Heidi’nin Çıplak Ayakları

Zafer Diper

“Yaa kardeşim, gece çok güzeldi ancak bir şikâyetim olacak…” dedi bir izleyici; beni kestirmiş gözüne, az önce biten toplugörüşmede sunucuydum diye. “Ne vardı acaba?” dedim gülücükler dağıtarak.  “İnsanlar ayaklarda kaldı, yerlerde oturdu. Tıklım tıklım salonda soluk alamadık. Belediye neden daha büyük bir yerde yapmadı bu toplantıyı?” Dinleyeni (muhatabı) ben olmamalıyım ya ama beni sorumlu tutan kişiye de ters düşmem gerekmiyor. Yetkili benmişcesine sürdürüyorum: “Bu düşünceyle, geçen ‘Nâzım’ı Anma Gecesi’ Caddebostan Kültür Merkezi’nde yapılmıştı, ancak orada da 650 kişilik salonda bile yığışma (izdiham) yaşanmıştı…”  Bu açıklamam da ne demekti şimdi? Sorusunun tam yanıtı değildi önce. Derdine de pek ortak olamamıştım, ahlı vahlı. “Yok yok, siz bir daha böyle yapmayın!” diye tersledi bu kez beni… Başka laflar geveleyeceğime demeliydim ki, “Geceyi ‘Yeni Sinema Dergisi’ düzenledi ve onlar Barış Manço Kültür Merkezi’ni istediler ve belediye de onaylayarak, etkinlik için bu salonu ayırdı…”

“Türkiye Sinema Tarihi ve Yılmaz Güney” toplugörüşmesinde benim açmak istediğim konu(lar); neredeyse her kavrama girebileceğiniz, her döneme değinebileceğiniz “Türk Sineması-Türkiye Sineması” başlıklarıydı. Bir de “telif” ve “sansür” üzerine birkaç söz etmekti amacım. Ne yazık ki, süreyi aşmama  zorunluluğuyla, bu gerçekleşemedi. Ama Yılmaz Güney’in olduğu bir etkinlikte, diğerleriyle iç içe de dursa-başka konulara zaman kalmaz kolay kolay. İyi ki de öyle oldu. Birazcık daha söyleşilebildi böylece, doğumunun 78. yılında Yılmaz Güney…

Evet, “telif” ve “sansür” üzerine öyle olağanüstü buluşları içermiyorsa da, söyleyeceklerim var. İyi de nasıl yazacağım? Haftaya İsviçre’deyim. 12 Nisan’da Zürich’te Yargı’yı oynayacağım. Yoğun geçecek günler. Umarım Verdingkinder’le ilgili en azından bir sergiyi gezebilecek zamanı bulabilirim…

Evrensel Kültür Dergisi’nin Şubat sayısında çıkan Sevim Akyürek’in “Heidi’nin Ayakları Neden Çıplaktı” yazısından kimi alıntılar:

Verdingkinder… Bu kelimeyi, “Sözleşmeli Çocuk” diye çevirsek de Türkçeye, kapsadığı karanlık ve acı öyküyü bilmeden anlamını açıklayamayız. (…) Johanna Spyri, 53 yaşında yazdığı “Heidi” aracılığıyla, çıplak ayaklı çocuklar gerçeğinin üzerindeki toplumsal sır örtüsünün bir ucunu kaldırmıştır… Hayata Alpler’in öksüz kızının gözüyle bakarken, bütün Verdingkinder’lerin çocuk dünyalarına ve duygularına dikkat çekmeye çalışmıştır. Heidi ve onun çıplak ayakları bugün çocuklara karşı işlenmiş bir suçun yarattığı utancın üzerinde koşuyor… Çıplak ayaklar, erkek ya da kız bütün “köle çocukları” diğer çocuklardan ayıran keskin uçurumun simgesi. (…) Devlete borcu bulunan ya da boşanan çiftlerin, fakir ailelerin çocukları, yetimler, ailesi cezaevinde olan ya da kendisi suç işleyen çocuklar, devlet ve kilise vasıtasıyla, çalıştırılmak üzere başka ailelerin yanına yerleştirilirdi… Çocuklar çiftliklere kiralık olarak verilir veya şehirlerde kurulan çocuk pazarlarında, ev ve çiftlik işlerinde çalıştırılmak için satışa çıkarılırdı. Bu andan itibaren, çocukları arayan, sorunlarını dinleyen tecavüze uğradıklarında ya da işkence gördüklerinde sahip çıkan olmazdı. Çünkü toplumun gözünde onlar, suç işleyen, boşanan, fakir düşmüş ailelerinden “kurtarılmış” çocuklardı!..

Alp Dağlarına hiç bakasım yok…

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: