Altın Çocuklar Kültür Sanat Buluşması Üzerine İzlenimlerim

Ailevi nedenlerle tamamen tesadüf olarak gittiğim, sadece Ankara ilini hatta çoğunlukla Etimesgut ilçesini kapsamasına karşın, yarışma adı “Türkiye Altın Çocukları”  (Altın Çocuklar Kültür Sanat Buluşması) olan, bu yıl ikincisi düzenlenen ve oldukça şatafatlı bir dans yarışması ile ilgili olarak bazı konuları dile getirmek istiyorum.

Dansçı olmadığım için danslar hakkında çok detay bir yorum yapmayacağım ama sergilenen dansların daha çok ezber yöntemi ile çalıştırıldığını gözlemlediğimi söyleyebilirim. Bu nedenle çocuklar bol bol ritim kaçırıyor, donuk bir aksiyonla kendilerine öğretilen hareketleri icra etmeye çalışıyorlardı. İstisna yok muydu elbette vardı. Aslında çocuklar, belki de henüz ilkokul ve ortaokul çağında oldukları için, çocuk oldukları için, varlıkları ve heyecanları ile bile ruhunuzu ısıtıyorlar, bir seyir keyfi veriyorlardı. Seyir keyfini bozan ise aşağıda açıklamaya çalıştığım organizasyondan ve sanat yönetiminden, yarışmacı zihniyetten kaynaklanan sıkıntılardı.

Öncelikli olarak 1 yıldır planlanmış, en az 5 aydır, 10’un üzerinde ilk ve ortaokuldan, toplam 500 öğrencinin yarışmacı olarak katıldığı, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanının Yüksek İstişare Kurulu Başkanı olduğu, gösteri/yarışmanın aynı zamanda Genel Sanat Yönetmeni olan Mehmet Özcan’ın başkanı olduğu Kültürel İletişim Vakfı’nın, Türk Kızılay’ının desteklediği (?), Ankara Büyükşehir Belediyesinin bir hafta süre ile Ankara’nın en önemli spor salonlarından birisini tahsis ettiği bu yarışma ile ilgili en azından internet ortamında bilgi olmadığını söyleyebilirim.[1]

Anadolu Ateşi olarak bilinen dans yapılanmasının içinden yetişen, Mehmet Özcan’ın genel sanat yönetmeni, bir dönem Survivor adlı TV programında yarışmacı da olan Hasan Yalnızoğlu’nun jüri başkanı, yine Anadolu Ateşi ile geçmişte ilişkisi olmuş, halen bir şekilde olan dansçı ve akademisyen olarak da bu ilişkilerini sürdüren sanatçıların (biri müzisyen) jüri üyesi olduğu bir yarışmadan bahsediyoruz.

Yarışmada bir iki okul hariç neredeyse tamamen Anadolu Ateşi formatına uygun koreografiler, sahneleme, müzik, kostüm tercihleri kullanılmıştı. Sahneleri izlerken Anadolu Ateşi için genç yetenek keşfi mi amaçlanıyor sorusunu da sormadan edemiyordunuz.

Bir diğer konu yarışma mantığı ile yüzleşme. Gerek jüri üyeleri gerekse sunucular, yarışmanın genel sanat yönetmeni Mehmet Özcan, aslında yarışmanın önemli olmadığını, önemli olanın şiddet karşısında kültür ve sanatla çocukların tanışması olduğunu, bütün çocukların kazanan olduklarını söylüyor ama bu güzel sözler pek de fiiliyata yansımıyordu. Öyle bir atmosfer içindeydi ki çocuklar, öyle bir atmosfer içindeydi ki veliler, kazanma hırsı ile adeta yanıp tutuşuyorlardı. Hemen her veli grubu ateşli bir şekilde sadece kendi çocuklarının olduğu gösteriyi alkışlıyor, çocukları için tezahürat yapıyordu. En acıklısı ise, çılgınlar gibi tezahürat yapan bir veli grubunun, istediği derece açıklanmadığında çocuklarından daha büyük bir hayal kırıklığı yaşamasıydı, çocukları ödüle layık görülmesine karşın bekledikleri derece olmadığı için hayal kırıklığı yaşamalarıydı. Enteresan bir diğer durum ise, düşük dereceli ödül anonslarına, o ödüle layık görülen eğitmenlerin yahut okul temsilcilerinin karşılık vermemesiydi. Sahneye bir türlü ödüllerini almaya gelmeyen kayıp eğitmenler aranıyordu. Bir çok ödül anonsunda ödülü alacak kişi sahneye çıkmayınca, sınıf annesi sıfatlı kişiler sahneye çıkmak durumunda kaldı. Bu da organizasyon ile okullar, eğitmenler arasında bir sıkıntı olduğu şeklinde yorumlara neden oldu.

Yarışma bitip dışarı çıktığımda bir çok çocuğun hüngür hüngür ağladığını, bazı çocukların birbirlerini suçladıklarını, bazılarının jüriyi haksızlık yapmakla suçladıklarını, bazı velilerin kendi aralarında tartıştıklarını, bazılarının böyle bir organizasyona girdikleri için ne kadar pişman olduklarını duydum. Hele ki, bazı velilerden öğrendiğim kadarıyla tamamen ücretsiz yürüyeceği deklere edilmiş bu yarışmada kostüm ve salon kirası ödeme amacı ile öğrenci başına 1000’er TL para toplanmasından ve buna karşın kendilerine açıklayıcı fatura, benzeri bir evrak verilmediğini öğrendim. Eh, ortada 500 öğrenci olunca, Türk Kızılay’ından fon alındığı, Belediye’den ücretsiz salon tahsis edildiği düşünüldüğünde burada böyle bir durumun garip bir görüntü verdiğini, en azından şeffaflık gereği açıklamaya muhtaç olduğunu söyleyebiliriz. Bir defa bu yarışma kimin desteği ile nasıl bir finansman ile organize edildi? Ne kadar para harcandı? Bu paralar için harcamalar nasıl muhasebeleştirildi? Yarışmaya katılım için herhangi bir bedel istenmeyeceği vaat edilmiş miydi? Edilmiş ise öğrencilerden kostüm parası adı altında paralar toplandı mı? Türk Kızılay’ı ve diğer devlet kurumlarından ne kadar destek alındı? Alınan destek nasıl kullanıldı? Anadolu Ateşi bu proje ile nasıl bir ilişki içinde? Organizatör vakıf ile bir bağ var mı? Bu proje ile ilgili kurumsal bir destek söz konusu mu? Destek karşılığında bir maddi getir, alınan fon söz konusu mu? Gösteri yarışmanın içinde yer alan profesyonellere (kostüm tasarımcısı, yarışma sunucuları, ve diğerleri) ne kadar bir ödeme yapıldı? Bunlar yanıtlanması gereken sorular…

Gösteride dikkat çeken diğer bir konu şuydu. Yarışmanın bir genel sanat yönetmeni olduğuna göre bu gösterinin repertuarının belirlenmesindeki tercihlere de etki ettiğini varsayabiliriz. Okulların büyük çoğunluğu Karadeniz, Roman, İç Anadolu ve Ege dansları icra etmişlerdi. Suriyeli mülteci çocukların dramı için çekilen klip sahneleniyor, farklılıklarına saygı duymadığı için hükümetlerine isyan eden, önemli bir bölümü ülkelerini terk edip Türkiye, Ürdün, Lübnan ve AB ülkelerine sığınan Suriyelilerle empati kurmamız isteniyordu. Diğer taraftan kendisi de bir Diyarbakırlı olduğu söylenen genel sanat yönetmeninin yönetimindeki repertuar tercihi bu konuda oldukça manidardı.

Gösterinin sunumunda, yarışmaya katılan çocukların ne kadar şanslı oldukları, Suriye örneğinde olduğu gibi bazı çocukların bu şanstan ne kadar uzak yaşadıkları, devletimize bu nedenle ne kadar şükretsek az olduğu bol bol ifade edildi. Bol bol bürokrasi ve devlet güzellemesi söz konusuydu. Onlar olmasa bizler olamazdık…

Genel sanat yönetmeni olan ve oldukça genç olduğunu varsaydığım Mehmet Özcan’ın çocuklardan “benim evlatlarım” söz öbeğini kullanarak defalarca bahsetmesi oldukça itici ve tevazudan uzaktı.  Ödül töreni kelimenin tam manasıyla bir kaostu. Programın uzunluğu ise hem velilerin hem çocukların canına okudu. Ayrıca çocukların uzun süre spor salonunun kapalı kapıları ardında tutulmaları, hem çocukların ve ailelerin gerginliğini artırdı hem de önemli olan yarışma değil söyleminin de altının ne kadar boş olduğunu gösterdi. En azından gösterilerini icra eden çocuklar, diğer gösterileri izlemek üzere tribünlerde belki yer alabilir, bu şekilde sadece kendileri merkezli bir üretim anlayışının bir alternatifi olabileceğini görebilir, vahşi yarışmacı ortam biraz kırılabilirdi.

Yarışma için açılan internet sitesi: http://altincocuklar.org/ , destek veren Kültürel İletişim Vakfı’nın internet sitesi:  http://kiv.org.tr/



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: