız küçülüyor. Birlikte büyümeliyiz.

LEVENT ÜZÜMCÜ

‘Benden açık çek’

Tiyatroyla gösterilenin insanlar üzerindeki etkisi iyi bir sinema filminin en az 10 katıdır. Sanatçı karanlığı ilk hisseden, ışığa doğru en önde gidendir. Madem klasikler ödenekli tiyatrolarda sansüre uğruyor, klasiklerden korkuluyor; bu ülkenin en iyi oyuncuları ve yönetmenleri bir araya gelip Türkiye’nin dört bir yanında 5 TL’ye klasikleri oynamalıyız. Gerekirse meydanlarda oynarız. Otobüslere binip tüm Türkiye’yi dolaşmalı, ücretsiz çocuk oyunları sahnelemeliyiz. Bu iş bize çok şey verdi, sıra bizde. Arkadaşlarıma açık çek; ben hazırım.

MUHSİN ERTUĞRUL

TİYATRONUN DEĞERİ

“İnsanın en değerli varlığı vücudu ve ruhudur. Hastane gövdelerin, tiyatro ruhların şifa kaynağıdır. Ruhsuz adam bir kalıptır. Düşünmekten, duymaktan, insanlıktan, iyi ve kötüyü ayırt etmekten uzak bir kalıp! En korkunç suçları işleyenler hep bu ruhsuz kalıplardır. Çevremizi karartan, eğitim ışığına varamamış bu sakat ruhlardır. Toplumların küçükleri için okul ne ise, büyükleri için de tiyatro odur.

İstediğimiz kadar küçükleri okutalım, büyüklerin eğitimi unutulursa, küçükler de karanlığın etkisi altına gireceklerdir. Bu bakımdan tiyatro, okul kadar, hastane kadar önemlidir. Gövde hastası ölür, ruh hastası öldürür. Bir toplumun kültür ölçüsü tiyatrosudur. İnsanlığı onunla ölçülür. Adama insanlık duygusu orada aşılanır. Oturmayı, kalkmayı, dinlemeyi, anlamayı, inceliği, birbirimizi sevmeyi orada öğreniriz. Tiyatro bir şehrin ocak başıdır. Orada en güzel masallar söylenir, en gerçek sözler duyulur. Tiyatrosuz yerlerde bacalar tütmez, ateş ısıtmaz olur. Çocuklar evlerinde ısınacak sıcak bir köşe bulamayınca nasıl yuvadan kaçar, kendilerini kahveye, gazinoya ve daha başka yerlere atarsa, tiyatroda birleşmeyen büyükler de kendilerini can sıkıntısına kaptırırlar, karamsar ve kötümser olurlar. Bu güzel yeryüzünde karamsarlık ve kötümserlik kanserden de korkunç bir dert.

Tiyatrosuz bir toplum yeni doğmuş bir çocuk sayılır. Daha dile gelmemiş, henüz ilk sözcüğünü öğrenememiş bir çocuk. Ne istediğini çarpık çurpuk el sallamalarıyla anlatmaya çalışan bir bebek! Bir toplumun ilk piyesi, bir çocuğun ilk sözcüğü demektir. Biz XX. yüzyılda hala ilk çağların kültürünü, onların elimizde kalan eserleriyle ölçüyor, ne demek istediklerini onlardan anlamaya çabalıyoruz. Ömrü boyunca tiyatrosuz kalan bir toplum, önce dilini yitirir, geleceğini unutur, sonra bütün bağlar çözülür, sokağa düşer. En büyük kötülük birbirimizden ayrıldığımız gün başlar.”

‘Bir bilet al gel, çoğalalım’

Sevinç Erbulak

İnsanın en derinin kaç metre olduğunu merak mı ettin? Bir tiyatro bileti al, göreceksin. Bazı insanların neden bu kadar sığ olduklarını anlamakta zorlardığında bir tiyatro bileti al, göreceksin. Nasıl göründüğünü merak ettiğinde, bir tiyatro bileti al, kendini izle. Bir arada olmaya çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde bir tiyatro bileti al gel, çoğalalım.

‘Daha samimi bir dünya için’

Özen Yula

Tiyatro iyidir; çünkü dünya kötü ve mayası bozuk.

Tiyatro iyileştirir; çünkü şifa niyetine yapılır, ortaya konur ve unutulur.

Özgür sanat; çünkü bu kadar tutsak bir bakış açısına şifa getirir. Daha samimi ve sahici bir dünya için tiyatro!

Devamı için tıklayınız.

Habertürk