Önce Aydınların Sesini Kes!

Karanlık bir dönemden geçiyoruz. Gündem, akademisyenlerin barış ve müzakere çağrısı sonrası yaşanan faşizan uygulamalar ile meşgul. Akademisyenlere yönelik gözaltılar ve görevden alma yönündeki göz dağlarının işaret ettiği şey ise çok açık: Önce aydınların sesini kes! Tarihimizin aydınlara yönelik linç kampanyalarının ardından yaşanan zulümler ile dolu olduğunu unutmamak gerekiyor.

AKP eliyle uygulanan ama arkasında bilakis “devletin” tüm kadrolarının olduğu bu faşizan dönemde tiyatro cenahı da nasibini alıyor elbette. Erhan Yazıcıoğlu’nun istifasının ardından Şehir Tiyatroları’nın başına kurumla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan bir ismin, Süha Uygur’un getirilmesi ise 12 Eylül devrini de aşan bir uygulama olarak tarihe geçti.

Öte yandan bu her türden zorbalığın yaşandığı dönemde umut verici gelişmeler de olmuyor değil. Akademisyenlerin maruz kaldığı baskıya karşı farklı kesimlerden destek mesajlarının gelmesi direniş adına önemli bir adımdı. Bunlar arasında tiyatrocuların ve yayıncıların olması ise ayrıca dikkat çekici bir durumdu.

Fakat, şunu da hatırlamakta fayda var: Bu çıkışlar örgütlü bir hal almadıkça ne yazık ki kalıcı bir sonuç vermemeye her zaman mahkum… Akademisyenler de onlara destek mesajı veren kesimler de kendi muhitlerinde saldırı altında çünkü… Seküler cenahın hakim olduğu tiyatro dünyasının kendisi de tahakkümcü bir kuşatma altında örneğin… Barış çağrıcısı akademisyenlerin üniversite kampüsleri de  iktidarın saldırıları altında. Uzun lafın kısası, zorbalığın da, direnişin de daha başındayız… Ve istikbalimiz iktidara karşı hepimizin örgütlü muhalefetinde saklı.

Yorum


işlemi tamamlayınız: