283 Sanatçımızın ‘Teröre Hayır, Kardeşliğe Evet’ Bildirisi

Üstün Akmen

Geçtiğimiz hafta hastaydım.

Sahnede, mükemmel oyunculuğu ile sarıp sarmaladığı karaktere can verirken, izleyici olarak bizleri içine daldırdığı o boğum boğum, büklüm büklüm psikolojinin etkisinde her keresinde tutmayı beceren Tomris İncer’i Foça’dan uğurlamaya gidemedim.

Ayrıca İstanbul dışındaydım.

Damlayan su kadar duru tiyatrocu Argun Kıral ile son kez de olsa Teşvikiye Camii’nde buluşamadık.

Sanatçı öznenin vazgeçilmez rolünü hiç yadsımadan yaşayan Sennur Sezer, benim 50 yıllık dostumdu. Davanın yeti ve emekle yoğrulması, Sennur Sezer’in davaya baş koymasıyla daha bir somutlaşmış, tüm çalışmaları dünyalaşmıştı. Aramızdan bedenen uzaklaşırken kapsamlı bir yaratılmışlık bıraktı, ama onu uğurlamam için bana zaman tanımadı, son kez de olsa rastlaşamadık.

Üzgün, yılgın, keder dolu, özlem depreştirici, “Keşke daha çok görüşebilseydik” pişmanlığında bir hafta geçti.

Kürtlere Yönelik Baskı

Hemen ardından başını ulusalcıların çektiği bir grup sanatçının Kürt illerindeki devlet katliamlarına karşı barışı savunmak yerine, AKP’nin “Teröre hayır, kardeşliğe evet” söylemine destek veren bildirileri haftaya tuz-biber ekti.

“Teröre hayır, kardeşliğe evet.”

 Hani TOBB’nin de aralarında olduğu 261 sivilceli sivil toplum kuruluşunun destek verdiği, Ankara Sıhhiye Meydanı’nda başlayan Ulus’taki Birinci Meclisin önünde sona eren “bayrak” mitinginin sloganı. Bayrak stoklarının tükendiği, organizasyonunu AKP Gençlik Kolları yerine “Sivil Dayanışma Platformu” adlı dandik örgütün üstlendiği, ırkçı ve militarist gövde gösterisi.

Şimdi Sanatçılarımıza Soralım

Neredeyse yarısıyla dost olduğum, hayranlık duyduğum 283 sanatçının kimilerinin bu bildiriyi imzalamalarına hiç şaşırmadım. Gelgelelim aralarında öyleleri de vardı ki hani gel de dizini dövme.

“Kürt Sorunu, sadece bir ‘terör sorunu’ değil, etnik, kültürel, hukuki, siyasal, sosyal, ekonomik ve psikolojik boyutları olan bir sorundur” diyeceklerine, uzun mu uzun söylemlerine bir anlam veremedim.

Pekiii…

Şimdi, içinde “kardeşlik” sözcüğünün bir kez dahi olsa geçmediği bildiriyi hazırlayan sanatçı dostlarımıza soralım: PKK kurulmamışken de Kürt sorunu yok muydu? PKK tamamen yok edilse de Kürtlerin sorunları ve istekleri olmayacak mı? İç savaş süreci, özelde bölge ve Kürtler, genelde bütün toplumda maddi ve manevi büyük kayıplara neden olmadı mı? Şiddetin kesildiği dönemlerde, devletin kalıcı barışı tesis etmeye yönelik bir politikası var mıydı? Çözüm yolunda önemli fırsatların kaçırılmasına bilerek yol açılmadı mı? Kürtlerde devlete karşı güvensizlik isteyerek yaratılmadı mı?

Bunca Sanatçı

Bugüne kadar Kürtler ile devlet arasında bir siyasal düğüm olan Kürt sorununun, son dönemlerde hızla bir Türk-Kürt çatışmasına dönüşme tehlikesi karşısında olduğunu sanatçı kardeşlerim, ablalarım, bacılarım, ağabeylerim bilmiyor olamaz.

Bu kadar sanatçının beyni, bu oranda ve bu yoğunlukta ve de hep birlikte dumura uğrayamaz. Çocukların öldürüldüğünü, dağın taşın bombalandığını, halkın “sokağa çıkma yasağı”yla evine, köyüne, kasabasına kapatılıp göz göre göre imha edildiğini; ırkçılığın olabildiğince körüklendiğini bunca sanatçının bilmiyor olması affolunamaz.

PKK’nin silahsızlandırılması, PKK’ye karşı çeyrek asırdır verilmekte olan mücadele, Kürt sorununun askeri yöntemlerle çözümünün mümkün olamayacağını göstermekteyken, silahlı çatışmalar devam ettiği sürece, çözüm yolunda atılacak adımların başarısızlığı ayan beyan ortadayken sanatçılarımızın AKP’nin dümen suyuna girmesinin anlaşılması mümkün olamaz.

‘Mehmetçik’ ile (Simgesel Olarak) Omuz Omuza Olmak

Sanatçılarımızın, “Operasyonlar bir an önce durdurulmalı, gerillanın silah bırakması için Kürt sivil toplum temsilcilerinin ve siyasi partilerin aracılığına başvurulmalı, gerillanın silahlarını bırakması özendirilerek ‘af’ içermeyen bir düzenleme olmalı, eski gerillaların toplumda yer edinebilmeleri için çalışmalar yapılmalı, hüküm giymiş PKK militanlarını kapsayan bir sicil affı çıkarılmalı” demelerini beklerdim.

Heyhat!

Onlar, “Bugün tarih, terörle mücadele sorumluluğunu yalnızca TSK’ye değil, sanatçılarımızın, aydınlarımızın ve milletimizin omuzlarına da yüklemiştir. Teröre diz çöktürülmeden, iç çatışma tehdidinin ortadan kalkması olanaksızdır” demeyi yeğlemişler.

Ne yazık ki herhangi bir ideolojiye, etnik/dini/mezhepsel/dilsel kimliğe dayanmayan, Türkiye’nin çok kültürlü yapısını gözeten bir vatandaşlık anlayışını nasıl olmuşsa olmuş benimseyememişler.

Ya ne etmişler?

“Bu amaçla binlerce sanatçıyı temsil eden sanat kuruluşları olarak, ülkemizi yangın yerine çeviren bölücü teröre karşı birleşiyoruz. Tüm sanatçı dostlarımızı, yazarlarımızı ve aydınlarımızı Mehmetçik ile omuz omuza olmaya çağırıyoruz” demişler.

Bekliyorum

Kısacası, 283 sanatçımızın AKP’nin zokasına doğru bilinçsizce kulaç atmasını anlayamıyorum.

Anlayamadığım için, anlatacak birinin ya da birilerinin beri gelmesini bekliyorum.

(Diğer taraftan, cumartesi günü yaşadığımız vahşetin, etrafında konu-komşu bırakmayan Osmanlıcı/şeriatçı teröristlerle aynı kare içinde hedefine ulaşmayı amaçlayan iktidara karşı değil, Sultan’ın dış politikasına karşı mücadele veren, barış ve özgürlük isteyen halklara yönelik bir saldırı olduğu kanısındayım. 283 sanatçı bu konuda ne düşünmektedir, vallahi önemsemiyorum.)

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: