Füsun Demirel: Sanatçının Muhalif Bir Duruşu Olmalı

füsun demirel[Jinha’dan Hikmet Tunç ve Gülfidan Ataman’ın haberini paylaşıyoruz.]

Türkiye’de gerçek sanatçının muhalif bir duruşu olması gerektiğini belirten sanatçı Füsun Demirel, sanatçının halkın yanında yer alması gerektiğini söyledi. Füsun, “Biz muhalif sanatçıların, sanat tarzı hep muhalif şekilde devam etti. Bundan sonra da duruşumuzdan asla taviz vermeyeceğiz. Biz kurulu sistemle bir sanatın var olabileceğine inanmıyoruz” dedi.

Türkiye de özellikle son dönemle birlikte sanat ve sanatçılar kontrol altına alınmaya çalışılarak, sanat ve sanatçı zor durumlarla karşı karşıya bırakılıyor. Bunun en iyi örneklerinden biri olan ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Füsun Demirel, geçtiğimiz günlerde Türkiye turnesi kapsamında hem yönetip hem de oynadığı “Aşk Dersleri” adlı tiyatro oyunu için Van’a geldi. Füsun, yaşadığı zorlu süreci ile Türkiye’de sanat ve sanatçının durumuyla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.

Son dönemlerde sanat üretmenin giderek zorlaştığını söyleyen Füsun, “Ben Van da tiyatro gösterimi nedeniyle bulunuyorum. ‘Aşk Dersleri’ adlı tiyatro oyunumuz için Türkiye’nin birçok ilinde turneler gerçekleştirdik. Son yıllarda özellikle sanat üretmek gerçekten zorlaştı. Gerçek sanat üretmek, gerçekten çok zorlaştı. Gerçek sanat demek aslında sokaktaki insanın baktığı gibi değildir. Sokaktaki insanın baktığından daha da üstünden bakıp, yeryüzünde toplumsal, sosyal ve siyasal açıdan yaşanan her şeyi değerlendirmektir. Onu irdelemek, onunla ilgili öngörü sahibi olmak ve bunu sanatına yansıtmak demektir” şeklinde konuştu.

‘Milliyetçi duygularla bir yere varamayız’

“Aşk Dersleri” adlı tiyatro oyunun büyük ilgi topladığını söyleyen Füsun, “Bu bir aşk ve sevgi oyunu yani dedim ki birbirimize dokunmayı birbirimizi hissetmeyi toplumda beceremiyorsak. Bu hayat bitsin ölelim hep birlikte. Biz bunu ta 2001 yılında ‘Büyük adam küçük aşk’ Handan İpekçi’nin filminde de söyledik. Anlatılmak istenen aynı şeydi. O filmde de bizler bu toplumda hep birlikte bir arada yaşıyoruz. Kürdü, Türkü, Çerkezi, Arabı, Ermenisi, Rumu bu kadar renkli, çok kültürlü toprak, bulunmaz bu bir nimet. Bu çok büyük bir zenginlik. Neden birbirimize dokunmayı hissetmeyi beceremiyoruz. Bu kadar koyu yoğun acımasız milliyetçi duygular ülkeyi ancak acıya sürükler, ülkeyi ancak ölümlere ve kana sürükler. Bunun başka yolu yok. Bu duygularla hiçbir yere varamayız. Dünya resmi tarihine baktığımız zaman bu milliyetçilik, faşizm nerede kazanmış? Bu ülke çok bedel ödüyor. Doğusundan batısına hepimiz ülke olarak çok bedel ödüyoruz. Herkes kendi payına düşen bedeli ödüyor. Bende kendi payıma düşen bedeli ödüyorum” sözlerini kullandı.

‘Sanat sansür altında’

Sanatçının halkın yanında yer alması gerektiğini savunan Füsun, sanatçının da mutlaka eleştirel bir bakış açısına sahip olmasını ve muhalif bir duruş sergilemesi gerektiğini kaydetti. Füsun, “Biz muhalif sanatçıların, sanat tarzı hep muhalif şekilde devam etti. Bundan sonra da duruşumuzdan asla taviz vermeyeceğiz. Biz kurulu sistemle bir sanatın var olabileceğine inanmıyoruz” dedi. Sanatın eleştirisine herkesin ihtiyacının olduğunu dile getiren Füsun, “Eleştiriye özellikle siyasilerin, ‘erk’ sahiplerinin çok ihtiyacı var. Çünkü sanat toplumu geliştiren bir şeydir. Eleştiri toplumu geliştiren bir şeydir. Dolayısıyla eleştiriye herkesin ihtiyacı vardır. Bu eleştiri sanat yoluyla yapılırsa insanlara inanılmaz doğru şeyler katacaktır” sözlerini kullandı.

‘Hayaller topluma çok şey katar’

Günümüzde sanatın ne yazık ki eleştirel görevini yerine getirmediğini ifade eden Füsun, “Sanatın her dalı için bunu söylemek mümkün, heykelden başlayalım, resim, edebiyat, sinema, tiyatro, bütün dallar, belli bir kontrol ve baskı altındadır. Hatta sansür uygulanmaktadır. Çeşitli ulusal ve uluslararası, festivallerimizde örneğin filmler, çeşitli kurullardan geçiyor. Bazen uygun görünmüyor ve festivalle alınmıyor bu sorunlarla karşılaşılıyor. Tiyatro oyunları keza öyle, belli bir kontrol altında sanat üretiliyor. Bu da sanatçı için çok zor bir şeydir. Çünkü sanatçı sanatı yaratan üreten insanlar, bireyler tamamen özgür ruh taşırlar ve aslında sanat dediğimiz üretim hiçbir kontrole baskıya sansüre engele gelmemeli. Sanatçı alabildiğine uçabilmeli, özgür bir şekilde. Çünkü ancak böyle hayal kurabilir, hayaller topluma çok şey katar” dedi.

‘Devletin sanatçısı olunmaz’

Türkiye’de son yıllarda yaşanan baskılardan dolayı sanatta bir özdenetim söz konusu olduğunu, bu nedenle sanatçıların endişeli ve kaygılı olduğunu kaydeden Füsun, bağımsız ve özgür bir şekilde sanat üretmek isteyenlerin kendini ifade edebilmesinin oldukça sıkıntılı olduğunu sözlerine ekledi. Devlet ve şehir tiyatroları gibi kurumlarda çalışan sanatçıların ise durumlarının hayli zor olduğunu dile getiren Füsun, siyasi iktidarların hoşuna gidecek eserlerin sahnelenmeye başlamasından sonra artık kurum sanatçılığının tadının kalmadığını ve devletin tiyatrosu diye bir şeyin olmaması gerektiğini vurguladı. Füsun, bağımsız ve özgür sanat olarak üretmenin zor ve meşakkatli olduğunu söyleyerek, “Ama zor olanı seçen sanatçı daha da özgürleşir” ifadesini kullandı.

‘Sanatçılar linç ediliyor’

Füsun sanatçıların hedef gösterilmesinin yeni bir durum olmadığını dile getirerek sözlerine şöyle devam etti: “Düşünün ki mesela Nazım Hikmet, Ruhi Su, Zülfü Livaneli, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya gibi nice sayıda sanatçı ve yorumcu dönemin siyasi baskılarından dolayı acılar yaşadı. Şimdilerde yine sanatçılara yönelik bir baskı var. Kimi çalıştığı kurumdan atılıyor, kimi toplumsal linç haline getiriliyor. Mesele yılmamaktır. Bu ülkenin küçücük eleştirilere bile tahammülleri yok. Nice isimler var muhalif kimliklerinden dolayı, ‘ya bizdensin ya da bu ülkeden çek git kafası vardır ya’ ne yazık ki böyle yapıp ötekileştirip ve insanlarımızı ve değerlerimizi yok etti bu sistem, bu bakış açısı, hepimiz bir şekilde mağduriyet yaşıyoruz. Var olan düzeni eleştiriyorsak öteki taraftayız. Dayanışma içinde hareket etmeye direnmeye mecburuz. Bütün halklar olarak bir arada yaşamaktan başka yolumuz yok.”

‘Ben hayallerimi paylaşamayacak mıyım?’

Füsun son olarak, “Ben bundan otuz yıl önce bir çocukluk hayalimden söz etmiştim. Böyle bir şey oynamak istemiştim, ‘olmadı’ yönünde açıklama yapmıştım. Bir gerilla kızı oynamak istiyordum. Bunda nasıl bir şey olabilir. Resmen yerin altına gömmeye çalıştılar beni. Bu nasıl bir zihniyet? Bizler o kadar sevgi doluyuz ki, o kadar kucaklayıcıyız ki hala tüm bu nefret söylemlerine rağmen sadece ben anlayamıyorum diyebiliyorum. Aslında ekonomik anlamda beni bitirdiler. İşimden oldum. Ona rağmen hala büyük bir sabırla insanlara aslında ben şunu demek istiyordum; Bir oyuncunun her şeyi oynama hayali vardır. Ben hayallerimi paylaşamayacak mıyım? Çocukluk hayalimi de mi anlatamayacağım” dedi.

Jinha

Yorum


işlemi tamamlayınız: