“#Dans ne yapabilir #Sara Ahmed #Şebnem Aksan ve Salıveren Bale #Hepimiz sarhoşuz #Ateşi yakan depresyon#”

image-3Mimesis Haber/

1984 yılından beri düzenlenen ImpulsTanz Uluslararası Dans Festivali, dünyanın çağdaş dans ve performans alanındaki en büyük festivallerinden. Avusturya’da çağdaş dansa yeni bir ses getirmek amacıyla Karl Regenburger ve Ismael Ivo tarafından girişimiyle başlayan festival yıllar geçtikçe yerel bağlamı belirmeyi aşıp sınırlararası, disiplinlerarası ve bedenlerarası bir hal alıyor.

Bu sene 200’den fazla atölye ve projeyi, 90’u aşkın eğitmeni ve 3500’e yakın katılımcıyı ağırlayacak olan festival, aynı zamanda çağdaş sanat alanındaki önemli buluşma noktalarından biri. Dans ve performans alanlarındaki disiplinlerarası yaklaşım ve eleştirel çabaları göz önünde bulundurunca Viyana bu zamanlar, sanatın psoas kasının fonksiyonuna yaklaşıyor:) Fonksiyon demişken…

 

Aktarılacak deneyim yerinde durmazmış!

Ben 5 haftalık bir residency programı olan danceWEB çerçevesinde festivale katılıyorum.(danceWEB bursunun kapsamı ve bursa başvuru ile ilgili sorularınız olursa bana yazabilirsiniz.) Burs progamı kapsamında 65 dansçı ve koreograf, Jennifer Lacey & Alice Chauchat’in koordine edeceği bir danışmanlar kolektifi (Teachback olarak geçiyorlar, bu isimden çok hoşnut olmadıklarını belirtseler de) ile çalışacak. Bu grupta kimler yok ki; Alix Eynaudi, Anne Juren, Keith Hennesy, Mark Lorimer, Marten Spangberg, Phillippe Riera, Raimundas Malasauskas, Valentina Desideri.

Teachback, dans eğitimi ve dans yaratımındaki benzer formları keşfetmeyi amaçlayan bir araştırma grubu. Dans eğitiminde farklı profildeki, farklı arka planlarından gelen sanatçılara dönük, bu sanatçıların kendi potansiyellerini geliştirmeye ve açığa çıkarmaya yönelik yeni yolların aranmasını hedefleyen proje Life Long Burning tarafından destekleniyor. Teachback’in bugün kendisini tanımladığı şekliyle denemeye ve deneyimi odak olarak almış bir kolektif.

Jennifer Lacey, yıllarca ImpulsTanz’da izlediği onlarca atölye çalışmasının birikimi ve o gün de alkolün etkisiyle, barda “Neden danceWEB eğitmenlere de açılmıyor?” diye sormuş. (Artık o kadar içmiyormuş, neyse…) Şu an kendileri de bizlerle 5 haftalık bir residency gerçekleştirecekler. DanceWEB için ayrılmış stüdyoda kendi araştırmalarını sürdürürürken bizle olmaya, paylaşmaya, temasa devam edecekler. İşte ben buna deneyim aktarımı derim! Aktarılacak deneyim yerinde durmazmış. Hem akmak hem de aktarmak lazım, alma verme dengesi önemli. Kapitalizmin hunhar kuralına uymayalım dostlar! (Aldığım kadar vermeyi, verdiğim kadar almayı öğrenmeliyim.) Şebnem (Aksan) Hocam hep der, hep release hep release olmaz bale eğitimi de önemlidir, ya da farklı merkezleme çalışmaları. Belki Serap (Meriç) Abla da şunu eklerdi: Release ile de bale yapmak mümkün. Release bırakmak değil ki salıvermek, salınan enerji, hareket halindeki enerji…. Tutmaya, tutunmaya gerek yok. (Sanırım bu yazılar sayesinde burada olmama katkıda bulunmuş her önemli dans insanına da şükran ve selamlarımı iletme şansı yakalayacağım.)

Buluşmaya günler kala yolladığı Teachback’ten gelen mektubu önemli buluyorum. Festival öncesi geçireceğimiz süreç için öne sürdükleri araştırma sorusu ya da merak konusu: Fonksiyon? Dans yaratımında ve eğitiminde.[i] İngilizce function olarak belirtmişler ama Türkçe’de fonksiyon mekanik algılanabilir diye ben ona işlev diyeyim en iyisi.

Dans, nasıl? yerine Dans ne yapabilir?

Bu soruya birçok araştırma ve üretim alanından aşinayız. O yüzden mektubu aldığımda biraz şaşırdım. Başta, biraz eskimiş bir soru olduğunu düşünüp yadırgadığım bile oldu:) Bilmiyorum… Son zamanlarda Sara Ahmed’in Duyguların Kültürel Politikası okuyordum, duyguların/ hislerin ne yaptığıyla ile ilgili oldukça etkileyici bir çalışma. Duygular nedir? sorusundan çok Duygular ne yapar? sorusunun etraflıca analiz edildiği bir kitap. Hatta hazır konumuz hareket, beden iken şunu da yazmadan geçmeyeyim:

Duygular sadece aramızda hareket etmese de sonuçta hareket halindedir. “Emotion” (“duygu”) kelimesinin Latince’de “hareket etmek, dışarı çıkmak” anlamındaki emovere kelimesinden türediğini unutmamalıyız. Tabi ki duygular sadece hareketle alakalı değildir, aynı zamanda bağlılıklar veya bizi şuna ya da una bağlayan şeylerle de alakalıdır. Hareket ve bağlılık arasındaki ilişki yol göstericidir. Bizi harekete geçiren, hissetmeye sevk eden şey, aynı zamanda bizi bir yerde tutan ya da barınacak bir yer sağlayandır.[ii]

Bu pasaj, depresyondayken niye kolumuzu aldıracak ağzımızı açacak güç bulamıyoruz, sorularına geşebilecek en güzel yanıtlardan biri. Ablacım, anla beni yani!! :) Spinoza’nın yüzyıllar önce öne attığı Beden ne yapabilir? sorusuyla açtığı alanda Deleuze’ün, Elizabeth Grosz’un ilham verici metinleri okunabilir.

Dansın ne olabileceği ya da ne olması gerektiğine dair anlayışımızı genişletmek için ne gibi işlevler keşfedebilir, icat edebilir, inşa edebiliriz? Dans ne yapabilir? Festival dahilindeki atölyeler başlamadan önce mentorlerle paylaşacağımız 3 günlük yoğun süreçte bunu tartışıyor olacağız.

İlk günden…

Mårten Spångberg’in DJ’liğinde güzelce ısındık. Sonrasında kendisi, her işlevin bir form yarattığı ve yaratılan formun çok da önemli olmadığı önermesini paylaştı. İki egzersiz yaptırdı. Özellikle bir tanesini paylaşmak isterim. Elimizde 5 kişilik bir grup var. Bu grupta 3 kişi herhangi bir yönlendirme olmadan dans etmeye başlıyor. Diğer iki kişi oturuyor. Bir kişi, kendi içinden geçen bir soruyu yanındaki kişiye soruyor. Diğer kişi-hikaye anlatıcısı- bu soruya dans edenlerin oluşturduğu kompozisyondan ilhamla cevap vermeye başlıyor. Mårten Spångberg’in anlatımıyla: “İki kişi ateşin yanında oturuyor. Biri, yanındaki kutsal kişiye (anlatıcıya) kendisiyle ilgili bir soru soruyor. Kutsal kişimiz ateşe bakarark bu soruyu yanıtlıyor. Tabi, söyledikleri hiçbir zaman net bir cevap içermiyor. Sorulan soru çerçevesinde önündeki ateşten ilhamla yorumladıkları…. Soruyu soran kişinin cevabı da , kutsal kişinin yorumunun yorumunda.

Harika bir çalışmaydı diyebilirim! Ne tesadüf ki ben anlatıcıyken arkadaşın bana sorduğu soru: Kıskançlıkla nasıl baş edebilirim?

Sessizlik (S) yavaşça odaya girer ve kolektif kalbe (KK) yaklaşmaya başlar. Sessizlik büyüdükçe Kolektif Kalp daralmakta küçülmektedir. Halbuki tek isteği, atmak, canlı kanlı atmaktır.Ancak kendini yerden kaldıramıyordur. Sessizlik yaklaşırken:

S: Biraz konuşabilir miyiz?

Sessizlik…

KK: Olmaz…………. Lütfen git burdan.

Kolektif Kalp boğulduğu yoğunluğu içerisinde çok yavaş ancak hacimlice hareket ediyordur.

S: Lütfen?

KK: Seni değil, atmayı istiyorum………………Sesimi duymak istiyorum.

Sessizlik sessizdir ancak ısrarla mekanı terk etmemektedir. Orada bulunması Kolektif Kalp için yeterinde boğucudur. Ancak Kolektif Kalp, bakışını Sessizlik’ten in’ine doğru aldıkça kolunu keşfeder, sonra ayak parmaklarını, ayağını… 6 tane gözü olduğunu…Sessizlik bedensizliğin hafifliğinde havada asılırken:

KK: Bedenim… Sınırsız bedenim… Hareket etmek istiyorum. Bedenimi taşımak, ordan oraya taşımak istiyorum. Bu kıskançlığı dönüştürmek için hareket etmek istiyorum.

Bana sorulan soru ve benim anlattığım hikaye böylesi bir şeydi. Nasıl bir beden/enerji kompozisyonu oluştuğunu hayal etmek size kalmış. Deneyimleri ve teması çoğaltmak ümüdiyle. Sevgiler ve Selamlar.

Gizem Aksu/ Mimesis Haber

[i]               Benim çevirim yerine daha güzel çevirecebilecek/anlayabilecekler için mektupta yazanı paylaşmak istiyorum: “Dance DO rather than HOW is Dance? Once we agree that dance does have to look like something, that it always does have a form, we wonder: can its form be secondary to its function? Can it be a result of its function? Which functions can we invent for dance, and for class, that expand  our understanding of what dance could or should do?”

[ii]              Sara Ahmed. Duyguların Kültürel Politikası. Sel Yayıncılık, 2015. sf. 21

                   Ahmed, Sara (2004). The Cultural Politics of Emotion. Routledge.

Yorum


işlemi tamamlayınız: