Bir Sahne Eylemi: Godot’yu Beklerken

Metin Boran

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfının (İKSV) organize ettiği bu yıl yirmincisi gerçekleştirilen Uluslararası Tiyatro Festivali geçtiğimiz hafta 3 Mayıs Salı günü Studio Oyuncuları’nın sahnelediği Godot’yu Beklerken adlı oyun ile açıldı. 28 Mayıs tarihine kadar sürecek festivalde 23 Türkiye’den 9 ülke dışından olmak üzere toplam 32 oyun, yanı sıra dans ve performansla birlikte 90 gösteri yapılacak.

Godot’yu Beklerken’i grubun sanat yönetmenliğini de yapan deneyimli Oyuncu ve Eğitmen Şahika Tekand yönetmiş, sahne tasarımını ise Esat Tekand gerçekleştirmiş. Oyunda Onur Berk Arslanoğlu, Cem Bender, Sedat Kalkavan, Nilgün Kurtar, Mehmet Okuroğlu ve Yiğit Özşener görev üstleniyorlar.

Dublin doğumlu Samuel Beckett (1906-1989) absürt tiyatronun önde gelen yazarı olarak biliniyor, oyunlarında genel olarak insanın içinde bulunduğu kötümser durumları, akıl dışılığı, yabancılaşma ve umutsuzluğu farklı bir üslupla anlatma yolunu tercih eden aynı zamanda kara mizah ustası öncü bir yazar.

Beckett, başyapıtı Godot’yu Beklerken’de eylemsizlik içinde kıvranan insanın var oluş sorunsalına, güçlü bir düşünsel ve felsefi arka plan oluşturarak kendine has dili ve kurgusu ile tiyatroda kalıplaşmış, geleneksel ve sistematik yaklaşımların dışında öncü ve aykırı bir bakış açısı getiriyor.

Şahika Tekand, yazıldığından bu yana değişik ustalar tarafından onlarca defa yorumlanmış ve sahnelenmiş olan ‘demir leblebi’ bir metni, oyunculuk performansı, ses ve ışık tasarımı ile anlatmayı tercih ederek farklı bir yorumla seyirci karşısına çıkarıyor. Orijinal metni, düşünsel ve felsefi özünü zedelemeden kısaltan Tekand, hareket ve sese dayalı yorumu ile özlü bir anlatım sunuyor.

Beckett’in oyununda, hayata, topluma ve insana dair katmanlı cümleleri ve karakterlerin toplumsal özellikleri, düşünce dünyaları ve bireysel varoluş sorunları, umutsuzlukla iç içe geçmiş eylemsizlikleri ve sıradanlaşmış hayatları, boş ve tekrardan oluşan tekdüzelikleri ve tabii ki gülünç durumları… Tekand’ın özenli ve bilinçli yaklaşımı ile bir bütünlük içinde oyunsu özellikleri korunarak anlatılıyor.

Tekand’ın reji yorumuna en büyük destek kuşkusuz oyunculardan geliyor. Oyuncular abartıya ve yalana başvurmadan sahici bir yaklaşımla hareket, tavır ve sesleri ile karakterlerin iç dünyalarını, boşunalık duygusunu, tek düzeliği, iletişimsizliği, komik olma halini, sıradanlaşmış durumları, absürtün alışılmadık eylemi olarak harekete dönüştürüyorlar. Oyuncular bir takım ruhu ile oyundaki her durumu, (anlamsızlık, mizah ya da ironi, veya komik olanı) ölçülü bir anlatımla görselleştirerek oyunun ruhuna ve üslubuna uygun olarak ortak bir hareket dili oluşturuyorlar. Oyunda yorumun bir parçası olan sade ve yalın dekor tasarımı ve sesler, eylemin görsel ve işitsel boyutuna özel bir anlam katıyor ve yerinde bir tercih olarak rejinin görsel anlamını tamamlıyor.

Peki, yazım üslubu ve sahne eylemi açısından bakıldığında ne anlatıyor bu oyun diye sorgulandığında şöyle bir sonuç çıkarılabilir. İçinde debelendiğimiz hayatın anlamsızlığını, ‘altın çağını’ yaşayan insanın birbiri üstünde hâlâ tepinmesini, yönsüzlüğünü, uçurumu derinleşen bireyin acılarını, sıradanlaşmış, klişe kelimelerle konuşanların yabancılaşmış hallerini ve bütün bunlardan kendini sıyıracak bir gücün geleceğine inanmaktan başka çaresi olmayan, eylemsizlik içinde homurdanan insanın zavallılığını… Bir de umudu.  Emeği geçenlere teşekkürler.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: