Berksoy’dan Haldun Taner’e Doğum Günü Armağanı: ‘Dün-Bugün’

Üstün Akmen

Tiyatro 2000,  2015-2016 sezonu için anlamlı bir yapıma imza atmış.

Edebiyatımızın Usta Yazarı Haldun Taner’in 100. doğum yılı nedeniyle, ustanın  “Keşanlı Ali Destanı, “Vatan Kurtaran Şaban”, “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” ve “Günün Adamı” oyunlarından derlenmiş skeçlerle, Usta Tiyatrocu Zeliha Berksoy’un yönetiminde “Dün Bugün” başlıklı bir kabare hazırlamış.

Bu müzikli güldürü, Türk geleneksel ortaoyunu biçiminde sahnelenmekte… Başarılı bir oyuncu kadrosu tarafından oynanan kabareye Malik Hakçe yönetimindeki orkestra İlteriş Sun, Yalçın Tura ve Cem İdiz’in müzikleri ile eşlik etmekte… İlteriş Sun, müzikleri yeniden yapılandırırken ritim kalıplarıyla oynayarak, sanırım kulaklarımızın aşina olduğu bazı ezgileri yadırgamamızı, yeniden algılamamızı istemiş. Tablolar, Emrah Kürekçi’nin parça dekorları ve Yakup Çartık’ın her zamanki gibi başarılı ışık rejisiyle renk kazanmış. Anonim bir çalışma olduğunu varsaydığım kostümler, dönemine uygun ve bugünü anımsatan bir düzenleme ile hem esprili, hem de rengarenk biçimde düşünülmüş.

Nil Berkan ise, koreografisinde müziğin içine anlamlı hareketler oturtmuş, müziği farklı şekillerde yorumlayarak belirli hareketler uygulatmış. Koreografisinde kullandığı hiçbir devinim anlamsız değil. Kısacası, kabare için kutlanacak bir adım tasarımcılığı.

Bakalım Berksoy Neler Eylemiş

Usta Tiyatrocu Zeliha Berksoy, kolaja dahil ettiği “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” adlı oyundaki toplumsal ve bireysel adalet olgusunu, karakterlerin birbirleriyle olan etkileşimlerini pek güzel incelemiş. Bu konunun tercih edilmesindeki amacı, oyun boyunca oyunda kurgulanan toplumun siyasi ve tarihi birçok gelişmeye maruz kalmasına rağmen adalet ve ahlak algısının değişmemesini ve odak figürlerin temsil ettikleri fikirlerden dolayı toplum ve diğer bireyler tarafından yaratılan adaletsizliklerle karşı karşıya kalışlarını gayet iyi işlemiş.

“Günün Adamı”ndan alıntılarda, 1950’ler Türkiye’sinin değişen değerlerini, yeni insan ve üretim ilişkilerini, siyaset ve bilim çevrelerinin yozlaşmasını Haldun Taner’in oyunun temeline yerleştirdiği “çatışma” ögesi üzerinden tartışmaya açmış.

Haldun Taner’in devlet gücünün ve kanunların değil de zorbalığın hakim olduğu gecekondu insanının hayatını konu alan ünlü mü ünlü “Keşanlı Ali Destanı’ndaysa, Zeliha Berksoy, yazarın varoluşun gerçeklik bakımından belirlenişinin sergilenmesi amacına hizmet etmiş. Yabancılaştırma ögesini korumuş, seyirciyle sahne, sahne ile oyuncu, oyuncu ile rol, rol ile mekan arasında belli bir uzaklık yaratılmasına belli ki çok dikkat etmiş. Diğer taraftan, kimsenin umursamadığı, sinsi, dalkavuk bir adam olan Sipsi Selim karakterini (Nedenini bilmem, ama) kadın karaktere canlandırtırken bence hiç de yadırgatmamış.

1965 yılında yazılmış olmasına rağmen güncelliğini koruyan “Vatan Kurtaran Şaban”dan alınan bölümlerde ise tiyatro, sinema, dans, edebiyat gibi birtakım sanat kültür tematiğinde aradan gecen 50 yıla karşın ülke olarak bir arpa boyu yol alamayışımızın acı bir şekilde yüzümüze çarpılmasına aracılık etmiş.

Oyunculuklar

Uzun zamandır izleyemediğim ve gerçekten sahnede özlediğim Erdem Akakçe, canlandırdığı tüm karakterleri her zaman olduğu gibi hem bütünsel, hem derin, hem de eksiksiz değerlendirirken, fiziksel olarak da mükemmel biçimlendiriyor.

Utku Çorbacı, özellikle Keşanlı Ali’nin karakterini analiz etmesiyle dikkat çekiyor; karakterin sorununa çözüm bulmayı, eylemin gözlemcisi ve yorumcusu olmayı başarıyor.

Can Yılmaz’ın oyunculuğunda jest biraz fazla önem taşımakta… Gene de, dozunda abartılı bir oyunculuk sergiliyor. Taklit etmiyor, seçiyor, yüceltiyor, genişletiyor. Bunları yaparken anlatıma yönelmiş hareketlerini başarıyla kullanıyor.

Öztürk ile Zafertepe

Alayça Öztürk’ün vücut hareketleri jesti ve mimikleri yerinde… Sesini, hareketlerini, role uygun tavırlarını iyi kullanıyor. Özellikle sesi denetimli, esnek, değişik her karaktere ve duruma uygun… Tınıları çok iyi… İzlenmesi keyif veren bir oyuncu…

İpek Gülbir’in izleyiciye kendini ifade edebilmesi için beden dilini daha bir geliştirmesi gerektiği kanısındayım. Hareketleri rahat değil. Yaratıcı düş gücü, ritim duygusu, ilgisini yoğunlaştırabilme yeteneği kötü değil, ama eksik. Anlam ve söz düzeni içinde yorumlarının da çalışmaya gereksinimi var.

Diğer taraftan, “Dün… Bugün”ü izlerken en büyük şansımın Selin Zafertepe (1983) ile tanışmak olduğunu açık yüreklilikle söylemeliyim. Zafertepe, hareketlerini mükemmelen denetleyebiliyor, denge ve ağırlık merkezini ideal şekilde kullanıyor. Can verdiği her karakterde, ama özellikle Madam Olga ve Cemalifer’de başarıyı kökünden yakalıyor.

Haaa!

Bir de, Alayça Öztürk ile Selin Zafertepe’yi merceğimin altına aldığımı, bu yazımda alenen ilan etmem gerekiyor.

“Dün… Bugün”de, kahkaha ve hüzün el ele tutuşmuş sizleri bekliyor.

(“Dün… Bugün”, bu akşam saat 20.30’da Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezinde…)

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: