Başar Sabuncu’ya Veda Sözleri

29971950Başar Sabuncu’nun vefatının ardından pek çok sanatçı, gazeteci sosyal medya üzerinden üzüntüsünü ifade etti.

Nedim Saban, Sabuncu için şunları söyledi;

“Başar Sabuncu ve arkadaşları 1402’lik olup, tiyatrodan atılmıştı. Can Yücel ‘in Shakespeare’dan dilimize söylediği ” Bahar Noktası ” o hafta yeni başlamıştı. Tesadüfen Cumartesi matine için biletim vardı, ama hem rejisör, hem oyuncuları postallılar kovalamıştı. Perde yeni kadroyla açıldı o seansta . Eski oyuncuların adlarının üzerine kaşe basılmış, yönetmen kulise sokulmamıştı. Ama kaşenin altından emekçilerin adı taşıyordu, zaten yapılan iş ortadaydı. Zeynep Oral o tarihi matineyi ” emek kolay kolay silinemez, isimler kaşenin altından okunuyor ” diye anlatmıştı Milliyet Sanat ‘ta. Oyunu avuçlarım patlarcasına alkışladım, daha sonra Sıkıyönetim Komutanlığı’na ve genel sanat yönetmenliğine ( şu an saçmasapan bulduğum) duygusal bir mektup yazdım, mektubu Sanat Dergisi’ne de yolladım. Mektubun dergide yayınlandığı dönemin genel sanat yönetmeni Gencay Gürün, o yaşta bir çocuğu ciddiye alıp, bana telefon etti. Tanıştığımız gün ısrarla ” komünizm propagandası ” yapmaya devam ettim. Gencay Hanım Marksizmi nereden bildiğimi sormuş, ben de “babam avukat bana insan haklarını anlattı ” demişim. ( bu ayrıntıyı Say’ın Gürün anlattı) 1402’likler çok acı çektiler, kimi işsiz, parasız, kimi vatansız ama hepsi tiyatrosuz kaldı. sonunda hukuk savaşını kazandıklarında bir genç tiyatrocu olarak onları ilk alkışladığım günü hiç unutmam. Gittikleri gün buruk bir alkış, döndükleri gün coşkulu bir alkış ama hep alkış! Şimdi ise buruk bir veda ve genç meslektaşlarıma örnek alınması gereken bir direniş öyküsü var.”

 Aydın Engin ise vefatın ardından şunları vurguladı;

“Biz üç kişiydik; Başar Sabuncu da gitti, bir ben kaldım… Biz üç kişiydik, üç yakın arkadaş: Başar Sabuncu, Cüneyt Türel veAydın Engin. Önce Tarlabaşı’nın derinliklerinde sidik kokulu bir apartmanın bodrum katında, ardından Ayaspaşa’da deniz manzaralı bir apartmanın giriş katında birlikte dört uzun yıl geçirdik. Tiyatro sanatına tutkunduk. Cüneyt Türel, Türkiye’nin en büyük aktörüydü ama henüz  Şehir Tiyatrosu’nda bayrak tutan bir figürandan öteye geçmemişti. Başar Sabuncu, Türkiye’nin en büyük tiyatro rejisörüydü ama  henüz sahneye bir oyun koymamıştı. Aydın Engin, Türkiye’nin en büyük oyun yazarıydı ama henüz hiçbir oyunu sahne ışığı görmemişti
Başar Sabuncu…
Olsun. Biz çulsuz ama mutlu üç delikanlıydık ve kanlarımız sahiden de deliydi.
Cüneyt önceki yıl gitti. Başar dün. Bir ben kaldım.
Keder filan değil. Eksilmek gibi bir duygu. Yazıya gelmeyen bir duygu…”

Fatih Özgüven ise duygularını şöyle dile getirdi;

“Başar Sabuncu, sinemamızın hakkında hep bir not düşmek istediğim yönetmenlerinden biriydi. Altyazı’nın gayriresmi sözlüğü sırasında aklıma gelseydi keşke! Maalesef, bazen bu not düşmeler ancak kişilerin aramızdan ayrılması yüzünden oluyor…

…Her zaman pırıl pırıl parlayan gözlerinin, zekasının, nüktedanlığının, eşi Candan Sabuncuyla olan beraberliğinin çok da tadını çıkardım dost olarak. Sinemamızdan geçip giden bir kuyruklu yıldızdır; tesadüfen ölmemiş olsa, ölümle ilgili çok esprili bir şey söyleyeceğine de kalıbımı basarım!”

Radikal

t24

Yorum


işlemi tamamlayınız: