Bir Garip Restorasyon Hikâyesi

aspendosSanat tarihçisi Pınar Sağlav, Aspendos Antik Tiyatrosu’na yapılan restorasyonu ve yapılan çalışmaya karşı basında ve sosyal medyada yükselen tepkileri değerlendirdi. Sağlav’a göre, restorasyonun tartışmalı yönleri olsa da, bugüne kadar gelen eleştiriler yanlış temellere dayanıyor.

Dünden beri Türkiye sosyal medyasını ‘Aspendos Antik Tiyatrosu Krizi’ kasıp kavuruyor. Haberi aynı metinle paylaşan çeşitli gazeteler, tiyatronun merdivenlerindeki ‘restorasyon rezaleti’ni büyük bir iştahla sayfalarına taşıdılar. Beni daha çok şaşırtan ise, kervana katılan Arkeoloji Haber oldu. Zira restorasyonun yönteminde teknik olarak herhangi bir hata görünmüyor.

Bu konuda uzman herkesin haberdar olduğu Venedik Tüzüğü’nün 12. Maddesi çok net: “Eksik kısımların tamamlanması, bütünüyle uyumlu bir şekilde bağdaştırılmalıdır; fakat onarımın, aynı zamanda artistik ve tarihi tanıklığı yanlış bir şekilde yansıtmaması için, orjinalden ayırdedilebilecek bir şekilde yapılması gereklidir.” Ayrıca tüzüğün devamındaki ‘Birleştirmekte kullanılan madde her zaman ayırdedilebilecek bir nitelikte olmalı ve bu anıtın korunmasını sağlamak ve eski haline getirmek için mümkün oldugu kadar az kullanılmalıdır’ cümlesi de söz konusu müdahalelere yaklaşımı net bir şekilde açıklıyor.

Haberin yazarı, DHA’dan Mehmet Çınar’ın görüş almak için seçtiği isim ise ilginç: Aynı zamanda kokartlı rehber olduğunu öğrendiğimiz, Antalya Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanı Recep Yavuz. Röportajda, tiyatronun orijinal mermerinin açık ve koyu gri olduğunu (hata 1) fakat restorasyonda beyaz ‘mutfak mermeri’ tercih edildiğini (hata 2) beyan ediyor. ‘Restorasyon hissedilmeyecek’ (hata 3) bilgisi de, yine Yavuz’a ait. İki gündür gazetelerin ve haberi sosyal medya hesaplarında paylaşan ünlü ve aydınların feryadı bu bilgilerden kaynaklanıyor. Restorasyonun hissedilmemesi gerektiği yönündeki iddianın tamamen temelsiz olduğunu, yukarıdaki Venedik Tüzüğü maddesi açıklıyor; yine tamamen temelsiz olan diğer iddia ise, restarasyonda farklı renkli mermerler kullanılmış olması. Her şeyden önce, Aspendos’un basamaklarında antik dönemde kullanılan taş, mermer değil kireçtaşı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre, restorasyon için seçilen taş da öyle (beyaz da değil, Korkuteli beji). Bakanlığın açıklamasında, taşın seçimindeki detaylardan ve geçirdiği labarotuvar analizlerinden de bahsedilmiş. Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nden ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan detaylı bilgi edinilebilir.

Şu halde, teknik olarak sorunlu bir restorasyondan bahsetmek mümkün değil. Resmî açıklamada yer alan ‘taşın renginin zamanla değişeceği’ bilgisi de alay konusu olmuşa benziyor. Oysa Aspendos Antik Tiyatrosu 19 yüzyıldır doğa şartlarına açık halde duruyor. Yeni kesilmiş taşların, hammaddesi aynı olsa bile, renk ve doku farklarının olmaması imkânsız.

Peki, Aspendos’taki restorasyonun eleştirilecek hiçbir yönü yok mu? ‘Anastylosis’in (eski bir yapının özgün parçalarının yeniden kullanılarak restore edilmesi) ötesine geçen ve tiyatronun yapısal sağlamlığına katkısı olmayan bu ekler ayrıca tartışılabilir. ‘Cavea’ bölümü (Roma tiyatro mimarisinde merdiven formlu oturma kısımları) restorasyonuna bu eklemenin sebebi, tiyatronun 1930’lardan beri çeşitli konser ve temsiller için kullanılıyor olması. Fakat bu başka bir yazının konusu; ‘sözde mutfak mermeri skandalı’yla herhangi bir ilgisi yok.

AGOS