Uymak ya da Uymamak? İşte Bütün Sorun Bu!

Emel Bala Gürel

Dürrenmatt’ın Uyarca Adlı Oyununa Bir Bakış

uyarca

1921 yılında Konolfingen/Bern kasabasında doğmuş İsviçreli bir oyun yazarı olan, Friedrich Dürrenmatt; edebiyat, ilahiyat, felsefe ve fen alanında eğitim görmüştür. Sanat ile olan ilişkisine resim çizerek başlamıştır.  Oyunlar, kısa oyunlar, radyo oyunları, tiyatro eleştirileri ve romanlar yazmıştır.

Dürrenmatt’ın Tiyatro Anlayışı

Çağdaş Avrupa Tiyatrosu’nun önde gelen yazarlarından sayılan Dürrenmatt, değişen dünyanın koşullarına uygun bir biçim olarak komedinin tragedyadan daha geçerli bir tür olduğuna inanmış ve oyunlarını tragi-komik öğelerle beslemiş bir kara komedi yaratmıştır.

Pek çok kısa oyun ve tiyatro oyunu yazmanın yanı sıra tiyatro eleştirileri kaleme almış olan Dürrenmatt’ın tiyatroya bakışı, onu yazar olarak diğer çağdaşlarından farklı kılan özelliği olmuştur. Oyunlarında ele aldığı konular, bugünün dünyasının, insani koşulların dışına çıkan vahşiliğini anlatır. Bunu anlatırken ağır dramatik bir kurgu yerine traji-komik öğeler, yabancılaştırmalar ve grotesk  anlatımlar kullanır. Dili son derece ustalıklıdır ve oyun konuları durum açısından çarpıcıdır. Zalimleşen dünyada insanın zavallılığı ve bunun karşısındaki anlamsız çırpınışı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir. Fakat yazar bütünüyle umutsuz bir tablo çizmez. “Bugün hala yürekli insanların varlığını göstermek mümkündür. İşte bu da benim ilgilendiğim temel konulardan biridir. Yitirilmiş olan dünya düzeni bu yürekli insanlar yoluyla yeniden sağlanabilir.”(Dürrenmatt’tan aktr. (Nutku, 1993, s. 247)

Yunan tragedya yazarlarını ve Aristotelesçi anlayışı yakından incelemiş olması onun oyunlarında kurduğu zaman bütünlüğüne etki etmiştir. Bu zaman algısının ve o dönem kullanılan bazı kuralların tiyatronun değişmez ilkeleri olduğunu savunur. Ama aynı zamanda Brecht’in Epik tiyatrosundan da etkilenmiş yabancılaşma etmenlerinden yararlanmıştır.  Asla tiyatronun belli bir görüş ve kuramın destekleyicisi olacağına inanmaması özelliğiyle Brecht’ten ayrılır. “Tiyatro benim için kuramların ve dünya görüşlerinin yansıtılacağı bir alan değildir. Benim için tiyatro deneye deneye olanaklarını tanımaya çalıştığım bir araçtır. (Dürenmatt’an aktr. (Tatar, 2011)”

Oyun yazarının görevinin asla bulduğu veya gördüğü soruna çözüm getirmek değil, varolan çatışmayı bütün yanlarıyla ortaya koymak olduğunu savunan Dürrenmatt, seyircinin, bu soruna, kendi çözüm bulma uğraşısına girmesinin daha yerinde olduğunu düşünür.

“(…) Ben bir Protestan’ım ve protesto ediyorum. Kuşku duymuyorum, ama umutsuzluğu anlatıyorum. Kendim           zarar görmedim ama çöküşü anlatıyorum; çünkü yazdıklarımda beni bulmanız için değil, dünyayı bulmanız için yazıyorum. Benim görevim sizleri uyarmaktır. Bayanlar, baylar, gemiciler kılavuzu küçümsemesinler. Gerçi o gemiyi kullanamaz, gemi yolculuğunun parasal yükünü de kaldıramaz, ama o denizdeki sığlıkları ve akıntıları tanır. Henüz deniz dingin ama bir gün kayalıklar gelecek kuşkusuz ve o zaman kılavuza iş düşecek. Aktr. (Tatar, 2011)”

Dürrenmatt’ın oyunlarında temel aldığı konular genellikle gücün, paranın ve ölümün etrafında yoğunlaşırken, böylesine derin konulara umutsuz bir bakış açısı sergiler ve insanın bu umutsuz durumda giriştiği beyhude çabayı grotesk bir komiklikle ele alıp seyirciyi sarsan bir kara komedi yaratır. İnsanın bu vazgeçilmez ve aymaz çabası bugünün giderek zalimleşen dünyasında belirgin bir yer kaplar. Yazar, bu zalimliği göstermesine rağmen umudunu asla kaybetmemiştir.

Oyunlarında, dekorun her şeyi resmetmeyip imgelem olarak yansıtması gerektiğini ve seyircinin hayal gücünü harekete geçirecek biçimde olması gerektiğini düşünen Dürrenmatt, bunu oyunlarında yarattığı sahne atmosferiyle  vurgular. Özdemir Nutku, çevirisini yaptığı Göktaşı oyununun önsözünde Dürrenmatt’ın komedisinin kaynağını şöyle açıklar:

“Yazarın seçtiği iki büyük usta vardır. Aristofanes ve Nestroy… İlki antik komedyanın temel direği, öbürü Avusturya Halk Tiyatrosu’nun en önemli yazarı. O kendi komedya anlayışını Aristofanes’in yapıtlarını örnek alarak büyütmüştür. Onun komedya anlayışında burukluğun egemen olduğu, özgün, gülünç durumlar, burjuva ahlakına karşı iğneleyici ve uyarıcı düşünceler yer alır. Yazarın toplum eleştirisine ve taşlamasına dönük yönü ise onu Nestroy’a bağlar. Oyunlarındaki grotesk açı, biçimlendirilmiş ayrıntılar, söz oyunları ve ikircikli anlamlar, onun Nestroy’dan etkilendiği özelliklerden türetilmiştir.”(Nutku, 1979,s.IX)

Dürrenmatt, yazdığı tüm oyunlarda kara bir atmosfer çizer, groteski mizahla dengelediği, yabancılaştırmalarla klasik algıyı kırdığı oyunlarında, kara komedinin güçlü örneklerini yaratmıştır. Kara komedinin en belirgin özelliği, içerdiği ağır umutsuzluktur. Kara komedi yazarları, toplumu bekleyen güzel günlere inanmazlar. Sömürü ve baskıya dayalı yeni toplumsal sistem, bu umutsuzluğun kaynağıdır. Sanatçıda beliren bu eğilim, felsefi köklerini Schopenhauer ve Nietzche’de bulur. Schopenhauer mutluluk duygusuna inanmaz. Düşünüre göre, iç rahatlığın bulunmayışı insana acı çektirir, mutluluk ise iç rahatlığı ve dinginliktir. İradenin dinginlik içinde bulunamaması tüm varlıkların temelinde vardır. Mutluluk bu yüzden ulaşılması olanaksız bir amaçtır. Fakat insanlar yine de mutluluğun peşinde koşmaya devam ederler.(bknz.Çalışlar 1995)

Oyunlarındaki bu ciddi yapı groteskin abartısı ve mizahı ile dengelenmiştir. Özdemir Nutku, ‘grotesk’i şöyle açıklar:

“Grotesk doğanın bilinçli olarak abartılması ve (bozularak) yeniden varedilmesi olduğu kadar, doğayla ya da günlük yaşamımızın töreleriyle birleşmeyen nesnelerin birleşmesidir. Tiyatro, doğala, geçici, evrensel ve sayısal fenomenin bireşimidir, onun için de doğal dışındadır. Bu fenomen bizim günlük yaşamımızın karşıtıdır ve onun için de tiyatro temelde bir grotesktir.(Nutku,1985)”

Dürrenmatt, yazdığı bütün oyunlarında kendi yaşadığı yüzyılın  meydana getirdiği ortak dertleri, zalimliği, vahşiliği, çaresizliği yansıtmış ve seyirciyi dehşetle korkuya düşürmeyi groteskin mizahıyla dengelemiştir.

***

UYARCA ÜZERİNE

1972-1973 tarihinde yazıldığı bilinen Uyarca, Dürrenmatt’ın son oyunlarındandır. Yazarın 1980 yılında ikinci kez ele aldığı Uyarca, dilimize 1987 yılında Yücel Erten tarafından çevrilmiş, 1993 yılında Devlet Tiyatrosunda oynanmış, fakat basılmamıştır.

Orijinal adı Der Mitmacher olan oyunun Türkçe karşılığı tam olarak “İşbirlikçi”dir.

Fakat oyun göz önüne alındığında işbirliğinden çok bir dönüşüm gerçeği bulunduğundan Uyarca son derece güzel bir ifade olmuştur. Oyunda düzene başkaldıran Bill’in de söylediği gibi: “…Hiçbir şey yapmamak zararlıdır. Akışa uymak, suça katılmaktır”(Dürrenmatt, 1987)

Yazar bu oyunda Uyarca olmamanın tek yolunun ölüm olduğunu gösterir, çünkü sistem insanı önünde sonunda vahşi bir uyarcaya dönüştürmektedir.

Oyun, Doc’un kendisini ve hikâyesini anlatmasıyla başlar. Doc, iflas etmiş bir bilim adamıdır ve taksicilikle karnını doyurmaya çalışırken, yolu ünlü bir yeraltı adamı olan Boss ile çakışır. Doc, bilimi bu noktada bir çıkara dönüştürecek yerin beş kat altında; Nekrodialisatör sistemi ile Boss’un para karşılığında öldürdüğü insanları bir çözeltiye dönüştürerek kanalizasyona gönderme işlemini yaratan ve uygulayan olacaktır.. Umutsuz, mutsuz ve düzene karşı kızgındır. Çünkü sistem ona önce para kazandırmış sonra iflas etmesini sağlayarak ailesini, statüsünü ve inancını yok etmiştir. Dolayısıyla ekonomik şiddet mağduru olan Doc, yaşamdan intikam alırcasına bilgisini ve bilimi insanları öldürerek para kazanan bir şirkete satmıştır.

“DOC: Bu firmaya hizmet etmeye başladım ya neden? Toplum beni yok ettiği için mi? Kendime saygımı yitirdiğimden mi? Nefretimden mi? Kin için mi? Bunlar büyük laflar. Belki de yalnızca düşüncesizlikten, kötülüğü kanıksadığımdan. Belki de  yalnızca daha iyi yaşamak istediğimden: Yerin beş kat altında. Sen benim öcümü alamazsın. Çünkü ben  öcümü aldım. Kendimden öç aldım. Aldatılan bir kocanın öç almak için kendini hadım etmesi gibi. (Dürrenmatt, 1987)”

Doc, vahşi düzende harika bir iş yapmasına ve yenilikler keşfetmesine rağmen, kapitalist sistemde bilimin çıkara hizmet etmesi  gerçeğinden kaçamamış ve sonunda kendini işsiz bir şekilde sokakta bulmuştur. Dürenmatt, iki büyük savaşın da etkilerini görmüş, atılan bombalar ve silahların yine insanlar tarafından üretildiği gerçeğinin yarattığı yıkımlara şahit olmuştur. O silahları  üretenlerin de birer bilim insanı olması ama insanlığın katli için çaba harcamaları ve milyonlarca insanın ölmesi tüm insanlığı derinden sarsmıştır. Doc da bu insanları temsil eden sistemin içinde, sistemin bir parçasına dönüşen bir  bilim insanıdır. Doc’un saldırıya geçtiği silahı aklıdır. Şiddete alet olan aklı, böylece hem onu yok eden insanlığı, cezalandırırken, hem de onun acı sonunu hazırlamaktadır.

Bu düzenin hep zalim tarafında yer alanı olan Boss ise, sakin, ama ürkütücüdür. Çünkü yaptıklarından son derece soğukkanlılıkla bahseder ve öldürmek onun için sıradan bir iştir. O doğrudan sistemi temsil etse de, onu da yaratan yine bu acımasız yaşamın kendisidir.

Şef- … Biliyorum, insanlar üzerinde çelişik izlenimler bırakıyorum. Bir işadamı oluşum sempati uyandırıyor; ama işimin biçimi bozuk, bu da iğrendiriyor. Ama görünüşe aldanmayın herkesin işi acımasızdır. Çünkü  aslında iş dünyası acımasızdır. Zayıf olan göçer gider, güçlü olan tırmanır. Tuttuğu yolun yasal olup olmadığı görecedir. Koşullara bağlıdır. Anamın babamın kim olduklarını bilmiyormuşum: Önemi yok. Yedi yaşında bir öksüzler yurdundan kaçmışım: Ayrıntı. Dokuz yaşımda bir çetenin başkanı olmuşum: Fark etmez. On yedimde Tommy’nin barında tek gözlü bir şişkoyu vurmuşum: Fasarya. Koşullar başka olsa general olurdum; kardinal, politikacı, sanayici olurdum.”(Dürrenmatt 1987,s.42)

Aslında Boss bu konuşmasıyla sistemi tamamen özetler. “ Ölmemek için öldürmelisin” der bir bakıma. Dünyanın en vahşi ortamına arka sokaklarına çocuk yaşında düşmüş biri olarak, sistemi çözmüş, çıkarlarını gözeterek yükselmiştir. Önce hırsızlık, sonra uyuşturucu ve kumar en son da kiralık katillik sistemi ile hızla yükselmiştir. Şiddetin fiziksel boyutu  ile yükselmiş ekonomik boyutuyla şiddeti elinde tutmuştur. Ama Cop gelmeden önce bir çocuk gibi korkar ve ayakkabısını bulmayı bir türlü beceremez. Yazar, o zalimi grotesk bir algıyla sıradan ve komik bir hale getirmiştir, aksi takdirde kanımızı donduracak kadar vahşidir.

Cop ise oyunda adaleti temsil eden kişidir. Ve adalet, sistemin dişlileri arasında ezilmiş, çoktan şiddetin ve vahşetin saygın bir biçimi olmuştur.  Yıllar önce Boss’u hırsızlık yaparken yakalamış olan Cop, Boss’un saldırısıyla sakat kalmıştır. Uzun yıllar Boss’un pis işlerinin peşinden koşup, kanıt toplamış fakat üst düzey yöneticilerin hepsi ona vazgeçmesini,  Boss’un pis işlerine el atıp parayı paylaşmalarının teklifi ile karşılık vermişlerdir. “Bu devirde suçlu değil de, suçu ortaya çıkaran yok ediliyor.” diyerek adaletin zalimliğini özetler Cop. Dolayısıyla adalet sadece paradadır, parayladır. O zaman Cop gerekli adaleti sağlayacak, o da bir uyarca olacaktır.

“Cop- (…) benim gibi bir ahmak, cehenneme gitmezden önce böyle bir şeye yeltenirse; tek suçlu olur çıkar. Suçum çok basit: Adaleti çalınmış bir dünyada, tek başıma adaleti aramaya çıkmışım. Sanki bu herkesin işi değilmiş de, bir kişinin işiymiş gibi.(a.g.y. s.52)

Fakat Cop, Boss’u yok eden planı işletirken kendi ipini de çeker. Aradığı adaleti ancak ölümle sağlayan Cop, ölümle de cezasını bulmuştur.

Oyunun en umut veren ama bir o kadar da hayalperest kişisi Bill’dir. Dev bir kimya sanayini miras almıştır ve parasını devlet başkanlarını öldürmekte harcamak ister. Sistemin yıkılması için sistemin başı yıkılmalıdır, sonra  bir diğeri ve bir diğeri daha. Bu zalim düzen ancak yine zalimlikle sonlandırılabilinir ona göre: ”…insanlığın gelişimi minicik adımlarla oluyor. Kendi kendine koyduğu düzencikler, kişiyi köleleştirdiğine göre; kişi bu düzencikleri sürekli yıkmalı.”(a.g.y. s.27) Bill’in bu düşüncesini dikkate bile almayan baba Doc, çocuğunu miras peşindeki Jack’tan kurtarmak ister fakat  bunu başaramaz, çünkü Cop, Bill’i öldürür. Üstelik Bill ile kendisi arasında benzerlik kurduğunu da söyler. Şiddet çok olağandır sadece kişiye ve zamana göre biçimleri değişir.

Oğlunun ölümünün ardından sevgilisi Ann’in de ölüsüyle karşılaşan Doc, tepkisizdir. Artık o da yerin beş kat altında ölüleri çözelti yapan bir ölüdür. Son umudu olan aşk da onu bu zindandan  kurtaramayacaktır. Ann ise, düşünmekten yoksun ya da düşünmeye korkan güzel bir kızdır. Boss tarafından tecavüze uğramış, ama onun metresi olmaktan kaçmaya da çok çabalamamış, güzel ama bir adım ötesini görmekten korkan biridir. Fakat Doc’a güven duymuş, gelecek planları yapmış,  kendinde tekrar bir umut yeşermesini sağlamışken, yatakta yastıkla boğularak öldürülmüş, bir eşya gibi, valizle çözeltiler arasına katılmaya getirilmiştir. Tüm dünyada kol gezen kadın cinayetlerine ve öykülerine benzerdir Ann’in hikâyesi.

Jack ise tipik bir sözde aydın hikâyesidir. Okur yazar fakat iş para ve çıkar olunca düzene hemen uyan biridir Jack! Para ve gücü paylaşmak istemez ama ava geldiği yerde avlanır.

Jim, Mac gibi emir eri adamlar sisteme köpeklik etmeye dünden razı, fırsatçı, para için her şeyi yapacak kadar güvenilmez ve çıkarcı düzen adamıdırlar. Biri canından olurken bir diğeri patron koltuğuna oturur.

Oyunun sonunda gelen Jim ve Sam patronun adamı olmanın ötesine geçemeyeceklerken, birden her şeyin sahibi olma güdüsü onları ele geçirir. Ve daha acımasız olarak patron koltuğunu devralırlar. Bu Dürrenmatt’ın “Hiç kimse kafası olmayanlardan daha kolay kafa koparamaz” sözünün karşılığı gibidir.

Oyundaki en ürkütücü sahne ise Doc’un kendi kimliğini gizlemek uğruna fotoğrafını yemesidir. Çünkü bu Doc’un sistemi bütünüyle sindirdiğini ve o sistemde oynamaktan vazgeçmeyeceğini gösterir. O artık zalimlik basamaklarını hızla tırmanmaya hazırdır. Mademki güçlü güçsüzü yok etmektedir o zaman, güçlüden daha güçlü olmak çözümdür, düşüncesi oluşur.

Dürrenmatt, bu kadar cesedin olduğu oyunda, hiçbir ölümü gözler önünde gerçekleştirmez ve bu oyunun daha da gerilim yaratmasını, şiddetin kafamızda daha da alevlenmesini sağlar. İnsanın zalimliğinin sınırlarının giderek arttığını gösterir ve insanı korkutur. Bu düzenin değişebileceği umudunu da yitirecek noktaya getirir.

Oyun, yer yer kişilerin kendini uzun uzun tanıtıp anlattıkları monologlarla kesilir. Bu, o trajik havayı dağıtan ve komik öğelere dönüştüren bir yöntem olmuştur. Bu Dürrenmatt’ın gerçekçi yapıyı groteskle  harmanlama becerisidir.

Oyun, konum olarak nerede olursan ol, sistem seni uymaya, boyun eğmeye, sesini çıkarmamaya zorlayacak ve bir kez evet dersen uymak senin alışkanlığın, uyarca olmak bir  meziyetin olacak, der. Sistem, bu şekilde de, seni sadece işine yaradığı sürece kullanacak, ve gözünü kırpmadan senden kanalizasyona giden bir sıvı yaratacak!

Uymak, uyumlu olmak, uyum sağlamak, uyum göstermek, uyumlu görünmek, uyum içinde yaşamak gibi kapitalist sistemin farklı ve aykırı olanı yok etme düzenine hizmet eden sözleri, siyasi ve politik bir şiddet olarak yansımaktadır. Bugünün dünyasının modern ifadeleri olarak arkasındaki şiddeti son derece iyi paravanlamaktadır.

Bugün 21.yüzyılı solurken, çeteleri açığa çıkaran polisin tutuklandığı, kızların tecavüze uğrayıp yakıldığı, gazetecilerin hapse atıldığı, iktidar sahiplerin onlara karşı çıkan halkını dövüp öldürdükleri, her yerde kavganın, şiddetin kol gezdiği bir ülkede yaşarken, Dürrenmatt’ın 1980 de son halini verdiği  Uyarca’ya bakmak gerekiyor. Ve sormak! Biz de küçük birer Uyarca mıyız? Yoksa uymamakta direnen küçük bir sınıf mıyız?

Uymak ya da Uymamak!  İşte asıl sorun bu!

KAYNAKÇA

Çalışlar, A. (1995). Tiyatro Ansiklopedisi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Dürrenmatt, F. (1987). Uyarca. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

Dürrenmatt, F.(1979), Göktaşı, Çev. Özdemir Nutku,Ankara, Kültür Bakanlığı Yay.

Göktaş, S. (tarih yok). PİNTER’IN ALDATMA ve DÜRRENMATT’IN UYARCA ADLI Oyununda Zaman Olgusu. Kocaeli. http://e-dergi.atauni.edu.tr/ataunigsed/article/download/1025002346/1025002353 adresinden alınmıştır

KOCACIK, F. (tarih yok). Şiddet Olgusu Üzerine. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 1.

Koçöz, R. (2011). ‘ŞİDDET’ ÜZERİNE! Ankara Barosu Dergisi.

Nutku, Ö. (1993). Dünya Tiyatro Tarihi 2. Ankara: Remzi Kitabevi.

Tatar, F. (2011). Friedrich Dürrenmatt’ın “Uyarca” Oyununun Sahne Tasarımı Yorumu. İzmir: DEÜ GSF Sahne Tasarımı Yayınlanmamış Lisans Tezi.

Vikipedi. (tarih yok). Nisan 5 Nisan, 2015 tarihinde http://tr.wikipedia.org/wiki/Friedrich_D%C3%BCrrenmatt adresinden alındı

Okuyucu Yorumları

“Uymak ya da Uymamak? İşte Bütün Sorun Bu!” yazısına bir yorum var.

  1. Yücel Erten dedi ki:

    Bilgi için:
    Friedrich Dürrenmatt’tan yaptığım “Uyarca” çevirisi, Öteki Yayınlarının Dünya Tiyatrosu Dizisi’nde ‘İsviçre Tiyatrosu: 2’ sıra numarası ile yayınlanmıştır.
    Künyesi şöyledir: FRIEDRICH DÜRRENMATT, UYARCA, Türkçesi YÜCEL ERTEN
    Öteki TİYATRO, Dizi Editörü ÖZCAN ÖZER, Yapım ÖTEKİ AJANS, Kapak Tasarımı KORAY ARIKAN, Redaktör SEVAL BOZKURT, Baskı ve Cilt ÖTEKİ MATBAASI, Birinci Basım EYLÜL 1998, Yapıtın Özgün Adı: DER MITMACHER
    Yönetim yeri: Mediha Eldem Sokak 52/1 06420 Kızılay/ANKARA
    ISBN 975-584-078-8
    İyi dileklerimle
    Yücel Erten

Yorum


işlemi tamamlayınız: