KAD BEL Acılı SOS

Zafer Diper

Özenci(amatör) günlerimizden bu yana 52 yıllık bir dostluk. Son yazdıklarım üzerine “ne olup bitiyor” diye görmeye gelmiş beni, biraz soruşturmaya. Siyasetten anlar ve diyeceklerini dosdoğru söyler, benim gibi mecazlar falan kullanmaz. “Önce açıkla şu başlığı, nedir KAD BEL?” diyor. “Kadıköy Belediyesi’nin kısaltılmışı; ve SOS: Kültür ve Sosyal İşler Müdürü (Sosyal’in kısaltılışıyla). “Yemeklerdeki ‘acılı sos’?” “Sana dokunur, acısı fazla. Açayım daha: Sevinçli-mutlu değil de, acılar doğuracak, tehlikeli anlamında. Bir de SOS, uluslararası ‘imdat çağrısı’…” “Yani birleştirirsem, KAD BEL’de bir Kültür Müdürü var ve verdiği maddi-manevi yıkımlardan ötürü acılar içinde imdat diye bağıracağız…” “Eh, az yaklaştın sayılır!” “Ay ay ay, demek acılı bir haykırıştan sonra imdadınıza birileri yetişecek ha?! Okyanusta salınan, hurdası çıkmış bir teknesin sen, kim duyacak da gelecek sesini?” “Sende ne benzetmeler varmış öyle?!” “O denizde nokta bile değilsin!”

“Kadıköylü bir yazar, sanatçı sorumluluğu denebilir benimkine, okyanusun dibini boylasam da…” “Peki. Nasıl başladı bunlar?” “Yeni başkan Nuhoğlu’yla birlikte.” “Kendi kadrolarını kuracaklar elbet…” “SOS (Simten Gündeş), salon tahsislerini kendinde toplayarak başladı kolları sıvamaya… İyi de, salon talep edenlerin (tiyatrocu, müzisyen, panelist, şair, yazar çizer vd) sanatsal kimlikleriyle ilgili bilgisi yok ki, nasıl yapacak tahsisi? Ana sorun SOS’u damdan düşer gibi, kimin, ne için atadığı oraya? Üç seçenek var. Ya birileri ‘bu bayan kültür-sanat konularında bir tanedir’ diye öneride bulunmuştur KAD BEL’e ki buna inanamayız; çünkü SOS’un yetersizliği, konuları anlamadığı, ilçesindeki sanatçıları tanımadığı (kısa sürede bunun zaten olanaksızlığı), yerel yönetim deneyimi birikimi olmadığı, bilinesi. İkincisi; ahbap çavuş ilişkileri? Üçüncüsü; hemşehrilik, aileden gelen güç?.. Bir dördüncü şık da olabilir, onu da bilemeyeceğim?!

Özellikle Caddebostan ve Barış Manço Kültür Merkezlerinde son on yıldır kendilerini geliştirerek hizmet veren; salon tahsisi isteyen kişi ve kurumları tahlil edebilen bilgili ve deneyimli üretken yöneticilerini görevden alması ve yerlerine kendisi gibi ‘bilmeyen-anlamayan’ kişileri ataması, SOS’un ilk yaratımlarından(!) Örneğin Kadıköylü CHP’nin Barış Mançosu’na, AKP’li Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan bir bayanı getirmesi…“

“İşten anlaması gerekmez. SOS için önemli olan, gücün kendisinde toplanması. ‘Kararları ben veririm, isteklerimin yerine getirilmesini sağlayacak kişileri de yönetici yaparım’ mantığı… Görevden alınan kişiler merkezlerinde olumlu işler yaptılar değil mi?” “Evet!” “İşte bu olmadı!” “Nasıl ya?” “Daha önce var edilen güzellikleri çirkinleştirmeli, olumsuz göstermeli; öyle ya, onları görevden aldığına göre, ‘başarılı olamamışlar’ izlenimi yerleştirilmeli zihinlere. Onları ayıklamak, amaç bu, yapılan da!” “Esas onların baş tacı edilmesi gerekmez mi?” “Gerekmez, çünkü, başkalarının başarısını değerlendirmek yanlış taktik SOS için, çünkü kendi baş tacı olmak istiyor, veriler ortada… Kendini ele al. Kadıköy’ü de temsil etmiş ‘efsane’ oyununa, 30. onur yılında sergilenmesi gereken Yargı’ya, halkın vergileriyle oluşmuş o salonlarda yer vermeyerek seni de silmeye çalışıyor. Yıllardır yapmadığın-düzenlemediğin etkinlik-anma günleri vd kalmadı ilçede ayrıca…” “CHP için değil, halk için, izleyicimiz için yaptık o sahnelerden yararlanarak. İşim olmaz! Ne CHP ilçede ne de KAD BEL’de kimseyle en ufak bir ahpaplığım-tanışıklığım yok, bunu bilesin…” “Biliyorum, sorum şu: SOS; Kadıköy’ün en eskisi sana, yaş baş-sanatsal emek gücünü de göz önüne alarak yıllardır kültür-sanat etkinliği üreten-düzenleyen sana, ‘ne-neler yapmalı ilçede?’ diye bir görüş alışverişi önerisinde bulundu mu? Hayır değil mi? Bazı insanlarla görüşmüştür belki ama senle değil; hem sen de ya biraz fazla solcusun…” “Haydaa, nerelere geliyorsun…”

“Daha nerelere gelirim bir bilsen…” “Dön konuya…” “Acemi SOS, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor. Açıklanan programında; daha önce katbekat yapılanları ‘yeni-yenilik’ gibi gösterip sözcük oyunlarıyla halkı kandırmaya çalışıyor sanatsal anlamda (ki bunları irdeleyeceğiz, dehşet!). Bir diğeri Devlet Tiyatrolarına salon verip ilçede yıllardır savaşımlarını güç koşullar altında sürdürmeye çabalayan özel tiyatroları sokakta bırakıyor (irdeleyeceğiz, dehşet!) Sayısı dördü geçmeyen salonların kullanımlarını inanılmaz biçimde yanlış değerlendiriyor (irdeleyeceğiz, dehşet!) Bir gazetede Türkçesi bozuk açıklamalarla, reklamımı yapayım derken ucuz mu ucuz göz boyamalı cümleler kuruyor; deyimleri-deyişleri karıştırıyor (irdeleyeceğiz, dehşet!) Başkaları da var bir sürü ama en başta irdelenmesi gereken ‘kentsel dönüşüm’ olayı(dehşet!).

“Kadıköy önemli ilçe, bu pencereden açılabilirsiniz İstanbul’a, oradan Türkiye’ye, oradan tee okyanusa…”

“O dehşet bu dehşet, valla seni öyle bir irdelerler ki, yersin dayağı oturursun aşağı… Hani, belki de yırtarsın, çünkü öyle popüler falan değilsin, ama, yine de…”

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: