Richard Kalinoski’nin Aydaki Canavar’ı Türkçede

unnamedMimesis Söyleşi / BGST Yayınlarından yayınlanan ‘Aydaki Canavar’ oyununun yazarı Richard Kalinoski ile yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz.

Söyleşi: Ayşan Sönmez- Nisan 2015

Ayşan Sönmez: Şimdiye kadar 19 dilde yayınlanan en popüler oyunlarınızdan biri Aydaki Canavar, Ermeni soykırımı sonrası hayatta kalan iki kişinin hayatını anlatıyor. Aydaki Canavar’ın şimdi Türkçesi de yayınlandı. Ne hissediyorsunuz?

Richard Kalinoski: Bu oyunun göreceli de olsa böylesine büyük bir başarı kazanması karşısında hala çok şaşırıyorum. Öte yandan Aydaki Canavar’ın daha da geniş bir seyirci kitlesine ulaşmayı hak ettiğine de inanıyorum. Kişisel bir cesaret ve travmadan sıyrılma hikâyesi olarak bu oyunun, seyircilerde merak uyandırdığı açıkça görüldü. Ancak elbette ki birçok kişi bu oyunun bir parçası olarak keşfedilmesi gereken, açıkça veya ima yoluyla gösterilen hüzne doğru bir yolculuk yapmayı veya tekrar tekrar dönüp bakmayı istemiyor. Oyunun Türkçede yayınlanması konusunda belki biraz fazla düşünüyorum, bence bu tam bir ironi ve belki de sürreel bir durum. Kesinlikle beklenmedik bir şey.

unnamedAS: Böyle bir oyun yazmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? Sizi Aydaki Canavar’ı yazmaya teşvik eden neydi?

RK: Böyle bir oyun yazma fikri aklıma ilk kez 1992 yılında düştü. Beni etkileyen (ilham veren değil) aşina olduğum bazı kişisel deneyimlerdi. Eski eşimin büyükannesi ve büyükbabası 1. Dünya Savaşı kisvesi altında gerçekleşen katliamlar ve zorunlu göçlerden sonra hayatta kalan kişilerdi. Zihnimi çakan ilk imge, kocasından korkup bir masanın altına gizlenen genç bir kız/kadın imgesi oldu. Oyunda diasporadaki Ermenilerle sohbetler ederek ilerledim. 90lı yılların başlarında New York, Rochester’da yaşayan Ermenilerle.

AS: Büyük suçların, acıların ve travmaların hikâyesini anlatmak zor görünüyor. Hikâyeyi aşırı trajikleştirme veya komikleştirme riski olabilir. Her ikisi de gerçek durumu, gerçek mağduriyeti öyle ya da böyle değersizleştirebilir veya zayıflatabilir. Oyunda duygusal dozda ve anlatım tarzında kullandığınız dilde bir denge tutturmayı nasıl başardınız?

RK: Aslında nasıl oldu tam bilmiyorum. Oyun boyunca kendimi izlemeyi hiç bırakmadığımı söyleyebilirim. Bu konuyu işleyen melodram tarzındaki diğer çalışmaları izlemiş veya okumuştum ve bu çalışmalarda karakterlerin çektiği acıların çok kaba bir şekilde, üzerinden hızlıca geçilerek resmedildiğini fark ettim. Konuyu sınırlandırma ve kendini dizginleme her zaman çok daha güçlü ve kimi zaman şiirsel bir etki oluşturmuştur. Kendimi oyuna bu şekilde yaklaşmak üzere eğittim.

AS: Aydaki Canavar dünyanın her bölgesinde farklı ülkelerde birçok seyirciyle buluştu. Sanırım oyun şu an hala Moskova Sanat Tiyatrosu ile Tallinn Şehir Tiyatrosu’nun repertuvarında. Farklı seyirci profilleri oyunu izlediğinde nasıl tepki veriyorlar?

RK: Bazı ülkelerdeki prodüksiyonlarda oyunda çokça kahkaha atıldı. Oyunun mizahi yönü güçlü… Kimileri belki de fazlasıyla saygılı davrandılar ve kimileri de özellikle oyunun kadın karakteri Seta’nın erken olgunlaşan doğasına hayran kaldılar. Bilhassa Yunanistan ve Tallinn’deki seyirciler oyuna çok büyük ilgi gösterdiler. Bunun nedeni belki de bu iki ülkedeki prodüksiyonların kesinlikle birinci sınıf kalitede sahnelemeler olmasıydı. ABD’deki seyircilerin genel eğilimi ise Ermenilerin kaderi hakkında şaşkınlıklarını dile getirmek oldu. Amerikalıların çoğu kendi sınırları dışında yaşayan halkların tarihleri hakkında cahildir.

AS: Bu yıl Şubat ayında, Project Save adlı kuruluş, insanlığa yaptığınız katkılardan dolayı sizi ödüllendirdi. Öncelikle böyle değerli bir ödül aldığınız için tebrik ediyoruz. Bize bu ödülden ve jüri heyetinin sizi bu ödüle layık görme gerekçelerinden bahseder misiniz?

RK: Bu ödülü hak ettiğime Project Save’in direktörü Ruth Thomasian karar verdi. Aydaki Canavar oyununun dünya çapında birçok ülkede sahnelendiğini biliyordu ve oyunda merkezi bir rol üstlenen kullanılan görsele (fotoğrafa) onun çabalarıyla ulaşmıştım. Bana sorarsanız ödülün gerekçesi bu oyunun böylesine yaygın bir beğeni kazanması oldu.

AS: Hepimiz insanlara karşı suç işlenmeyen, soykırımların veya zulümlerin olmadığı bir dünyada yaşamak istiyoruz. Öte yandan daha eski sorunlarla yüzleşmeden yenileri ortaya çıkıyor. Siz de biliyorsunuz Suriye savaşı sırasında birçok insan öldürüldü, halen de insanlar ölüyor, birçok insan yerinden edildi, Yezidiler ve Süryaniler yeni katliamlar yaşadılar. Bu suçların devam etmesinin bir nedeni, insani düzeyde eski acılara dair bilinçliliğin az olması ve yasal düzeyde eski suçların cezasız kalması olabilir. Siz bir sanatçısınız, bir oyun yazarı ve yönetmensiniz. Siz tiyatronun, mağdurların hikâyelerinin anlatılması yoluyla, böylesi katliamların mağduru olan kişilere dair empatinin artmasında ve sıradan insanlar nezdinde bilinçliliğin artmasında faydalı olabileceğini düşünüyor musunuz?

RK: Tiyatronun böylesine güçlü ve siyasi açıdan etkili bir araç olmasını çok isterdim. Ancak tiyatronun diğer sanatsal araçlarla, özellikle televizyon ve sinema ile kıyaslandığında çok daha az etkisi var. Öte yandan tiyatro çoğu zaman gerçekleri diğer teknoloji tabanlı araçlara kıyasla çok daha samimi ve belki de çok daha saygın bir şekilde aktarabilir… Çünkü seyircinin gözünün önünde, “hemen orada” yaşanır. Hayatın o mahrem taklidi gözlerinizin önündedir. ABD’den son dönemde çıkan ve toplumsal bir etki yaratan ciddi bir çalışmayı örnek verebilirim: Tony Kushner’in Angels in America’sı.

Sanırım Aydaki Canavar’ın gücü Seta Tomasyan’ın oyunun sonunda “mağdur olarak kalmayı” reddetmesiydi. Bana kalırsa Seta ve Aram sıra dışı kişilikler. Çünkü kendi deneyimlerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki bazı acı veren deneyimlerden iyileşerek çıkmak çok zor oluyor ki ben Aydaki Canavar’da anlattığım karakterlerin deneyimlerine benzer olaylar yaşamadım.

Şöyle diyebilirim, evet, iyi yapılan tiyatro empatiyi ve bilinçliliği artırabilir ancak tiyatronun sınırlı diyebileceğimiz bir seyircisi var ve müzikli olmayan tiyatroda bu sayı iyiden iyiye azalıyor. ABD’de tiyatro eğitim seviyesi oldukça yüksek bir kesim için çekici bir sanat ve bu kesim arasından da sadece bir kısmının ilgisini sürekli çeker. Tiyatroyu büyük şehirler dışında (hatta büyük şehirler içinde bile) satmak hala çok zordur.

Richard Kalinoski hakkında daha fazla bilgi almak için lütfen kişisel web sitesini ziyaret edin: http://www.richardkalinoski.com/