Karanlıktaki Shakespeare II: Hırçın Kız

Özgenur Korlu

lizBaşlamadan okuyucuya küçük bir not: Bir süre önce, bir zihin ve yazma egzersizi olarak 2016 yılında 400. yaşını kutlayan Shakespeare’in eserlerini farklı açılardan yeniden okumaya karar verdim. Niyetim, eserleri kronolojik sırayla okuyup araştırmak ve yazılar yazmak. Bu yazılar ki bazen siyasete gönderme yapıyor, bazen felsefeye. Bazen yanına başka edebi, felsefi metinleri yardakçı eyliyor, bazen bir sinema filmini. Karanlıktaki Shakespeare, bu yazıların genel ismi. “Karanlıktaki”, hem düz bir okuma ile anlaşılanların ötesine geçme çabasının göstergesi, hem de minik blogum Karanlıktaki Zenci’ye bir gönderme. İşte bu yazıların ilki “Veronalı İki Centilmen” idi. Şimdi sırada “Hırçın Kız” var. 

Aklıma takılan bir soru var: Sahip olmak ile hakim olmak arasında ne fark var? Eşyaya sahip olabiliyor insan, aynı şekilde ona hakim de. İstediğini yapabiliyor eşyaya ve eşyanın da buna bir itirazı yok. Peki iktidar? Ona da sahip olabiliyor birileri. Peki, tam anlamıyla hakim olabiliyorlar mı üzerinde iktidar kurduklarını iddia ettikleri tebaalarına?

Her ne kadar, iktidar-tebaa ilişkileri konusuna hakim olan Machievelli olsa da bu konuda Shakespeare’in de söyleyecekleri olabilir. Üstelik Shakespeare, Machiavelli’den farklı olarak bunu, İtalyan şehir devletleri üzerinden değil, kadın erkek ilişkileri üzerinden anlatabilir.

Nasıl ki Machiavelli, Prens isimli kitabında yöneticilere, işgal edilen bir yeri elde tutmanın inceliklerini anlatmışsa, Shakespeare de Hırçın Kız’da erkekler dünyasına itaatsizliğiyle meşhur bir kadının yola getirilme macerasını anlatır.

Şehir işgal edilmiş. Kral açıkça ilan etmiş iktidarını. Ama şehirde yaşayan halk ne durumda? Kalben razı gelmiş mi kralın iktidarına? Onun kraldan, kralınsa bu tebaadan başka çaresi kalmamış mı? Yoksa hırçın mı biraz? Belki isyan etmeye meyilleri de var. Peki, ne yapmalı kral? Ne yaparsa, sahip olduğu bu toprağa, hakim de olabilir kral?

İşte bu soruların cevabını oyunda üç adam üzerinden arıyor Shakespeare. Adamların ilki Lucentio, her ne kadar sevdiği kadın için bir başka adamla, Hortensio ile karşı karşıya gelmişse de sonunda sevdiği kadına, Bianca’ya kavuşup evleniyor. Adamların ikincisi, az önce ismi geçen Hortensio, sevdiğini elde edemeyince daha makul bir tercihe boyun eğip dul bir kadın ile evleniyor. Adamların sonuncusunun, Petruchio’nun derdi zengin bir kadınla evlenmek. Lucentio’nun Bianca ile evlenebilmesi için önce huysuz ve isyankar ablası Katherine’in evlenmesi gerekince, Katherine ve Bianca’nın babası da zengin biri olunca Petruchio da bu kısmeti kaçırmıyor, o da hırçın kız Katherine ile evleniyor.

Sonuçta istediği ya da makul gördüğü kadınlarla evlenen adamlar “sahip olma” statüsüne eriyorlar. Peki, hakim olabiliyorlar mı işgal ettikleri bu kalplere?

Yazının başında ne demiştik? Bu hırçın bir kadının yola getirilme hikayesi. Petruchio’nun başından beri amacı bir kadının kalbini kazanmaktan değil, o kadın ile evlenip zengin olmak. Bu zenginliğin sürmesi için de evlilik bağı ile sahip olduğu bu kadına hakim olmaktan başka çaresi yok. Bu uğurda Petruchio için her yol mubah. Bu yüzden güler yüz ve tatlı dille başladığı bu savaşta, dozu gittikçe artırıyor. Katherine’nin elbiselerini parçalıyor. Yetmiyor onu aç ve uykusuz bırakıyor.

Oyunun sonunda sahipler,  yani oyunun üç erkeği  yan yana gelip hangisinin karısının daha itaatkar olduğuna dair bir iddiaya tutuşurlar. İddianın konusu da şu: Hangisinin karısı çağırıldığında işini gücünü bırakıp hemen gelecek?

İddiayı ne hayatının aşkı ile evlenen Lucentio, ne de makul bir evlilik yapan Hortensio kazanıyor. İki kadın da meşgul olduklarını söyleyip gelmiyorlar. Kocasının sözüne uyan bir zamanların hırçın kızı Katherine oluyor. Üstelik kocasına iddiayı kazandırmakla da yetinmiyor Katherine, diğer kadınlara bir de ders veriyor. Eşlerine iddiayı kaybettiren kadınlara, hırçın kızlara, bir kadının erkeğine karşı olan görevlerini anlatıyor.

Ona göre kadının erkeğine karşı görevleri var çünkü erkek yaptıkları karşısında hiçbir şey beklemiyor kadından, “sevgi, sıcak bakışlar ve gerçek bir itaatten başka“. Ve itaat, kadının erkeğine olan büyük borcu karşında küçücük bir ödeme sadece.

Peki ya erkeğin kadına karşı görevleri? Baştaki soruya geri dönersek, sahip olmak ile hakim olmak aynı şey değil. Ama bu farkla ortaya çıkan şiddet sahip olunanın, özne karşısındaki durumunda, itaatte ya da itaatsizlikte değil. Sorun sahip olmanın tek taraflılığında. Tamam, sahip oluyor ama açıkta mı kalıyor sahip olan? Ona da birinin sahip olması, hakim olması gerekmiyor mu?

Gerekiyor ve ancak sahiplendiği oranda sahiplenilirse ortadan kalkıyor sahiplikteki hakimiyet sorunu. Böyle olunca hırçın kızı zincirlere vurmaya da gerek kalmıyor. İnsan dediğin hayatta sevdiği kadar seviliyor ve ettiğini buluyor.

Kasım 29, 2015

Karanlıktaki Zenci

Yorum


işlemi tamamlayınız: