Ne Bugün, Ne Yarın Değişen Bir Şey Olmayacak: ‘Hayvan Çiftliği’

Üstün Akmen

“Hayvan Çiftliği-Animal Farm (Can Yayınları, İstanbul 2005-Celal Üster Çevirisi) George Orwell’ın (1903-1950) 1945 yılında yazdığı “alegorik” bir eser. Oldukça sade bir dille yazılmış olan romanın temeli totalitarizm karşıtlığı üzerine oturtulmuş. “Hayvan Çiftliği”, kimilerince, komünizme yöneltilmiş en güçlü eleştirilerden sayılmış, hatta ABD’de gençleri “komünizm tehlikesine” karşı bilinçlendirmek için liselerin müfredat programlarına alınmış, ama bana sorarsanız ne sadece komünizm yergisi, ne de sadece Stalin taşlaması. Despotluk, totaliterlik, dolayısıyla diktatörlük ve bunları yaratan hırsların yergisini somutlaştıran romanı Bakırköy Belediye Tiyatroları, Peter Hall’un uyarlaması ve Emrah Eren’in yorumuyla sahnelemekte.

Çiftliğin en yaşlı, en tecrübeli ve en saygı değer hayvanı olan Napolyon’un tüm hayvanları toplantıya çağırmasıyla açılan oyunu Emrah Eren başarıyla yönetmiş. Kalabalık sahnelerin yönetiminde inanılmaz başarılar elde etmiş, rejisinde sanatsal bir dil yeğlemiş, benzerleriyle aynılaşmaması için biçimi içerikten bir adım öne çekmiş. Yazarın öyküsel anlatımını, müziği ve koreografiyi bir metafor olarak seçerek seyirciye yansıtması da ilginç.

Yaratıcı Kadro

Sıra yaratıcı kadroyu cımbızla didiklemeye geldiğinde Özge Kayakutlu’nun dilsel olarak çok temiz bir sahne metni çıkarmış olduğunu söylemeliyim.

Yakup Çartık Usta, ışığıyla sahnedeki oyuncuyu, seyirciye en doğru, en başarılı, amaca ve tekniğine en uygun biçimde göstermiş. Tasarımını, oyunun tüm heyecan ve duygusunu zaman, mekan, duygu, tema, atmosfer, derinlik, perspektif ve üç boyutluluk düşünerek yapmış. Işık tasarımı eğitimi alan gençlerin, “Sahne sanatlarında ışık nedir”den nasibini almamış eleştirmenlerin bu oyunu sırf Yakup Çartık’ın ışık tasarımını görmeleri/öğrenmeleri için izlemelerini salık vermekteyim.

Bu arada, tam da istenildiği gibi nesne tanıtan, oyuna hizmet katan Richard Peaslee’nin (1930) müziğine ve Faruk Üstün’ün şarkı sözlerine çomak sokarsam çarpılabilirim.

Orkestra Da İyi

Diğer taraftan Kıymet Berrak ve Çağlayan Çetin yönetimindeki; Burcu Özbak Cebeci, Nilay Sancar, Ebru Mine, Aykut Yıldırım, Ersin Toz, Melih Yüzer, Mehmet Boyacı, Âdem Elkaya, Harun Koç ile birlikte kusursuza çok yakın bir orkestrasyon yapıyorlar, kutlamalıyım.

Hareket düzenlemelerini yapan Cihan Yöntem, adım tasarımcılığında gene müziğe mükemmelen uygun hareketler kurgulamış; yapısı, adım düzenleri ve bu adımlara bağlı olarak sağladığı hareket akışı itibariyle avuç dolusu alkışa hak kazanmış.

Barış Dinçel imzalı sahne düzeni ise yönetmenin temel anlatım gücünü oluşturmuş. Dinçel’in üç boyutlu sahne düzeni, oyuncuların da evrenini ortaya çıkartır nitelikte. Sahne, yönetmenin tasarım gücüyle orantılı, ona sınırsız anlatım gücü sağlayabilen bir oyun yeri olmuş.

Sadık Kızılağaç’ın giysi tasarımları, oyunla seyirci arasındaki iletişimi derinleştiriyor. Ayrıca, oyunun anlattığından alınan tadın uzun süre unutulmamasına da katkı sağlıyor. Dahası genel anlamıyla, oyundaki “temaşa”yı tatlandırıyor.

Oyunculuklar

Başarıları açısından oyuncuların birini öbüründen ayırmak gerçekten zor…

Tek eleştirim çoğunun, hatta mikrofonla oynayan Usta Oyuncu Levent Tülek’in dahi seslerinin duyulamaması ya da konuştuklarının anlaşılamaması. Yoksa Koyunlar-İnekler-Tavuklar’da Emel Turan’a, Özge Çatak’a Eda Özdemir’e, Kadir Hasman’a söz etmem de ettirmem de.

Benjamin’de Ali Kil, Boxer’da Mustafa Sercan Yener, Clover’da Esra Ruşan Kızılgök ekibin sanki birer adım önündeler.

Kadir Hasman, Burç Ara, Faruk Üstün, Cumhur Arat görevlerini coşkuyla, şevkle yaparken; Domuzlarda Gözde Ayar, Cihan İnan Bekâr, Ali Aziz Çölok ne istediklerini bilerek, bu istekler uğruna ne yapmaları gerektiğini dikkate almaları özel alkışa değmekte.

Alican Yücesoy Napolyon’u ete kemiğe büründürürken, pasif bir hali teatral terimlerle yansıtmasını biliyor, pasif bölgeyi aktif biçemiyle yaratıyor.

Levent Tülek, her heyecanın bireysel bir isteğin tatmininden ya da tatminsizliğinden doğup geliştiğini göstere göstere oynuyor.

Esra Pamukçu Bozkurt Bundan Böyle Takibimde

Benim bu oyunda mütevazıen pertavsızımın altına aldığım oyuncu Kısrak Mollie’ye can veren Esra Pamukçu Bozkurt.

Bozkurt, kendini heyecanlanmaya değil, birtakım özel eylemler yapmaya zorluyor; daha doğrusu, nasıl heyecanlanacağı yerine, ne yapması gerektiğine kendini koşullandırıyor, pek de iyi ediyor.

Dolayısıyla, abartısız bir Mollie yaratıyor.

“Hayvan Çiftliği” iyi bir oyun, İstanbul’daysanız mutlaka izlemeniz gerekiyor

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: