Zabel Yesayan’ın Dikenli Yollardaki Yaşamına Yolculuk

zabel[Jin Haber Ajansı’ndan Ceren Karlıdağ’ın haberini paylaşıyoruz.] Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü tarafından hazırlanan “Zabel” isimli oyun Ermeni feminist yazar Zabel Yesayan’ın hayatına sanatsal bir yolculuk yapıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK), Ermeni feminist yazar Zabel Yesayan’ın hayatını, ‘Silahtar’ın Bahçeleri’, ‘Yıkıntılar Arasında’, ‘Sürgün Ruhum’ adlı üç eseri, bazı kısa öyküleri ve ‘Bir Adalet Feryadı’ kitaplarından yola çıkarak sahneye taşıdı. Zabel’in yaşamını çocukluğundan itibaren ele alan oyunda, onu büyüten beş kadının hikâyeleri, Zabel’in bu kadınlardan etkilenişi, kadınlar arasındaki geleneksel değişimler konu ediniyor. Zabel’in hikâyeleri Boğaziçili kadınlar tarafından ‘ajite diline’ bulaşmadan güçlü ve sanatsal çıkışlar ile yeniden hayat buluyor.

Ağlayan şehirlerin hikayesi…

Oyun, Zabel’in Üsküdar’a geri dönüş sahnesi ile başlarken, aslında geri dönülen Zabel’in çocukluğu, geçmişi ve sırlarıdır. Zabel’in hayatında ki en önemli karakter ise büyük teyzesi. Teyzesi Zabel’i, Ani Şehri’ni anlatan şarkılarla uyutur, ağlayan şehirlerden bahseder. Daha sonra sürgün ve göç yollarında arkasında harabe şehirler, kiliseler, okullar bırakan Zabel Yesayan, şehirlerin ağladığına bizzat tanıklık edecektir…
Oyunda ki en dikkat çeken sahnelerden birisi kadınların evden çıkış veya çıkamayış hikâyelerinin anlatıldığı kısım. Büyüdükçe yaşam alanı daralmaya başlayan Zabel de artık dışarı çıkmak ister. Teyzeleri ve annelerinin dışarıya açılan anahtarları evli olmalarıyken, Zabel ananesinin ilk ‘çıkış’ hikâyesinin İslam yeşili karanlığını ise çok sonraları öğrenir. Zabel’in aklına o an düşen dışarı çıkabilmek için evlenmesi gerektiğidir. Yıllar sonra genç bir kadın olup arkadaşları ile feminist yazar Sırpuhi Düsap’ın kitaplarını okumaya başladığında bu örneği verecektir.

‘Kendi kendimize sınırlar koymuşuz…’

Kadınlara yönelik toplumsal dayatmaların bireylerin ‘gerçeklik algısına’ hasarını da oyunda görmek mümkün. Zira Zabel, annesinin hastalanması ile çocuğu olamadığı için toplum tarafından ‘rencide’ edilen bir akrabasının yanına yerleştiğinde, onun oyuncak bebeklerle olan gerçek dışı ilişkisi karşısında bu hasarı anlayacaktır. Oyuncak bebeklerine gerçek bebekleriymiş gibi davranan kadının sırrı ile büyüyecektir Zabel. Zabel’i büyüten sırlar gençliğinde de bırakmayacaktır onu ve kız arkadaşı ile sahildeyken tanımadıkları biri tarafından takip edildiklerinde, “Bizi bir daha dışarı göndermezler” korkusu ile saklayacaklardır yeni sırlarını. Fakat korkudan bir daha asla sahile inemeyişlerini “Kendi kendimize sınırlar koymuşuz” sözleri ile anlatır Zabel.
‘Seni bu yolda defneyaprakları değil dikenli yollar bekliyor’

Zabel Yesayan’ın kendini özgürleştirmeye başlamasında ise Sırpuhi Düsap’ın kitapları etkili olur. Sırpuhi Mayda isimli kitabında, “Avrupa’da ilan edilen o yüce ilkeler, yani özgürlük ve eşitlik ilkeleri, açıkça büyük laflar olarak kaldılar. Bu nasıl eşitliktir ki insanlığın yarısını erkekliğin ayakları dibine serer? Bu ne biçim özgürlüktür ki kadını karşı çıkmaktan, bir işe girişmekten, itiraz etme hakkından yoksun bırakır? Bu nasıl güçtür ki erkeklere, ‘Korkmadan çalış, istediğin yöne ilerle, özgürsün!’ diye seslenirken, kadınlara ‘Zincirlerinin tadını çıkar ve sakın ses çıkarma!’ der” satırlarını kaleme alır. Zabel, Mayda ile birlikte “Zincirlerinin tadını çıkar” diyen erkek egemen zihniyete karşı kendini yeniden doğurur. Sırpuhi Düsap’tan öğrendiği ise yalnızca bu değildir. Yazar olmak isteyen Zabel’e “Kadınsan vasatın üstünde yazmalısın” der Sırpuhi ve “Seni bu yolda defneyaprakları değil dikenli yollar bekliyor” diyerek uyarır.

Geçmişten gelen kadınlar…

Adana Katliamı’nın ardından yazdığı “Yıkıntılar Arasında” isimli kitabı nedeniyle yollarda ki dikenler büyümüştür artık. Dikenler kapıya dayanan askerler olarak çıkar Zabel’in karşısına. Zabel Yesayan’ın İstanbul’u terk etmek zorunda kaldığı sahnede ise hayatında yer eden kadınlar hazırlar onu göç yollarına. Sırlarını paylaştığı, ağlayan şehirlerin türkülerini yakan, yanlış renkte peçe taktığı için cezalandırılan, yazdığı kadın özgürlükçü kitaplar nedeni ile hedef gösterilen kadınlar… Perde 1915’de kapanır.

Bilinmeyen şartlar altında hayatını kaybetti…
Fakat Zabel’in hikayesi bundan sonra gerek Bakü’de gerek, Sovyet Ermenistanı’nda devam eder. 1933’te Ermenistan’a yerleşen Zabel, Ermeni Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulunda yer aldığı gibi Ermeni Devlet Üniversitesi’nde de Batı Ermeni Edebiyatı dersleri verdi. 1934’te Ateşten Gömlek ve 1935’te yani Silahtar Bahçeleri isimli romanları yayınlandı. Bu kitaplar Zabel’in son eserleri oldu, 1937’de Stalin’in kovuşturmaları sırasında tutuklandı ve Sibirya’ya sürülerek 1942’de yahut 1943’te bilinemeyen şartlar altında hayatını kaybetti.

Zabel Yesayan’ın hayatı ve fikirleri Osmanlı/Türkiye Ermeni toplumunda kadın haklarıyla ilgili talepleri gündeme getirip bu hakların elde edilmesi için dernekler, gazeteler kuran, romanlar, öyküler, şiirler yazan Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur (Sibil), ve Hayganuş Mark ile birlikte “Bir Adalet Feryadı Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar” isimli eserde Melisa Bilal ve Lena Ekmekçioğlu tarafından derlendi.

Jinha

Yorum


işlemi tamamlayınız: