Ağaçlar Gökyüzünü Nasıl Kaplar?: ‘Göl Kıyısı’

 Üstün Akmen

Kurulduğu 2007 yılından bu yana dünya tiyatrosunun çağdaş metinlerini sahneye taşıyan, yerli genç oyun yazarlarının ilk oyunlarını ve klasiklerin yepyeni çevirilerini seyirciyle buluşturan Talimhane Tiyatrosunu, hele hele İstanbul’da yaşayıp da bilmeyen eminim yoktur!

İşte bu tiyatro topluluğu, çağdaş Amerikan tiyatrosunun önde gelen kadın yazarlarından, Pulitzer Ödülü Adayı Theresa Rebeck’in (1958) Aeskhylos’un Oresteia üçlemesinden esinlenerek 2006 yılında yazdığı “Water’s Edge”ini “Göl Kıyısı” başlığı altında ve Mehmet Ergen’in rejisiyle sahneliyor.

Oyunun hemen başında, Richard (Yiğit Özşener) çocukluğunun geçtiği Massachusetts’teki ormanın derinlerindeki eski evine on yedi yıl sonra, hem de sevgilisi Lucy (Seren Şirince) ile döndüğünde, metruk gibi görünen evine bakarken şöyle diyor: “Ağaçlar yaşlı adamlar gibi, değiller mi? Nasıl kaplıyorlar gökyüzünü, bir katedral sanki! Burayı o kadar iyi tanıyorum ki… Ama sanki hiç, belki de hiç… Rüya gibi. Bazı yerler vardır, eskiden yaşadığın; aynı kalmazlar nedense, değişirler zihninin ışığıyla…”

Malını Geri Almak

Aeskhylos’un oyununda prolog sahnesinde oyunun açılışını sıradan bir karakter olan Bekçi Phulax yapar. Oysa Theresa Rebeck, açılış için Richard’ı uygun görmüş. “Göl Kıyısı”nın Richard’ı, Truva Savaşı’ndan dönen Agamemnon’dur aslında. Karısı Helen (Meltem Cumbul), Klyteimnestra’yı simgelerken efsaneye göre Agamemnon’un Truva savaşına çıkabilmek için kızını Iphigeneia’ya kurban etmiş oluşu, Theresa Rebeck’in dilinden evde yaşayanları derinden etkilemiş olan ve etkilemeye devam eden korkunç olay olarak anlatılmış. Göl kıyısında, kimileri bu trajediyle yaşamaya çalışırken, kimileri de kaçmış ya da terk etmeye zorlanmış. Bu bölümü, Theresa Rebeck altını fazla çizmeden kazımış. Klyteimnestra, kızının intikamını almak için Agamemnon’un savaştan dönmesini bekler, Helen de bekler. Üçlemenin bu ilk oyununda Agamemnon’un beklenişi, kente gelişi ve “sonrası”, Richard’ın uzun yıllar sonra milyoner bir iş adamı olarak karısının ve çocuklarının yaşadığı eve dönüşü olarak verilir. Richard, sahibi olduğu şeyleri geri almak ister: Hem evini, hem de çocuklarını.

Çeviri ve Reji Mükemmel

Çağdaşlığı, nesnelliği ve düşündürücülüğü tartışılmaz olan bu “müthiş” eseri Talimhane Tiyatrosunun Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen fevkalade akıcı, gündelik Türkçe kurallarını çarpıtmadan tiyatroya özgü sözceleme durumunu göz önünde tutarak dilimize başarıyla kazandırmış. Çevrilmiş metnin (“… bodruma gittim” repliğini, “… bodruma indim” olarak düzeltecektir, eminim) aracılık işlevini pek güzel yerine getirmesini sağlamış.

Ve de mükemmel incelikli bir reji elde etmiş.  Tablo dizgelerinin farklı ritimlerini fevkalade güzel düzenlemiş, ritmik çerçeveleri çok iyi saptamış, bütün bunların sonucunda tempoyu yakalamış. Öyküyü figüratif biçimde anlatırken; eylemi, konuyu duyguları harekete geçirici mantıkları fiziksel eylem olarak vermiş. Gösterinin bütün anlarını bir araya getiren ve devindiren iki nokta arasına sanki bir çizgi çekmiş; çizginin arasındaki koordinatları zekice belirlemiş.

Diğer taraftan, Yakup Çartık ustanın ışık tasarımı gerçekten bu kere de kusursuz.

Jemima Robinson’un da kostümlerine sözüm yok, hepsi birbirinden zevkli ve yerli yerinde, sadece Helen’in ilk tabloda giydiği “moon boot”u sevmediğimi söyleyeceğim, o kadar! Kel alaka!

Robinson’un dekor tasarımıysa harika. Yaratımı film platosu gibi olamazcasına detaylı, ama asla bir dekorasyon değil. Oyun kişilerini ve öykünün anlatılmasına yarayan kendine özgü bir yaratış var bu tasarımda. Sadece oyunun geçtiği yer ve zaman hakkında bilgi vermekle kalmıyor; o atmosferde ruh durumlarını, kişilikleri, yaşam tarzlarını anlatıcı görev de üstleniyor.

McKeown’un ses ve müzik düzeni de atmosfere önemli katkılar sağlamakta.

Oyunculuklar

Stüdyo Oyuncuları’ndan tanıdığım Yiğit Özşener’in canlandırdığı karakteri hedefine ulaştırmak amacıyla doğru şablonlar üzerinde çalıştığı belli oluyor. İlk kez izlediğim Seren Şirince tiyatromsu oyunculuktan uzak oyun tutuşuyla dikkat çekiyor. Erica’da benim özel olarak umut bağladığım oyunculardan Pelin Ermiş, her aksiyon ve deviniminde daha fazla gerçeklik ve daha fazla yalınlık elde etme çabasıyla ciddi anlamda benim övgümü hak ediyor. Çok geniş bir yelpaze içinde yeteneklerini barındıran Meltem Cumbul’u on küsur yıl sonra sahnede izlemek bana ciddi bir keyif veriyor, Meltem Cumbul, Helen karakterini içsel varlığının her parçasıyla doygunlaştırıyor, Helen’i büyülüyor, büyütüyor, giderek Meltem Cumbul Helen’e, Helen Meltem Cumbul’a daha derinlemesine sahip çıkıyor. Ve Nate’de Ushan Çakır… Çakır, sahnede duygularını her daim devindirebilmeyi ve bu sayede fiziksel güdülerine de yaşam vermeyi, böylelikle yönelimlerini kolayca bulmayı mükemmelen başarıyor. Oyuncu yaratıcılığının bütün yollarını ve yöntemlerini kullanıyor. Bir coşku karmaşası, aksiyona yönelten beklenmedik itiler… Tüm kıpırtıları duyumsuyor Ushan Çakır ve Nate’e öyle yöneliyor. Hiç çekinmeden söylüyorum: “Göl Kıyısı”, sezonun “EN”leri arasında en başlarda yer alıyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Ağaçlar Gökyüzünü Nasıl Kaplar?: ‘Göl Kıyısı’” yazısına bir yorum var.

  1. serhan aslan dedi ki:

    Ya gerçekten de çok gereksiz yazılar yazıyorsunuz. Bunu kesinlikle hakaret yad etmeyin.bunu uyarı ve ciddileşmeniz için zorunlu görün.yazılarınızda ne dediğinizin hiç önemi yok. yaz babam yaz salla salla yaz. mimesiste bazı yazıları alırken dikkat etmeli.kim gönderse al yayına. halk köşesine at kalsın.

Yorum


işlemi tamamlayınız: