Nurhan Karadağ’ı Uğurlarken Bazı Sorular

gulsen-karakadioglu-185-4[Gülşen Karakadıoğlu’nun Birgün’de yayınlanan köşe yazısının bir kısmını paylaşıyoruz.]

Nurhan Karadağ, Türk Tiyatrosu’nda oluşturduğu özgün yönetmenlik biçemi, bu biçemi oluşturma yolundaki araştırmaları, deneyimleriyle öyle özel, örneği olmayan değerli bir tiyatro adamıydı ki. Gerek profesyonel tiyatrolarda koyduğu oyunlarla sağladığı başarı gerek yurt içinde yurt dışında profesyonel-amatör topluluklarla (Deneme başta olmak üzere) yaptığı çalışmalarla tiyatromuza büyük değerler kattı.

Ama onun gencecik bir tiyatro öğrencisiyken başlattığı ve profesörlüğüne dek ve sonrasında emeklilik dinlemeden sürdürdüğü bu yaklaşımı hak ettiği yanıtı aldı mı? Ardında bu önemli çalışmaları sürdürecek, zenginleştirecek, çağdaş Türk tiyatrosunun dili olmasını sağlayacak bir gelişim yaşandı mı?.
Nurhan Karadağ’ın açtığı ve örnekleyerek tiyatroculara seyirci karşısında yaşattığı tiyatro pratiğinin kendisiyle sınırlı kalmamasını sağlamak gerekir. Olması gereken ve neden olmadığı anlaşılamayan, onun tiyatro dilinin yaygınlaşması, günümüz tiyatro estetiğiyle buluşmasının önündeki zihniyet engellerinin aşılması gerekir. Anadolu tiyatrosuna özgü bir dil oluşturulabilmesi yolundaki geleneksel göstermeci tiyatronun binlerce yıllık kökenine ulaşıp ortaya serdiği tiyatro anlayışını kurumlaştırmak ya da daha doğrusu mevcut kurumlar içinde kadrolaşmak gerekli. Böylece Nurhan Karadağ’ın çalışmaları Ankara Deneme Sahnesi’yle ve sahnelediği oyunlarla sınırlı kalmayacaktı. Örneğin Devlet Tiyatrosu ve Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü içinde özel bölümlerle yeni bir öğrenim süreci ve yaratıcı, uygulayıcı kadrolar geliştirmek ve kurumlaşmayı oluşturmak gibi. Ya da ödenekli tiyatrolarda bu anlamda üretim yapacak, araştırmayı sürdürecek ve yeni kadrolar yetiştirecek özel bölümler oluşturulabilir, oluşturulmalı. Nurhan Karadağ ‘ın üzerinde durmadığı kuramsal yayın eksiği asistanları, genç öğrencileri – meslektaşlarıyla tamamlanmaya çalışılabilir.

Nurhan Karadağ’ı tanıyalı neredeyse yarım asır oldu. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsü öğrencisiydim. Telefon edip Deneme Sahnesi’nde sahneye koyduğu Bozkırdirliği oyununda oynamamı istemişti. “Sesin güzelmiş gel” demişti. Okuduğum bölümün dördüncü sınıfının efsane öğrencisi Nurhan Karadağ’dan böyle bir öneri almak hoşuma gitmişti, gittim ve sonrasında yıllarca birlikte çalıştım. Açıkcası Özdemir Nutku, Sevda Şener, Metin And, Melahat Özgü, Max Meinecke, Sevinç Sokullu gibi dev isimlerin ders verdiği Kürsü’den öğrendiğim kadar Deneme Sahnesi’nden de öğrendim tiyatroyu. Deneme’de yalnızca bir oyun seçilip sahnelemek, seyirci karşısına çıkarmak gibi sözlerle tanımlanamayacak denli derinlikli ve katmanlı bir eğitim süreci yaşanıyor, Türk Tiyatrosu’nda özgün yeri olan birçok ustanın da içinde olduğu seminerler, uygulamalar, sahnelemelerle “tiyatrocu” olmayı öğreniyorduk. Kendi adıma Deneme serüvenimde oyuncu, dramaturg, yazar, yönetmen yardımcısı, yönetmen olarak bir şeyler yapmak yanında Nurhan askere gittiğinde iki yıl süreyle de Başkandım ve bütün bunlar benim tiyatro öğrenimimde önemli duraklardı..

Deneme Sahnesi’yle yollarımı ayırdığımdan yıllar sonra Berlin’de Tiyatrom’un Sanat Yönetmeni olduğumda ilk prodüksiyonum Nurhan Karadağ’la Bozkırdirliği oyununun sahnelenmesiydi. İlk sahne deneyimimi yaşadığım oyunun yazarı Ünal Akpınar Berlin Frei Üniversitesi’nde profesördü. Oyun Berlin’de büyük ilgi görmüş, eleştirmenler bir ağacı, dalı, bir hayvanı oynayan oyuncuları ve bu rejiyi ilgiyle izlemiş ve övgüyle seyirciye duyurmuşlardı.

Devamı için tıklayınız.

Birgün