Yazarak Zorlukların Üstünden Kuş Gibi Uçuyorum

niluferrAyhan Hülagü’nün Nilüfer Açıkalın ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.

Nilüfer Açıkalın, 10 yıl sonra Cahide Sonku müzikaliyle sahneye döndü. Açıkalın, “Hayatım hep bıçak sırtında geçti, geçiyor. İçim daima kıpır kıpırdır benim. Oynayacağım bir proje yoksa yazmaktayımdır, o yüzden heyecanım hiç bitmez.” diyor.

Cahide Sonku müzikali sanatçının hayatının hangi dönemine odaklanıyor?

Müzikal, Cahide Sonku’nun hayat hikâyesi. Kim olduğunu, nereden geldiğini, sanat hayatına başlayışını ve hayatındaki iniş çıkışları, tiyatro ve sinema ile tanışmasını, yaşamındaki kırılma noktalarını kapsayan detaylı bir oyun.

Sonku’nun hüzünlü bir hikâyesi var. Bunun ne kadarı var sahnede?

Cahide Sonku tiyatro ve sinemanın ilk kadın yıldızı ve ilk kadın sinema yönetmeni. Döneminin en sıra dışı, en cesur kadını, hiç kimseye eyvallahı olmayan güçlü bir insan. Dolayısıyla hayatında birçok iyi kötü evreden geçiyor, maddi açıdan çok büyük başarı kazanması da sonra bir anda hayatının bambaşka bir hal alması da onun mutluluk-mutsuzluk parametresini etkileyen temel nedenler değil. Cahide’nin hüznünün temel nedeni maneviyatının karşılığını bulamayarak yalnız kalışı. Bu da bana gerçekten çok acıklı geliyor.

Sizin hayatınızdaki yeri nedir?

Çocukluğumun en dramatik figürlerinden biridir. Çok küçük yaşlarda adını fazlaca duydum. Babam büyük hayranıydı, annemse onun için üzülür ve bir gün o ‘düştü’ dedikleri sokaklarda kendisini görmeyi umar ve düşmüşlüğünü asla kabul etmezdi. ‘Altın çamura da düşse değerinden bir şey kaybetmez’ lafını çok duymuşumdur Cahide üzerinden. Onu aramak o dönemlerde aklıma kazınmıştı ve daha sonra yazdığım öykülerde kaybedenlerin ardı sıra iz sürmemde de etkisi vardır. Kaybedenlerde ve bunu özellikle bile isteye seçenlerde tarif edilmez bir güç var ve bu çok etkileyici.

Onunla yatıp kalkmaya başladıktan sonra görüşleriniz evrildi mi?

Onun olağanüstü yaşamının tüm detaylarına hâkim olmak kaderin bir cilvesi gibiydi. Çok etkilendim, hiç de yabancılaşmadım, kayıtsız şartsız bir kabullenişle içime sindirdim. Tanımaktan büyük mutluluk duydum. Düşüncelerim olumlu yönde evrildi; çünkü herkesin ilgi odağında olan korkutucu güce sahip bir insanın aslında nasıl yalnız ve kırılgan olabildiğine bir kez daha şahit oldum.

Her zaman maneviyatla uğraşan biri oldum Rol size teklif edilince ‘Hiç şaşırmadım, heyecanlandım’ demişsiniz. Neden?

Çünkü Cahide Sonku daima aklımın en gizli köşesinde durur ve beni bir şekilde korurdu. Ben de çok küçük yaşta ünlü oldum, henüz 18 yaşımda şöhret olmanın nasıl bir duygu yarattığını keşfettim. Korunaklı olmam gerektiğini biliyordum. Bu çocukluğumdan bu yana aldığım tasavvuf içerikli manevi eğitimin de etkisi ve yardımıyla yolumu çizmemi kolaylaştırdı. Eğer kalben uyanık biri olmasaydım bana biçilen yıldız elbisesini giyer ve ona göre bir yaşam sürerdim ama o göz kamaştırıp gerçeklerden uzaklaştıran ışıltıları elimin tersiyle iterek bu toplumun sıradan bir ferdi halimle yaşamımı sürdürdüm. İnsanın önüne birçok yol açılabiliyor. Ben kaderimizi kendimizin çizdiğini düşünüyorum çünkü hayat tercihlerle ilerliyor. Seçtiğim yol zor bir yoldu, yoksulluk, işsizlik, yalnızlık, tüm badireler vardı ama Allah’a hep şükrettiğim yazabilme yeteneğim sayesinde tüm zorlukların üstünden kuş gibi uçarak geçtim, geçiyorum. Zaten zor güzeldir, kolay olsa bu kadar güzel olmazdı. Huzurumu bu tercihlerime borçluyum.

Cahide Sonku’ya benzetilir misiniz?

Tip olarak pek benzemiyorum galiba ama birbirimizi andırdığımız bir havamızın olduğunu söylüyor tanıyanlar. Belki bir duruş, bir bakış, bir tavır bilemiyorum. Ben minik bir kadınım, Cahide Sonku daha irice bir hanımmış. Yüz şeklimizde de tek tek incelersek benzerlik yok ama ruhlarımızda bir kardeşlik olduğu kesin.

“Disiplinsiz insana tahammül edemem”

Müzikle olan dostluğunuz ne zaman başladı?

Hayatımın altı yılı öykülerimi yazarken yirmi yıllık arkadaşım Gökhan Dabak’la birlikte onun isteği üzerine şarkı yazıp söyleyerek geçmişti. İkimiz de tamamen beklentisiz bir şekilde Allah vergisi yeteneklerimizle birer eser ortaya çıkarabilme derdindeydik. Kırk tane şarkı yaptık ve sonrasında durduk. Çünkü sadece yaratım aşamasında verimliydik. Satış başka bir iş ve işin o tarafından hiç anlamıyorduk. Ancak ortaya çıkan şarkılar çok tatlı, çok özgün, çok akılda kalıcı, çok enteresan, komik, ironik öyküleri olan şarkılardı. Ben her şeyin kendi zamanını beklediğine inanırım. Ne de olsa olan olması gerekendir. Günün birinde Ütopya Müzik’ten Ayhan Orhuntaş bu şarkıların çok güzel, çok özel olduklarını söyleyerek albüm yapmaya karar verdi. Ayhan Orhuntaş’la çalışmaya başladık, harika bir sahne performansı hazırlayarak Beyoğlu’ndaki Mask Müzik Kulübü’nde sahneye çıkmaya başladık. Şimdi ayda bir kez kulüpte şarkılarımızı söylüyorum. Gayet ilham verici ve farklı bir gösteri seyirciyle buluşmaya devam ediyor.

Müzikale hazırlanırken nasıl çalıştınız?

Yoğun bir masa başı dramaturji çalışması yaptık. Bu arada Orhan Enes Kuzu sırasıyla şarkılarımızı yazıyordu ve tekst çalışmasının ardından müziklere çalışmaya devam ediyorduk. Yapı olarak çok disiplinliyimdir ve disiplinsiz çalışma arkadaşlarına tahammül edemem. Şansıma bu konuda en az benim kadar hassas insanlarla çalıştım. Dur durak bilmeden çalıştık, çalıştık, çalıştık…

Müzik birikiminiz konservatuvardan aldığınız eğitime mi dayanıyor?

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet KonservatuVarı şan eğitimimin temelini oluşturuyor. Sonrasında çalışma insanı olduğum için işleyen demir ışıldar mantığıyla özel dersler almaya devam etmiştim. Gül Sabar hocadan ve Çelik Kasapoğlu’ndan dersler aldım, şimdi Ayhan Orhuntaş ile derslere devam ediyorum. Benim için çalışmak bir yaşama biçimi.

Siz kimleri dinler, örnek alırsınız?

Yazarken klasik müzik dinliyorum genellikle. Rahmaninov ve Paganini diğer zamanlarda eskiden bu yana dinlediğim müzisyenler. Doors, Led Zeppelin, Frank Zappa, Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray, Hayko Cepkin, Luxus, aslında çok fazla, şimdi söylemeye başlayınca ardı arkası gelmeyecek gibi hissettim. Çok sevip de söylemediklerime ayıp olmasın.

Zaman