Chamaco – Sınırdaki Bir Toplum

Burak M. Geçimli

chamaco“Canavarlarla kavga eden dikkatli olmalıdır.

Çünkü kendisi bir canavar olacaktır.”

Nietzsche

Chamaco, Küba’lı yazar Abel Gonzalez Melo tarafından kaleme alınmış, Küba’nın içinde bulunduğu durumu, bireylerin psikolojileri ve sosyal hayattaki duruşlarını gözler önüne sermiştir.  Peki nedir Küba’nın içinde bulunduğu durum, insanları nasıl etkilemiştir? İşte asıl olan da burada yatar. Gerçekte var olmayan, doğanın bir parçası olarak değil de oluşumundan belki de binlerce yıl sonrasında insanlar tarafından çekilmiş sınırların, aynı soydan gelen insanları öteki yapmasının etkisidir bu. Ülkelerin ayrılmasının, bir ülkenin başka birine, bir bireyin başka birine yaptığı, uyguladığı şiddetin sonuçlarıdır karşımıza çıkan. Çünkü şiddet tek başına var olmaz, kişinin içinde var olan şiddet duygusu büyük oranda boşalma ve rahatlama aracıdır. Yıkıcı olan tüm şiddet türleri kültürün etkisidir ve bireyin psikolojisine yansır.

Şiddet, genellikle, olacakları önceden kestirebilmenin olanaksızlastığı durumlara özgü bir adlandırmadır. Kargaşa ve düzensizlik, normlardan sapmaya; doğal, olağan ya da yasal olarak nitelendirilen durumlarda uygulanan yönetim kurallarından uzaklaşmaya göndermede bulunur. Eylemlerin, yasal ve olağan düzenlemeler çerçevesinde icra edildiği durumlar için öngörülemezlikten bahsetmek mümkün olamayacağı için siddet tanımlaması, verili normlar çerçevesini aşan eylemlere karşılık olarak kullanılmaktadır. Bu bakımdan, eylemlerin normlara uygunluk taşımamaları ölçüsünde “kargaşa” ve “düzensizlik” olarak nitelendirildiği söylenebilir. “Olacakları önceden kestirememe” durumu, kargaşa ve düzensizliğin yanısıra, “güvensizlik” ortamlarına da özgüdür. Güvensizlik kavramı ise her türlü eylemin beklenilebileceği, toplumsal hayatın olağan akışının umulduğu gibi ilerlemeyeceğine dair korku ve endişe duygularının yoğunlaştığı, dolayısıyla insan yasamının çeşitli tehlikelere ve tehditlere daha açık hale geldiği durumları anlatmak için başvurulan bir kavramdır. (Akkanat: 2011)

Oyunun yazıldığı dönemde Küba’ya baktığımızda ise yukarıda anlatılan senaryonun bir yansımasını görürüz adeta. 1989’dan itibaren sosyalist blokun yok olmasıyla birlikte açılan dönem Küba tarihinde yerini “barış zamanında özel dönem” olarak alır. Bu isimlendirme, Küba’nın Sovyetler Birliği ile ABD arasında çıkabilecek bir savaş durumunda uygulanacak ayakta kalma planının adı olan “savaş zamanında özel dönem” ifadesinden türetilmiştir.

 “Savaş zamanında özel dönem” böyle bir durumda oluşabilecek gıda ve yakıt kıtlığına karşı alınacak tedbirleri içeriyordu. Küba, bir kuşağı “savaş zamanında özel dönem” için eğitmişti. Ancak Kübalılar “savaş zamanında özel dönem” yerine “barış zamanında özel dönem”le karşı karşıya kaldılar. Çünkü doksanlı yılların başında çöken sovyet rejiminin desteği Küba üzerinden kalkmıştı. Küba artık ne batıdan ne de doğudan yardım alabiliyordu. Bu durum siyasal olarak olduğu kadar ekonomik ve toplumsal olarak da etkilerini göstermekte gecikmedi. İnsanlar, üretemez, beslenemez oldular, hal böyle olunca da ekonomik çöküş yanında psikolojik çöküşü de getirdi. Bireyler içinde yaşadıkları toplumun da etkisiyle güvensiz, şiddete meğilli ve uyumsuz bir hal aldılar, beslenme ve temel ihtiyaçlar söz konusu olduğunda suça eğilim de gün geçtikçe arttı. Kişilik bozuklukları, psikolojik tedavi gerektiren durumlar ve çözümsüzlük bireyden yola çıkarak toplumu da çöküşün sınırlarına getirdi.

İşte Chamaco da böyle bir dönemin, “barış zamanı özel dönem”inin yansıması olarak karşımıza çıkar. Oyunda genel hatlarıyla; sınıf farklılıklarından da kaynaklanan kişilik sorunları, farklı cinsel yönelimler, en acılı günlerinde bile bu tutkularını tatmin etmeye çalışan mevki sahibi kişiler, onların bu arayışlarına çanak tutan ve bundan yararlanan bir kesim göze çarpar. Kişilik dalgalanmaları içindeki yitik insanlar, paranın ve parasızlığın, paraya ulaşma savaşının yitikleştirildiği gençler, kendilerine bir çıkış yolu arayanlar ve bulamayanlar, sevgisizlik, mutsuzluk ve bunların getirisi olan soyut ve somut cinayetler gözler önüne serilir.

Oyunun geçtiği zaman ve yer bile başlı başına bir ironi oluşturmaktadır.  Dinsel bir bayram olan Noel’in arifesinde başlayan oyun, bu zamanı ve sonrasındaki birkaç günü, geçmişe dönüşlerle anlatır. Bu zamanın seçilmesi tabi ki tesadüfi bir durum değildir. Noel, toplumsal barış, sevgi ve şükran günü olarak kabul edilir. Ancak sınırdaki bir toplumda, toplumsal ya da bireysel barıştan, sevgiden söz etmek, şükran beklemek çok yersiz ve ütopik bir beklentiden başka bir şey değildir. Noel arefesinde karşılaşan iki gencin arasında geçen diyalog, bu ütopik beklentinin, içinde oldukları toplumda ne kadar geçersiz olduğunun bir kanıtı gibidir.

KAREL: Neden cebinde o kadar parayla geziyorsun?

MIGUEL: Çok para değil ki.

KAREL: Soyulabilirsin.

MIGUEL: Kim soyacakmış beni?

KAREL: Soyarlar valla, kötülük yapmış olmak için.

MIGUEL: İnsanlar o kadar kötü değil.

KAREL: İnsanlar bir anda kötü olur. Bak…

Nitekim öyle de olur. İki genç satranç oyunu sırasında, çok ufak bir iddiaya girerler. Bu iddia uğruna Miguel ölü, Karel ise katil kimliğine bürünür bir anda. Biri oyunda kaybettiği parayı vermek istemez, diğeri ise kazandığına inandığı ve çok ihtiyacı olduğu parayı almak için çabalar. Aralarında çıkan kavga sonucu ise Karel, güvensizliğin ve sokakta var olan korkunun üzerindeki etkisinin nedeniyle cebinde sürekli taşıdığı çakısına sarılır ve Miguel’i öldürür. Karel’in hayatına baktığımızda ise bu durum, Miguel’e karşı değil hayatın kendisine ve topluma karşı bir eylemdir adeta. Oyun içerisinde bu durumu anlatan en net repliklerden birini de Karel ile konuşan Miguel’in babasının ağzından iletir yazar.

ALEJANDRO: Ne olursa olsun, insanlar karmaşıktır. Ona ne olduğunu hiç bilmiyorsun ki… Şehrin bambaşka bir tarafında, hayatını düzene sokmaya çalışıyordur, her gün karşımıza çıkan milyonlarca küçük problem canavara dönüştürüyor bizi. Delilik bu…

Küba gibi bir toplum içerisinde oyunun geçtiği dönemde delilik böyle adlandırılabilir. Yakıt olmadığı için çürüyen arabalar, günde yalnızca birkaç sefer yapabilen otobüsler ve yoksulluk… Bireyleri mutluluğun ve mutsuzluğun uçlarına çeken, para kazanmak için legal ya da illegal yolların tümünü kullanmaya iten bir düzen…

Oyun kişilerinin yapıntılanması üzerinden bir çıkarım yapmamız gerekirse, sınır kişilik bozukluğu (Borderline) tanımı karşımıza çıkar. Çünkü bütün belirtileri ile sınır kişilik bozukluğunun var olması için en uygun toplumlardan biridir oyunun geçtiği toplum. Sınır kişilik tanısı alan kişi ilişkilerinde, duygu durumunda ve benlik imgesinde sabit kalamaz. Diğer insanlara yönelik tutumlar ve duygular kısa bir süre sonra dikkat çekici derecede ve açıklanamaz biçimde değişebilir. Duygular kararsızdır ve birden bire özellikle de tutkulu bir idealleştirmeden hor gören bir öfkeye doğru yer değiştirebilirler. Bu durumu ise oyun içerisinde sıkça görürüz. Miguel ve Alejandro arasındaki baba – oğul ilişkisi bu duruma verilebilecek örneklerden sadece bir tanesidir. İdeal ya da en azından birbirini tatmin eden bir aile düzeninin toplumun etkisiyle nasıl çöküntüye uğradığını görürüz bu ilişki içerisinde. Oğlunun iyi bir geleceğe sahip olmasını isteyen baba ve babasını model almak isteyen bunun ikiliğini yaşayan oğul figürleri üzerinden iki oyun karakterinin ilişkisi yine içinde yaşadıkları toplum yüzünden hastalıklı, sorgular ve güvenilmez bir hal almıştır.

Sınır kişilik bozukluğu olan kişilerin ailelerinden çok az düzeyde bakım aldıklarını bildirmektedir. Bu kişiler ailelerini duygusal olarak ifadesiz, birbirlerine bağları zayıf ve çok tartışmacı olarak değerlendirirler. Ayrıca çok sık olarak çocukluklarında cinsel ve fiziksel istismara uğradıklarını ve çocukluk çağındayken sık sık ailelerinden ayrı kaldıklarını bildirirler. Sınır kişilik bozukluğunun çocukluktaki şiddetli ve travmatize edici istismar yaşantıları sonucunda ortaya çıkan, bir çeşit travma sonrası stres bozukluğu veya dissosiyatif kimlik bozukluğu olabileceği konusunda bazı görüşler bulunmaktadır. (Neale: 2008)

Oyundaki aile ilişkileri de, tıpkı biraz önce de bahsettiğimiz gibi Neale’nin aktardığı gibi kurgulanmıştır. Miguel ve Alejandro, Karel ve Felipe arasındaki diyaloglara baktığımızda bu durumu çok net görürüz.

MIGUEL: (Alejandro’ya) Yok, yok. Onu seviyordun. Onu sevdiğine eminim. Arabayla onu almaya gidiyordun, gezmeye çıkarıyordun. Sahildeki haftasonları, hayvanat bahçesindeki akşamlar, hepsi burada… Unutmadım. Onu sarılıyorsun, onu öpüyorsun, beyaz bir gül hediye ediyorsun. Ve eve geç geliyorsun. Adliyede dağ gibi iş veriyorlar sana… Gece geç saatlere, sahaba kadar.

Böyle bir aile içinde büyüyen çocuğun evden uzak kalması, ne kadar tehlikeli olursa olsun dışarıda daha çok zaman geçirmesi ve psikolojik olarak çökmesi kaçınılmaz oluyor. Üstelik Miguel’in babasına olan bu nefreti ondan maddi yardım almasını da engellediğinden sokakların kötü yüzüne bulaşması da kaçınılmaz olmaktadır.

Benzer bir olay Karel için de geçerlidir. Taşrada yaşayan ailesinin yanından ayrılan Karel amcasının yanında bir odada yaşamaktadır. Akrabası olduğu halde oda için kira alan amcası Karel’i sanki eşi gibi görmektedir, ona hem cinsel hem de sosyal yönden şiddet uygular. Yani iki gencin Noel arefesinde gecenin bir saati karşılaşması, soğuk havada evlerine gitmek yerine oturup satranç oynamaları tesadüf değildir. Bunlar sınırda yaşayan hastalıklı bir toplumun bireylerin üzerinde yarattığı yıkımın etkileridir.

Sınır kişilik bozukluğu olan hastalar tartışmacı, çabuk sinirlenen, aşağılayıcı şekilde alaycı, hemen küsüveren, beraber yaşanması çok zor olan kişilerdir. Kumar, para harcama, cinsel ilişki, yeme ziyafetleri gibi , önceden tahmin edilemeyen ve dürtüsel davranışları potansiyel olarak kendilerine zarar verecek boyutlardadır. Bu, net ve bütünlük arz eden bir benlik duygusu geliştirememiş ve kendi değeri, sadakatleri ve kariyer seçimleri hakkında belirsiz kalmışlardır. Yalnız kalamazlar, terk edilmekten korkarlar ve dikkat çekmek isterler. Genellikle fırtınalı ve gelip geçici olan, idealleştirme ile değersizleştirme arasında gidip gelen, yoğun bire bir ilişki edinme eğilimindedirler; bir an birisine değer verirler, başka zaman onu hor görür, ona alçaltıcı davranırlar. Kronik depresyon ve boşluk duyguları yüzünden sık sık intihar girişimlerinde bulunurlar ve kendilerine zarar verici davranışlar sergilerler, örneğin bacaklarını dilim dilim kesmek gibi. Bu kişilerde stres düzeylerinin yükseldiği dönemlerde paranoyak düşünceler ve dissosiyatif  belirtilerlere rastlanır. Tüm bu belirtiler arasında değişken ve kişilerarası ilişkiler kritik bir özellik olarak görülmektedir. (Öztürk: 2000)

Bu durum yalnızca Karel ve Miguel için de geçerli değildir oyunda. Alejandro’nun oğlunun ölümünden çok kısa süre sonra eşcinsel bir ilişki için Karel ile buluşması da işlediği cinayetten kısa süre sonra Alejandro ile buluşan Karel’in ruh hali gibi hastalıklı ve değişkendir. Gücü kontrol etmek de güce açlık duymak kadar kişilik bozukluklarına yol açar özellikle de Küba gibi güce aç bir ülkede.

Chamaco’daki diğer oyun kişilerine baktığımızda da durum hiç farklı değildir. Örneğin La Paco, toplum tarafından dışlanmış bir travesti olarak karşımıza çıkar. Korunmaya muhtaç, çaresiz ve bu nedenle en güvenilir yere sırtını dayamak zorunda. Polis memuru Saul ise La Paco’nun sığınacağı tek liman. Gücün iki tarafı yine bir denklik kurma çabasında… Fakat yalnızca ikisinin ilişkisi üzerinden bile toplumun bütün yozlaşmışlığını görmek mümkün oyunda.

LA PACO: … Bende pek iyi satış yok, görüyorsun. Erkeklere hiç bulaşmıyorum. Sokakta yalnız yürümek de korkutuyor. Şu polis beni koruyor, onun olması iyi, beladan uzak duruyorum böylece. Ama beni sürekli koruyor! Buralarda dolanıyordur. Her an bir yerden çıkabilir. Kimden bahsediyorum, biliyor musun? … Korku, güvensizlik. Bu şehir hiç düzelmiyor. Daha dün gece parkta şu çocuğu öldürdüler… Duydun mu?

Polisin bile yalnızca çıkarları doğrultusunda insanları koruduğu bir düzen bireyleri paranoyak olmaya ve bireysel silahlanmaya iter. Bu nedenle güvenlik için ya çıkarlarınız doğrultusunda fedakarlıklar yapmalı ya da bir yıkımla her an karşılaşabileceğiniz gerçeğini unutmamalısınız. Nitekim oyunun finali de bunu gözler önüne serer. Oyunun baş kahramanları olan Karel, Miguel, Alejandra, Felipe ve Silvia için kurgu bir kabusla sonuçlanır. Miguel ve Karel hayatlarını kaybederler. Felipe hayattaki tek dayanağı ve mutlu edenini, Silvia sevgilisi ve kardeşini Alejandro ise oğlunu ve para karşılığı birlikte olduğu Karel’i gözlerinin önünde kaybeder. Karel’in intiharının cinayetten bir farkı da yoktur üstelik. Yalnızca somut bir el bıçağı tutmamıştır. Bıçağı tutan, onu bu ruh haline sokan toplumsal düzenden başkası değildir.

Chamaco, günümüzden baktığımızda sadece Küba’yı anlatan, sınır kişilik bozukluğunu ve toplumsal nedenselliklerini yansıtan bir oyun değildir. Finalde Karel’in cinayet yerine intiharı seçmiş olması, polis memuru Saul’un otoriteyi kötüye kullanması, bütün oyun kişilerinin cinsel açlıklıkları ve cinselliğin özel bir paylaşım olmaktan çok hayatta kalmak ve hayvansal hazlar almak için kullanılması belki de günümüzde bütün dünyanın ortak sorunudur. Belki bu nedenledir ki sınır kişilik bozukluğu bireysel bir hastalık olmaktan çıkıp salgın gibi toplumları etkisi altına almakta, gündelik hayatta karşılaştığımız şiddet haberlerine ya da görüntülerine tepkisiz kalmamızı sağlamaktadır.

            Aklın bittiği ve sustuğu yerde son karar şiddete aittir.

            Adolf Hitler

KAYNAKÇA

  • Melo, A. Gonzales, Chamaco, Çeviren: Sakıp Murat Yalçın.
  • Öztürk, M.Orhan,(2000). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, İstanbul: Nobel Tıp Kitapevleri.
  • Tura, S.M. (2012). Freud’dan Lacan’a Psikanaliz. İstanbul: Kanat Kitap.
  • Davidson, G.C, Neale, J.M. (2008). Anormal Psikolojisi, Ankara: Türk Psikoloji Der. Yay.
  • Köroğlu, Ertuğrul (2014). DSM – 5 Ankara: HYB Basım Yayın Matbaası
  • Ezici, Türel. (2010) Şiddetin Metafiziği ve Dramaturjik Görüntüsü. İstanbul: Mitos – Boyut.

İzmir / 2015

Yorum


işlemi tamamlayınız: