İsmet Tekerek’le “TESTEV ve Türkiye’de Tiyatro Eğitiminin Durumu” Üzerine…

Kemal Oruç

1Üsküdar’da bir sanat evi var. İçi sanatla, eğitimle, kültürle, bilimle, felsefeyle ve oyunla dolu… Bu doluluğu edinmek için TESTEV’in kapısından içeri istekli ve disiplinli bir adım atmanız yeterli.

Kurucu müdür İsmet Tekerek’le TESTEV, Türkiye’de tiyatro eğitimi ve tiyatro gündemi üzerine bilgi dolu bir söyleşi gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dilerim.

Kemal Oruç TESTEV’in kuruluş hikayesini anlatır mısınız?

TESTEV, Tek Erek Sanat Tiyatro Evi, 18 Ekim 2014 tarihinde açılışını gerçekleştirdi. Şu anda Uludağ Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Nurhan Tekerek’le birlikte uzun süredir bir hayal kuruyorduk. Kendimize özgü bir eğitim kurumu oluşturmak ve dileyen her insana sanat üzerine yeni pencereler aralayacak bir yolculuğun sürdürücüsü olmak gibi. Ben 2013-2014 eğitim-öğretim yılında Muş Alparslan Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Yard. Doç. Dr. olarak göreve başladım. Ancak eğitim ve iklim şartlarının güçlüğünden ötürü istifa etmek durumunda kaldım ve İstanbul’a geri döndüm. Akabinde tekrar Prof. Dr. Nurhan Tekerek’le bir araya gelip yukarıda sözünü ettiğimiz hayalimiz üzerine istişarede bulunduk. Kendisi de manevi ve maddi olarak başlangıçta destek vereceği sözünü verdiği için TESTEV’i kurma girişimlerine başladık. TESTEV ve Tek Erek Sanat Tiyatro Evi adı üzerinde uzun süre düşündük. Bizim soyadımız Tekerek. Tekerek ve Ev sözcüklerini belli bir içerikle ya da moda 2 deyişle vizyon ve misyon çerçevesinde birleştirince Tek Erek Sanat Tiyatro Evi adı ortaya çıktı. Birincil ereğimiz ya da adımızla ifade edersek tek ereğimiz tiyatro, sinema ve diğer alanlarda, bizden öğrenmek isteyenlere kapımızı açmak, birlikte öğrenmenin yollarını aramak. Bu amaç bize kalırsa önemli amaç… Çünkü artık her birimiz yurttaş olarak bir şeylerin farkına varmak, duyarlığımızı arttırmak ve hayata birey olarak katkıda bulunmak zorundayız. Yani hayatı ve dünyayı güzelleştirmek durumundayız. Mevcut çirkinliklere gözleri kapalı tutmak ya da umursamamak bir yurttaş ya da bir birey olarak bizlere yakışmaz. Farkındalığı arttırmanın, güzellikleri keşfetmenin ve çirkinlikleri yok etmenin en önemli yollarından biri de sanatı ve felsefeyi öğrenmek ve öğretmek. “Seyirci Kalmayın” sloganı da bütün bu düşüncelerin ardından ortaya çıktı. Seyirci Kalmayın! Eğer hayatı güzelleştirmek, farkındalığınızı arttırmak, çirkinlikleri ötelemek istiyorsanız seyirci kalmayın. Bize gelin, TESTEV’e… Bir ev sıcaklığı içinde, doğru, dürüst ve samimi ama mutlaka belli bir disiplin içinde -çünkü sanat ve felsefe birer disiplindir- tiyatroyu, dramayı, oyun ve senaryo yazarlığını, tiyatro felsefesini birlikte öğrenelim. Okuyalım, düşünelim, öğrenelim, oynayalım, yazalım, film çekelim. Çünkü sanat umudun çocuğudur. Gelin bu çocuğu beraber büyütelim. Böylece kendimizi zenginleştirelim, sonra da bu yaşanası dünyamızı…

İsmet Tekerek kimdir?

01İsmet TEKEREK, ODTÜ İşletme Bölümü’nü bitirmiştir. Okuduğu sıralarda öğrenci arkadaşlarıyla birlikte siyaset düşüncesi ve sanat üzerine yazılardan oluşan Abra Dergisi’ni çıkartmış, ardından Fransa/Paris’e gitmiş, orada Fransızca öğrenip, sinemayla da ilgilendikten sonra Türkiye’ye dönmüştür. Şeyla bin Habip’ten “Eleştiri Norm ve Ütopya” kitabını Türkçe’ye kazandırmasının akabinde İşletmeciliği bırakmış, Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’nde “Hegel’in Hukuk Felsefesi” üzerine yaptığı teziyle doktorasını tamamlamıştır. Muş Alparslan Üniversitesi Felsefe 3 Bölümü’nde kısa bir süre Yard. Doç. Dr. Olarak çalıştıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve TESTEV’in kuruluşuna katkıda bulunmuştur. Felsefe ve siyaset üzerine pek çok makalesinin yanında Prof. Dr. Nurhan Tekerek ile birlikte Tiyatro, Felsefe ve İşletmecilik üzerine makaleler de yazmıştır. Halen TESTEV’in kurucu müdürlüğünü yapmaktadır.

TESTEV’de hangi eğitim programları uygulanıyor?

TESTEV’de kuruluşu olan Ekim 2014’den bu yana Reji, Diksiyon-Fonetik, Oyunculuk ve Dramatik Yazarlık alanlarında programlar uygulanmaktadır. Ayrıca Hikâye Anlatıcılığı, Yetişkinler ve Çocuklar için Yaratıcı Drama, Sinema gibi programlarımız ve ek olarak Tiyatro Okullarına Hazırlık programımız da vardır. Bütün programlarımız üçer aylık dilimler halinde hazırlanmıştır. 3×3’lük programı bitiren katılımcı -ki bu da 9 aylık bir süreci kapsamaktadır- TESTEV’in sertifikasını almaya hak kazanır. Üçer ay devam eden öğrencilerimize ise katılım belgesi ya da referans mektubu verilmektedir.

Diksiyon-Fonetik ve Sinema Programımız dışında Oyunculuk, Reji, Hikâye Anlatıcılığı, Dramatik Yazarlık, Yaratıcı Drama Programlarımız haftada 8 saatten oluşmaktadır. Bu programlarda Tiyatro Felsefesi ortak derstir.

Oyunculuk Programı: Oyunculuk, Sahne Bilgisi ve Tiyatro Felsefesi,

Reji Programı: Sahne Bilgisi, Reji Uygulamaları, Tiyatro Felsefesi,

Dramatik Yazarlık: Dramatik Yazarlık, Film Okuma, Tiyatro Felsefesi,

Hikâye Anlatıcılığı: Hikaye Anlatıcılığı, Sahne Bilgisi ve Tiyatro Felsefesi gibi derslerden oluşmaktadır.

Diksiyon-Fonetik haftada 5 saatten oluşan bir programdır ve Fonetik, Nefes-VurguTonlama, Diksiyon ve Artikülasyon gibi üç dersten oluşmaktadır.

Sinema programımız; Kısa Film ve Belgesel Yapımı, Film Okuma olmak üzere haftada 6 saattir.

3

Oyunculuk kontenjanımız 10 kişi, Dramatik Yazarlık, Reji, Hikâye Anlatıcılığı ve Sinema kontenjanımız 5’er kişi, Diksiyon-Fonetik ve Yaratıcı Drama kontenjanımız 10’ar kişidir. Bu sayıların üzerine çıkıldığında yeni bir sınıf açma zorunluluğu vardır.

Ek olarak Hobi Programı adıyla Oyunculuk programımızı da devreye soktuk bu sene. İki saatlik bir program bu program. Yalnızca hobi olarak ilgilenmek isteyenleri kapsayan bir paket bu program. Yalnızca Oyunculuk çalışmalarını içeriyor.

Ayrıca Tiyatro Okullarına Hazırlık babında Oyunculuk ve Dramatik Yazarlık alanlarında programlarımız da mevcuttu. Bu programlar da Oyunculuk için Oyunculuk ve Ses Eğitimi derslerinden, Dramatik Yazarlık için Dramatik Yazarlık ve Hazırlık, Film Okuma derslerinden oluşuyor.

Bu eğitimler hangi günler/saatler ve hangi eğitmenler tarafından veriliyor?

Oyunculuk, Reji, Hikâye Anlatıcılığı gibi programlarımız hafta sonları, Dramatik Yazarlık hafta içi oluyor. Ancak çalışma saatlerimiz esnektir. Öğrencilerin, eğitimcinin ve mekânın durumuna göre ders sürelerini aynı tutmak koşuluyla değişiklik de yapılabiliyor.

Eğitmenlerimizin tamamı tiyatro ve sinema alanında akademik eğitim almışlardır. Ben “Tiyatro Felsefesi” ve “Film Okuma” derslerimizi yürütüyorum. Umur Ozan Şahin ve Nimet Erdem Dramatik Yazarlık derslerini veriyorlar. Oyunculuk eğitmenlerimiz de Nihal Usanmaz, Teoman Gelmez, Yaşar Büker ve D.T.’den emekli oyuncu Özden Çiftçi’dir. Ses ve Şan Eğitimi eğitmenimiz Bülent Yüksel, Kısa Film ve Belgesel eğitmenimiz Burhan Gün’dür. Prof. Dr. Nurhan Tekerek de zaman zaman katkıda bulunmaktadır. Ayrıca mesleği tiyatro olan dostlarımızla da workshop-söyleşi bağlamında ilişkilerimiz her zaman vardır.

TESTEV’de yapılan eğitim çalışmalarının amacı nedir?

TESTEV’de yapılan eğitim çalışmalarının birincil amacı “seyirci kalmak” istemeyenlere tiyatroyu, sinemayı düşünceyi ve düşünmeyi öğretmek ve birlikte öğrenmektir. Belli bir disiplin içinde elbette… Dolayısıyla programlarımız 15 yaşın üstünde her isteyene -ama gerçekten isteyene- açıktır. 15 yaşın altındakiler için de Yaratıcı Drama programımız mevcuttur.

Eğitim programlarınıza kimler katılabilir?

Eğitim programlarımıza tiyatroyu, sinemayı öğrenmek isteyen, merak eden, bu işi profesyonel olarak yapmak isteyen herkese kapılarımız açıktır. Bizim bir sloganımız da “Sanat umuttur. Gelin o çocuğu birlikte büyütelim…” Umudu büyütmek isteyen herkes katılabilir. Bu TESTEV’in bir yolgeçen hanı olduğu anlamına gelmiyor elbette. Gerçekten düşünen, gerçekten bu işi öğrenmek isteyen, gerçekten oyunculuk, yazarlık, sinema ve diğer alanlarda anlamlı işler yapmak isteyen kişiler kısa sürede kendini belli ediyor. Biz biraz da bu süreci öğrenciyle birlikte yaşamak isteyenlerdeniz. Baştan engel koymuyoruz. Ama süreç içinde tiyatronun ve sinemanın hiç de o kadar kolay bir iş olmadığını, kendine özgü birer disiplin olduğunu idrak edebilenler kalır, diğerleri de belli bir süre de olsa tiyatroyla haşır neşir olur ve öyle gider. Özetle TESTEV’e gelen sanata ve düşünmeye dair mutlaka bir şeyler öğrenir. Yeter ki istesin…

Türkiye’de oyunculuk bölümlerindeki eğitimler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu sorunuzu alanına yıllarca emek vermiş, ülkede iki bölüm kurmuş ve birinin revize edilmesine katkıda bulunmuş, TESTEV’e de özellikle gönüllü ve manevi olarak destek veren Prof. Dr. Nurhan Tekerek’le bir görüşme yaptıktan sonra ancak yanıtlayabiliyor ve onun Türkiye Barolar Birliği’nin 2014’de organize ettiği Hukuk-Sanat Buluşması’ndaki görüşlerinden bir alıntıyla konuyu açmak istiyorum. Ayrıca görüşlerimizin ortak olduğunu da ifade etmek isterim.

“Tiyatro sanatı diğer tüm sanat dallarını içinde barındıran, pek çok bilim dalından da yararlanarak, kendine özgü anlatım araçlarını, belli bir estetik formda biçimlendirerek, mutlaka seyirciyle paylaşan bir eylemin adıdır.

Eğitim ise, bireye, bireysel özelliklerini geliştirmesi ve süreç içinde edindiklerini diğer bireylerle ve toplumuyla paylaşması adına fırsatlar sunan bir sürecin adıdır. Bu süreç devletin resmi okullarında da yaşanabilir, özel ve tüzel farklı kurumlarda da yaşanabilir, geleneksel usta-çırak ilişkisi içinde de yaşanabilir.

Genelde sanat, özelde farklı alanlarıyla birlikte tiyatro eğitimi, sanatçı adayının yolculuğuna yardımcı olacak tüm donanımı ve özelliği ona sunar ya da sunmalıdır. Nedir bu özellikler?

Beceri ve hüneri geliştirme (pratik)

Bilgi birikimi (teori)

Özgür ve özgün yaratma cesareti (düş gücü)

Merak ve araştırma yatkınlığı ve yetkinliği (bilimsel tutum)

Düşünsel alt yapı ve dünya görüşü (felsefi-etik-hukuksal bakış)

İlkeli ve tutarlı bir sanatçı kişiliği (karakter)

Çözüme yönelik kararları çabuk alabilme becerisi (pratik zeka)

Kendini ve başkalarını anlayabilme becerisi ile gelen farkındalık ve seçicilik (duygusal zeka)

Yurttaşlık ve insanlık bilinci (sosyallik)

Ben ve biz, kendi ile toplum arasındaki diyalektik ilişkiyi kavrayabilme ve hayata geçirebilme gücü (diyalektik yöntem)

Planlama, organizasyon ve koordinasyon (stratejik düşünme)’

Aslında bu özellikler yalnızca sanat ve tiyatro eğitiminde değil eğitimin tüm alanlarında adaya kazandırılması gereken özelliklerdir ve salt üniversite eğitimine ilişkin, aile içi eğitimden, örgün eğitime, örgün eğitimden hayat boyu öğrenmeye ve gelişmeye yayılması gerekir.

Üniversitelere Genel Bakış 24 Ocak kararlarını ve akabinde gelen 12 Eylül 1980 darbesini hepimiz anımsıyoruz. Söz konusu darbeyi, seksen öncesi kaosundan ötürü uygulama fırsatı bulunmayan ekonomik kararların hayata geçirilmesi için uygun şartları hazırlamak için gerçekleştirilmiş kestirme, katı, yıkıcı, yıpratıcı, yaralayıcı bir çözüm yolu olarak yorumlayan pek çok görüş var. Nitekim ardından gelen süreçte, dünya konjonktürünün de etkisiyle uygulanan pek çok siyasi ve ekonomik tedbir ve tercihlerle ülkemiz bugüne geldi.

Seksen sonrasında söz konusu kaotik ortamın baş aktörleri olarak görülen üniversiteleri yakından denetlemek adına yeni bir merkezi yapı oluşturuldu: YÖK (1981’de çıkartılan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu çerçevesinde) Aradan 33 yıl geçmesine, her ile bir üniversite düşüncesiyle açılan üniversitelerle birlikte sayısı 8 bugün 208’i bulan üniversiteleri tek merkezden yönetmeye çalışan o merkezcil yapısını korumakta.

Ancak böylesi katı ve merkezcil yapı, her nedense, stratejik planlarda(!) “dış paydaşlar” olarak yer alan kurum ve kuruluşlarla organik bağı gerektiği ölçüde oluşturamamış ve en önemlisi işbirliği içinde, istihdam ve ihtiyaçlar doğrultusuna planlı bir süreci henüz inşa edememiştir. Sayısal veriler için de her ne kadar gelişme varmış gibi görünse de, nitelik açısından bu gelişmeyi yakalayamamıştır.4

Tiyatro eğitiminde de durum farklı değildir

Bugün Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları’yla birlikte devlet ve özellikle yerel yönetimler, Anayasa’nın ve diğer yasaların ilgili maddeleri doğrultusunda mezunlar için yeni tiyatrolar ve istihdam alanları oluşturacaklarına, mevcut imkânları ve kurumları da ortadan kaldırıp, tiyatro sanatını ve tiyatro insanlarını piyasa şartlarının acımasız şartlarıyla karşı karşıya bırakarak, özellikle genç sanatçı adaylarını adeta cezalandırmaktadır.

Eğer YÖK, özellikle tiyatro eğitimi alanında, gerçek bir ilerleme arzu ediyor olsaydı, bu alanda uzmanlaşmış akademisyenler ve uygulayıcı sanatçılar ve kurumlarıyla organik bir bağ oluşturur ve ortak buluşmalar sağlanmasının gerçekten yolunu açar, tiyatro eğitimi alanında, istihdama yönelik ciddi bir planlama yapılmasına ön ayak olurdu. Bizler de akademisyenler olarak katkı sağlardık.

Bu arada, özellikle ödenekli tiyatro kurumlarında çalışan yönetici sanatçı ve sanatçıların açılan her yeni bölüme -mevcut akademisyenlerin yeterince nitelikli olmadığı, olanların da kendileri kadar tiyatroyu bilmedikleri iddiasıyla- mesafeli durdukları, dahası olumsuz yaklaştıklarını belirtmeliyim. Türkiye gibi olağan üstü hızla büyüyen devasa bir ülkenin, salt Ankara ve İstanbul Devlet Konservatuvarları merkezli bir eğitim doğrultusunda sanatı nasıl yaygınlaştırabileceği de ayrı bir merak konusudur. Dolayısıyla tiyatro bilimiyle ve sanatıyla ilgisi olmayan bu sekter tutumlar ve merkezcil bir yapı olan YÖK’ün de tiyatro eğitimi alanına soğuk bakması ve planlama eksikliği dolayısıyla (YÖK ve Üniversitelerarası Kurul çatısı altında bir Sanat Eğitimi Konseyi vardır ama bu konseyde de çoğunlukla büyük kentlerdeki üniversiteler -Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi gibi- etkileyici olduğunu gözlemlerim göstermiştir.) bu alanda ortak bir zemin oluşturulamamıştır.

Ülkemizde mevcut üniversite koşullarında tiyatro eğitimi verilen okulların sayısı -henüz öğrenci almayanları da sayarsak- 33 olmasına rağmen, üniversite sayısı göz önüne alındığında bu sayının o kadar da yüksek olmadığı görülecektir.

Tiyatro okulları Doğu, Güney Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde Erzurum ve yeni açılan Zonguldak, Ordu ve henüz öğrenci alma aşamasında olmayan Tunceli’yi saymazsak neredeyse yok denecek boyuttadır. Dört yıllık lisans eğitimi veren ve öğrenci alan okulları aşağıda sıraladığımızda bölgesel adaletsizlik somut olarak görülecektir:

  1. A.Ü. DTCF, Tiyatro Bölümü (Oyunculuk, Dramatik Yazarlık, Tiyatro Kuramı)
  2. Hacettepe Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları, Oyunculuk ASD
  3. Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bl. (Oyunculuk, Dramatik Yazarlık, Sahne Tasarımı)
  4. İstanbul Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları, Oyunculuk ASD
  5. Mimar Sinan Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları, Oyunculuk ASD
  6. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturgi ABD
  7. Erzurum Atatürk Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü (Oyunculuk, Dramatik Yazarlık, Sahne Tasarımı)
  8. Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro Bl.
  9. Eskişehir A.Ü. Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları Bl. Oyunculuk ASD
  10. Yeditepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Tiyatro Bl.
  11. Konya Selçuk Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları, Oyunculuk ASD
  12. Çukurova Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları, Oyunculuk ASD
  13. Süleyman Demirel Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bl. (Oyunculuk, Dramatik Yazarlık, Sahne Tasarımı)
  14. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bl. (Oyunculuk)
  15. Kocaeli Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bl. (Oyunculuk, Dramatik Yazarlık, Sahne Tasarımı)
  16. Haliç Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları, Oyunculuk ASD
  17. Beykent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları (Oyunculuk)
  18. Kadir Has Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, Tiyatro Bl.
  19. Maltepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü (Oyunculuk)
  20. Uludağ Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bl. (Oyunculuk ve Dramatik Yazarlık)
  21. Akdeniz Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları (Oyunculuk ASD)
  22. Aydın Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Drama ve Oyunculuk
  23. Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bl. (Oyunculuk) 10
  24. Muğla Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bl. (Oyunculuk)
  25. Ordu Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro Bl. (Oyunculuk)
  26. Bülent Ecevit Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları (Oyunculuk ASD)

Yukarıdaki okulların 3’ü devlet, 7’si özel üniversite olmak üzere 10’u İstanbul’da, 3’ü Ankara’da, diğerleri de İzmir, Adana, Bursa-Mudanya, Erzurum, Eskişehir, Konya, Çanakkale, Antalya, Isparta, Kocaeli, Muğla-Bodrum, Ordu, Zonguldak’tadır. Görüldüğü üzere mevcut sayılara göre Türkiye’de 208 Üniversite ve 81 kent vardır. Yalnızca 26 üniversitede ve 15 kentte tiyatro eğitimi verilmektedir. Tiyatronun yaşamın tam da ortasında olması gereken ve yüzyıllardan bu yana kamu iyiliği ve yararı açısından desteklenen ve de kösteklenen bir sanat olduğu düşünülürse bu sayıların ve dağılımın ne denli adaletsiz ve az olduğu görülecektir.

Yine yukarıdaki okullar listesinden hareketle, kimi tiyatro bölümlerinin, ilk kurulan (1936) devlet konservatuvarının etkisiyle yalnızca tek boyutlu oyunculuk eğitimi verdiği, yani icracı sanatçı yetiştirdiği gözlemlenmektedir.

Fakülte düzeyinde kurulmuş ve örgütlenmiş, tiyatro bilimcisi ve araştırmacısı yetiştiren ilk enstitü de, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi çatısı altında 1954 yılında kurulmuş, aynı enstitü süreç içinde kürsüye, 12 Eylül sonrası birime, daha sonra bölüme ve 1987 yılında da iki anasanat ve bir bilim dalı olmak üzere tiyatro bölümüne dönüşmüştür.

Fakülte düzeyinde Sahne Sanatları Bölümü (Halk Oyunları, Opera, Bale vb. alanlar da sahne üzerinde icra edilen sahne ile ilgili tüm ana sanat dalları da bu bölüm başlığı altında toplanmaktadır her nedense) adı altında ana sanat dallarından oluşan tiyatro okulları. Fakülte çatısı altında örgütlendiği için eğitim-öğretimin yanında, doğal ve temel görevlerinden biri de bu alanda akademisyen ve araştırmacı yetiştirmektir.

Sorunlar

Kendi başına özerk bir kurum olan konservatuvarlar, her ne hikmetse YÖK’le birlikte üniversitelere bağlanmış, dolayısıyla bu okullar akademisyen sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Bu boşluğu doldurmak için de, yüksek lisans ve doktora süreci kadar zorlu olmayan, uygulama çalışmalarının değerlendirilerek unvanların bol keseden dağıtıldığı bir garip süreç yaşanmış ve tiyatro eğitimi alanında doktoralı ve sanatta yeterlik sınavını vererek doktorasız unvan almış iki farklı türde akademisyen kimliği yaratılmıştır. Elbette, özellikle akademisyen yetiştirme sürecinde bilimsel 11 standartlara yabancı olmaktan kaynaklanan pek çok sıkıntı yaşanmış ve yaşanmaktadır.

Üniversitelerdeki tiyatro eğitiminin sorunlarına genel olarak bakıldığında şunları söylemek mümkün görünmektedir:

  1. Bir tiyatro kurumunun sürekliliğini sağlamak için planlamayla birlikte nasıl ciddi bir bütçe-ödenek gerekliyse, tiyatro eğitimi için de kayda değer bir bütçe-ödenek gerekmektedir. Tiyatro nasıl pahalı bir sanatsa tiyatro eğitimi de pahalı bir eğitimdir. Oysa Güzel Sanatlar Fakülteleri ve konservatuvarların harcama kalemleri çok kısıtlıdır. Salon ya da oyun alanı, teknik donanım (Spotlar, ışık ayakları, dimmerler, ses düzenleri vb.), dekor-kostüm, diğer dijital araçlar, oyun metni, kitap, fotokopi gibi pek çok fiziksel ihtiyaçları olan okulların bu talepleri kısıtlı bütçeler gerekçe gösterilerek karşılanamamaktadır.
  2. Tiyatro okullarına dikkat edildiğinde eğitimde ortak dilin oluşturulamadığı, yukarıda da sözünü ettiğim farklı geleneklerden gelmenin ve akademisyen yetiştirmede bilimsel eğitime uygun olmayan yollarla kısa yoldan unvan vermenin yarattığı ikilik ve farklı bilimsel-sanatsal tutumlar yeterince nitelikli öğretim elemanı yetişmesini de engellemiştir. Akademisyenlik sürecinin tiyatro eğitimine ek olarak artı bilimsel yükler getirmesinden ötürü de tiyatro eğitimi alanında nitelikli akademisyen sıkıntısı doruk noktasına ulaşmıştır. Bugün 26 tiyatro okulunda fiilen çalışan 16 profesör, 20 doçent, 16 yard. doçent ve bir o kadar da öğretim görevlisine ek olarak ücretli eğitmenlerle eğitim-öğretim sürdürülmeye çalışılmaktadır.
  3. Üniversite eğitimiyle tiyatronun disiplininin çoğu zaman bağdaşmamasından kaynaklanan gergin ve zorlu ortama ek olarak öğretim elemanı ücretlerinin ve 12 maaşlarının düşüklüğü de (Konservatuvarlarda sanatçı-eğitmen statüsünde özel sözleşmeyle çalışan öğretim elemanlarını dışında tutmak şartıyla) akademisyen sıkıntısı yaşanmasının bir başka nedenidir. Piyasa şartlarında şanslı olanların astronomik paralar kazandığı bir ortamda, bilimsel ve sanatsal disiplin ve araştırmacılığın getirdiği ek yüklerle birlikte yoğun ders saatlerinin karşılığında alınan düşük ücretler akademisyenliği –özellikle oyunculuk eğitimi alanında- tercih edilmeyen bir meslek haline getirmektedir.
  4. Tiyatro eğitimi kendine özgü disiplin anlayışıyla aynı zamanda olmazsa olmaz özgürlük ortamıyla farklı bir pedagojik yaklaşımı, birebir ve insan insana eğitimi, tiyatronun etik anlayışı çerçevesinde hoşgörüyü ve tartışmayı baş tacı etmesi gereken bir tutumu gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla tiyatro okullarının özgün bir işleyiş yönetmeliği kesinlikle olmalıdır. Nasıl ki tüm üniversitelerde tıp eğitimi ayrı bir yönetmeliğe tabiyse tiyatro okulları da eğitimin nitelik açısından farklılığından kaynaklan özel yönetmeliklere tabi olmalıdır. Oysa bugün diğer fakülte, yüksekokulların öğrenci ve öğretim elemanları ilke, kural ve haklarını içeren, lisans, yüksek lisans, doktora, sınavlar, ders alma, ders geçme, kredi sistemi (Dört yıllık ders kredi toplamında diğer bölümlere ve fakültelere uydurulmaya çalışılan standartlar), devam, devamsızlık ve disiplin cezalarıyla genel lisans, yüksek lisans ve doktora yönetmeliğine tabidir. Bu durum da sanatın ve tiyatronun etiğiyle uzaktan yakından bağdaşmayan yanlış uygulamalara ve haksızlıklara ya da suistimallere meydan vermekte, dolayısıyla tiyatro eğitimini de sekteye uğratmaktadır.
  5. Avrupa uyum yasaları ve Avrupa üniversiteler arası değişim programı çerçevesinde, bizim üniversitelerimizde de Bologna Süreci denilen bir süreç başlatılmış ve yine bu sürecin getirdiği katı ön kabuller ve Tanzimatçı zihniyet tiyatro eğitimi alanında da içinden çıkılmaz sorunlar getirmiştir. Teknik bir konu olduğu, dahası ayrıntıya girmeden anlatılamayacağı için bu sorunu şimdilik geçiyorum. Ancak uyum yasaları çerçevesinde pek çok olmazsa olmaz derslerimizi seçmeli havuzuna atmak zorunda kaldığımızı, dersleri dönemlik yapmak zorunda kaldığımızı, dayatmalarla içerikten yoksun pek çok formel değişiklikler yapmak zorunda kaldığımızı belirtmeliyim.
  6. Mezunlarımızın istihdam sorunları. Dört yıllık lisans eğitimini tamamlayan oyuncu, yazar, yönetmen ve tasarımcıların en yakıcı sorunlarından biri bu istihdam sorunudur. Anayasamızın ilgili 64. Maddesi ve Yerel Yönetimler Yasası’nın ilgili maddeleri gereğince aslında 26 okuldan dört yılda bir mezun olan yaklaşık, diyelim 600 sanatçı adayına seksen milyon nüfusa ve 81 ile sahip bir devlet istihdam olanağı sağlayamıyorsa orada durup düşünmek gerekir diyorum.

Son Deyiş

Tiyatro sanatı ve tiyatro eğitimi bir bütündür. İster Erzurum’dan, ister Ankara’dan veya İzmir’den ya da Adana-Bursa’dan, nereden olursa olsun, dört yıllık lisans eğitimi almış bir oyuncu, yazar, tasarımcı ya da yönetmen yıllarca, halktan toplanan vergilerle ödeneği sağlanan tüm devlet ve yerel yönetimlerin tiyatrolarınca, – kısıtlı kadro imkânları öne sürülerek- kırk yılda bir açılan sınavlarda dışlanıyor, ötekileştiriliyorsa, durup bu konu üzerinde düşünmek gerekiyor.

Mezunlarımız mevcut tiyatroların kapılarından geri dönmek durumunda kalarak işsizliğin o derin bunalımında, hiçliği yaşamanın marjinalliğinde öfke kusuyorsa durup bir daha düşünmemiz gerekiyor.

Mezunlarımız piyasanın acımasız dişlileri arasında, şansı yaver giden üç beş kişinin dışında- kırk paraya ve sigortasız çalıştırılırken, eğitimden nasibini almamış bir takım insancıklar baş tacı ediliyorsa durup bir daha düşünmek gerekiyor.

Mezun öğrencilerimiz ünlü olmak uğruna set kazalarında yok olup gidiyorsa durup bir daha düşünmek gerekiyor.

Okullardan mezun olan ve ödenekli tiyatrolarda, mevcut yozlaşmış ilişkilere katlanarak her şeye rağmen tiyatro yapma mücadelesi verirken bunalıma düşüyor, hayata küsüyor, geleceğimizin en önemli itici gücü olan umudunu kaybediyorsa durup bir daha düşünmemiz gerekiyor.

Özgür ve özgün tiyatro eğitiminden yana diye, demokrasiciliğin göstermelik kurumlar aracılığıyla yalnızca el kaldırma biçiminde algılandığı ve uygulandığı, farklı düşünenlerin adeta bir bozguncu gibi görüldüğü, örselendiği, bilimin-sanatın coşkusundan ve yaratıcılığından uzak tek tip akademisyenlerin çoğunluğu oluşturduğu üniversitelerimizde, özgür ve özgün söylemi düstur edinen ve bu alanda çabalayan tiyatro akademisyenleri yalnızlaştırılıyor ve ötekileştiriliyorsa durup bir daha düşünmek gerekiyor.” (Prof. Dr. Nurhan TEKEREK’in 20 Ocak 2014 tarihinde, Türkiye Barolar Birliği’nin Düzenlediği Hukuk-Sanat Buluşması Adlı Konuşmasından)

Tiyatro eğitiminin akademik alandaki boyutları ve sorunlarının ötesinde İstanbul ve diğer kentlerde pek çok kurum ve kuruluşun ve kurum ötesi kişilerin de kurs boyutunda tiyatro eğitimine soyunduğunu ve adeta bir kurs enflasyonu olduğunu gözlemliyoruz. Elbette dileyen dilediği işi yapmalıdır. Ancak sanat eğitimi bir disiplindir. Mutlaka bir deneyim ve birikim gerektirir. Yani her önüne gelenin öğretebileceği bir iş değildir. Dolayısıyla serbest çalışan kişilerin ve kurs adı altında eğitim veren kurumların da bir ciddiyeti olması gerekir. Ancak bu ciddiyetin ve eğitimin niteliğinin nasıl olması gerektiğine kim karar verecektir ve nasıl denetlenecektir, bu konuda somut bir yanıtımız yoktur. Biz bu denetimin süreç içinde, doğal yollarla olacağına inananlardanız. Şunun altını tekrar tekrar kalınca çizersek, bu işe ne kadar ciddi yaklaştığımızı da bir kez daha ifade etmiş olacağız sanırım: Sanat umudun çocuğudur. Umudun çocuğunu büyütmek kolay değildir. Geleceğe güvenle bakabilmek, daha güzel bir dünya inşa etmenin yolu, siyaset, ekonomi, eğitim, sağlık, endüstri, teknoloji gibi alanlarda gelişmiş olmaktan geçtiği gibi sanat alanında da yaratıcı, yeni, ciddi, belli bir estetiğe sahip ve mutlaka hedef kitlesiyle buluşan yapıtları oluşturmaktan geçmektedir. Bunun için de bilimle, felsefeyle ve diğer alanlarla sıkı ilişki içinde olmalıdır sanat. Yani kendimizi ne kadar zenginleştirir, ne kadar donatırsak, umudu da, başka bir deyişle sanatı da o kadar iyi yaparız.

5Ülkemizde günümüz tiyatrosunun içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özdemir Nutku Hocamızın “Yaşayan Tiyatro” adlı eserinde okumuştum. Lorca’nın bir sözüydü sanırım: “Tiyatro bir toplumun barometresidir. Bu barometrenin düşmeye başlaması toplum içinde de bir düşüşün olduğunun kesin kanıtıdır.” Dolayısıyla Lorca toplum, toplumun koşulları ve tiyatro arasında diyalektik bir ilişki kuruyor. Yani toplumda siyaset, ekonomi, sosyal hayat, yaşam standardı neredeyse tiyatronun durumu da oradadır. Elbette tiyatroda, sinemada ve sanatın diğer alanlarında nitelik ve nicelik açısından yığılmış pek çok sorun var. Ve bu sorunlar ülkenin genel sorunlarıyla birlikte çözülecektir umudundayız. Yılmadan, yorulmadan, işimizin öneminin, ciddiyetinin farkında olarak ve hep umutla birlikte aşacağız bu sorunları diye düşünüyoruz.

“Seyirci kalmayın” düşüncesinden yola çıkarak tiyatro ve sinema eğitimi vermeyi hedeflemiş bir kurumu uzun soluklu kılmak mümkün müdür?

Mevcut ekonomik şartlarda böyle bir kurumu ayakta tutmak bile gerçekten çok zor bir iş. Ama umudumuz var. Direniyoruz ve direneceğiz. Ve inanıyoruz ki zamanla -henüz yeni bir kurumuz bize inanan ve bizimle birlikte olmak isteyen, bu umuda yolculukta ev 16 sıcaklığında güzel paylaşımlarda bulunacağımız öğrencilerimiz çoğalacak ve belki de tiyatro yapmaya doğru evrileceğiz. Kendi öğrencilerimizle hep birlikte…

Bu röportajların ve içeriklerinin okunduğunu ve gerçekten tiyatro disiplinine katkıda bulunduğunu düşünüyor musunuz?

Kısa bir cevap: Evet… Katkıda bulunduğunu düşünmek istiyoruz, öyle umut ediyoruz. Umut… umut… Hep umut… Ama bu piyango biletinden para çıkacağını beklemek gibi boş bir umut değil. Farkındayız, çalışıyoruz, inanıyoruz ve umut ediyoruz.

TESTEV’de eğitim almak isteyenler size nasıl ulaşabilir?

TESTEV’de eğitim almak isteyenler web sitemizden bize ulaşabilir: www.testev.net Sitemizde ulaşım adresimiz ve harita mevcuttur.

8Ayrıca adresimizi de yazalım:

TESTEV, Tek Erek Sanat Tiyatro Evi Tunusbağı Caddesi Davudoğlu Apt., No: 21 Kat: 1, Daire:3 Üsküdar/İSTANBUL Bu değerli söyleşi için çok teşekkür ederiz.

Bu değerli söyleşi için çok teşekkür ederiz.

 

9



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: