Paul Taylor Dansçısı Görüşlerini Paylaşıyor

Elizabeth Kramer

Mimesis Çeviri/ Paul Taylor Dans Topluluğu’nun Louisville şehrine yaptığı son ziyaretin üzerinden 10 yıl geçti. Louisville’de, topluluğun köklü üyelerinden Michael Trusnovec’in siyah bir takım elbise, beyaz bir gömlek ve kırmızı bir kravat içinde merkezi karakteri canlandırdığı “Akbabalar Ziyafeti” [“Banquet of Vultures”] adlı tehditkar bir oyun sahnelemişlerdi.

Courier-Journal, 23 Ocak 2015, Çeviri: Dilşad Sağlam

 B9315893473Z.1_20150123165916_000_GMI9NIER1.1-0

Dansçı Michael Trusnovec ve dans topluluğu koreograf Paul Taylor’un 1998 tarihli “Brandenburgs” adlı eserini sahnelerken. Brandenburgs, Kentucky Center Sahnesinde yapılacak olan Paul Taylor Dans Topluluğu sunumunda sergilenecek. Fotoğraf: Paul B. Goode

Bu ay ise Trusnovec topluluğun 60. Yılı nedeniyle çıktığı turnede 12 Mart’ta New York Lincoln Center’da yapılan gala ile Louisville’e geri dönüyor. Bu ziyaret, topluluğun Paul Taylor Amerikan Modern Dans Topluluğu olarak yeniden şekillenmesinden önceki son gösteri olacak.

Yenileneceği geçtiğimiz yıl Mart ayında duyurulmuş olan topluluğun repertuarının Taylor’un çalışmalarının yanı sıra Martha Graham ve Jose Limon gibi geçmiş yılların ünlü koreografları ile Sehn Wei gibi hayatta olan koreografların eserlerinden de oluşturulması planlanıyor.

84 yaşını doldurmuş olan Paul Taylor, bu ülkede dans sanatı üzerinde oldukça önemli bir etkiye sahip olmakla beraber topluluğunun Twyla Tharp ve Pina Bausch gibi daha sonra kendi kariyerlerini geliştirme yolunda ünlü birer koreograf olan dansçıları da barındırdığı unutulmamalı. Bunun yanında Mark Morris’in son derece müzikal koreografilerinde Taylor’un yankıları açık bir şekilde kendini gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde Trusnovec bir telefon konuşmasında dans etmeyi ve Taylor’ın eserlerini nasıl keşfettiğini ve 1998 yılında topluluğun üyesi olduğunu anlattı. Bunun yanı sıra topluluğun önümüzdeki sezon içine gireceği değişimden de bahsetti.

Dansa ilk nasıl başladınız?

Ailemin Long Island’da, bir dans stüdyosunun iki kapı ötesinde dondurma dükkanlarının olmasıyla. Kız kardeşlerim o stüdyoda dans dersleri alıyordu. Onları almak veya izlemek için sık sık oraya giderdim ve bir keresinde koridorda dans ederken öğretmenlere yakalandım. Öğretmenler sınıfta bir erkek olmasına çok memnun olurlardı.

Annem, küçük bir bebekken bile müzik açıldığında kendimi tamamen kaptırdığımı söyler. Müziği duymak ve dans etmek istediğimden çevremdekiler dikkatimi hiç çekemezlermiş.

O zamanlar ne tarzda dans ederdiniz?

Tap dansına takmıştım. Ritim veya müzik mi beni o kadar etkilemişti, bilemiyorum. O Broadway tarzı müziğe her zaman bayılırdım. Tap dansı da bedenimle müzik yapma imkanı sağlıyordu.

Paul Taylor’un çalışmalarını nasıl keşfettiniz?

Southern Metodist Üniversitesi’nde öğrenciyken izlediğim filmlerden öğrendim. Başka bir dansçı arkadaşımla sıkça kütüphaneye gidip Paul’un çalışmaları üzerine tüm kaynakları bulmaya çalışırdık. Paul’un 80lerin ortasında koreografisini oluşturduğu “Son Bakış” [“Last Look”] isimli dansı izlediğimde çok heyecanlanmıştım. Tekrar tekrar izlemekten kendimi alıkoyamıyordum. Kendim için günlük bir proje gibiydi. Eser o kadar derin bir düşünce içeriyordu ve o kadar canlı bir ruha sahipti ki aşık olmamak imkansızdı.

Üniversiteye gitmek için New York’tan neden ayrıldınız?

New York dışında bir yere gitmek istedim çünkü orada çalışma olasılığı ile dikkatimin dağılacağını düşünüyordum. Ama benim hedefim okula gidip akademik bir eğitim almaktı. Konservatuara gitmeyi hiç istemedim. Daha sonra SMU [“Southern Methodist University”] karşıma çıktı ve dans programı ve programın arkasındaki fikirler hakkında bilgi edinmeye başladım. Özellikle Paul Taylor gibi usta koreografların da bu programda yer alması beni çok etkiledi. Oradayken Paul Taylor için dans bile ettim. Üniversitenin teklif ettiği ücret de benim için oldukça cezbedici bir unsur oldu. Öğrenim ücretim 4 yıldan fazla bir süre için karşılandı. Bu süreç beni şu an yaptığım iş için gerçekten çok iyi hazırladı.

Üniversite sizi nasıl buldu?

Ulusal Sanatta Gelişim Kurumu [“National Foundation for Advancement in the Arts] adında bir kurum aracılığıyla beni buldular ( Şu anda ismi “the National YoungArts Foundation” olarak geçiyor). Lise son sınıf öğrencilerinin performanslarını sergilediği birer video gönderdiği bir program vardı. Bir tür yarışma gibiydi. Bu programda final aşamasına kaldım ve daha sonra 1992 yılında Sanat Alanında A.B.D. Başkanlık Bursiyeri [“U.S. Presidential Scholar in the Arts] olarak seçildim. Sanırım SMU’daki görevliler bu programa gönderdiğim videoları izledi.

O zamana kadar ne tarz bir dansçı olmayı ve nasıl bir toplulukla dans etmek istediğinizi hiç düşünmüş müydünüz?

SMU’da okurken Broadway prodüksiyonları ve diğer ticari çalışmalarda dans edeceğimi düşünüyordum. Daha sonra filmler ve topluluğunun 1994 yılındaki New York gösterisi sayesinde tanıştığım Paul Taylor’dan etkilenerek modern dansla ilgilenmeye başladım. Taylor’un koreografisi hareketle ilgili en çok sevdiğim şeyleri bir araya getiriyor; müzik vurgusu, tiyatrallık, eserde adeta ete kemiğe bürünen karakterler. Onun çalışmalarında farklı karakterleri ve farklı dünyaları yaşıyorsunuz.

Topluluğa nasıl katıldınız?

Üniversiteden sonra New York’a geri taşındığım zaman elemelere girdim ve ikinci topluluğa alındım (Paul Taylor 2. Dans Topluluğu olarak anılıyor). Bu toplulukta 2 yıl dans ettim ve 1998 yılından bu yana asıl topluluktayım.

İnsanların bana bir sanatçının eserlerini bu kadar uzun süre nasıl canlandırabildiğimi sorduğu oluyor. Onları genelde şöyle cevaplıyorum: Paul Taylor’un eserlerini sahnelediğinizde 10 veya daha fazla koreografın eserini canlandırıyor gibi hissediyorsunuz, çünkü tüm eserler bir birinden çok farklı.

Paul yeni bir esere koreografi hazırlarken onunla çalışmak nasıl bir duygu?

Sanat eserleri yaratmaya kendini bu kadar bağlamış ve buna hayatının 60 yılını adamış biriyle birlikte çalışmak gerçekten inanılmaz bir deneyim. Her yapıtta dansçılarla farklı çalışıyor. Bazılarına göre dansçılarla çalışmaya çok pratik ve sahnede görmek istediği görüntü ve müzikle hareket konusunda oldukça kesin ve net.

“Akbabalar Ziyafeti” yapıtında Paul benim ne yapmamı istediği konusunda son derece güçlü bir imgeleme sahipti ve kendisiyle o ana kadar yaşadığım tüm deneyimlerden tamamen farklı bir tecrübeydi. Diğer zamanlarda ise bir karakter hakkında bir fikri olur, seni harekete geçirecek ve doğaçlamaya itecek birtakım hareket ve şekiller gösterir ve sonra sözcükleri yönlendirir. Ama o keskin öngörüye sahip olduğu zamanlar ağzımı açmadan yaptıklarını taklit etmeye çalışırım, bu da hiç kolay değil çünkü benden çok daha farklı hareket ediyor.

Dansçılar “Taylor tarzı hareket etmek” ten bahsediyor. Bunu nasıl tanımlarsınız?

Bu, bütünüyle bir beden deneyimi. Aynı zamanda büyük, kaslı bir hareketler bütünü. Sanırım Paul’un yüzücü geçmişinden dolayı çoğu hareketi havada yüzüyormuş izlenimi bırakıyor. Bunun yanında, uzuvlarınızın ötesine esneyen muazzam bir dans tarzı olduğunu düşünüyorum.

Louisville’deki gösteride 1988 yapımı “Brandenburgs” ve 1987’de prömiyerini yapmış olan “Syzygy” eserlerinde dans edeceksiniz. Siz topluluğa katılmadan önce bu eserler repertuara alınmıştı, bu yapıtları öğrenmek sizin için nasıl oldu?

Dansları orijinal performansların kayıtlarından izleyerek öğrendim. “Syzygy”, Paul’un karmaşık hareket stiline benziyor. Koreografik anlamda çok keskin sınırlarla çevrilmemiş bir eser, daha ziyade doğaçlamaya izin veren çok güçlü bir yapıya sahip. Böyle keskin sınırların olmaması beni inanılmaz derece özgürleştiriyor. Öte yandan bu tarz bir dansı öğrenmek çok daha zor, çünkü diğer oyunlar gibi belli kuralları dayatmıyor.

“Brandenburgs” ise tam tersi; dansın koreografisi, her bir hareketin Bach’ın müziğiyle birlikte seyretmesi yönünde oluşturulmuş. Bu karmaşık müzikal yapı nedeniyle dans tümüyle müzikle uyuşuyor.

Paul Taylor’un “American Dreamer” adlı yeni çalışmasında yer almıyorsunuz. Sahnede izlemek ve seyircinin tepkisini görmek size neler hissettiriyor?

Yapıttaki Stephen Foster şarkıları anlaşılması ve dinlenmesi çok kolay ve tatlı bir romantik etki yaratıyor, bu nedenle seyirci kendini sahneye fazlasıyla çekilmiş buluyor. Paul da bu küçük süslerin etkisini yakalıyor. Ayrıca Paul’un özellikle toplumda alışılagelmiş kadın ve erkek rollerinde ve bunların arasındaki esprili ilişkilerde kendini gösteren mizah anlayışının da önemli katkısı var. Paul’un tam olarak ne düşündüğünü bilmiyorum, ama ben bu şekilde yorumluyorum.

Topluluğun yeni bir isme bürünerek farklı koreografların eserlerini de sahneleyecek olması hakkında bir dansçı olarak ne düşünüyorsunuz?

Bu değişiklik konusunda inanılmaz derece heyecanlıyım. Bu düşüncenin hayata geçmesiyle birçok müthiş Amerikan dans eserlerine ev sahipliği yapılacak ve genç, yeni koreografların çalışmaları Lincoln Center Sahnesi de dahil birçok yerde sergilenme fırsatı bulacak. Paul’un topluluk hakkında müthiş bir öngörüsü var ve topluluğa gelecek 60 yılı için önemli bir renk katıyor.

Tüm dans kariyerim boyunca tek bir sanatçının eserlerini çalışmış olduğum için benim için de zorlu bir iş olacak. Ama topluluğun seçtiği başka koreograflarla çalışmış olmam beni buna büyük ölçüde hazırlamış oldu. Umarım yeni eserler biz dansçıları güçlendirir ve sanatımızda daha ileri noktalara ulaşmamıza yardımcı olur.

Yorum


işlemi tamamlayınız: