Gölgelerin Yüzü Var Mı?

Gizem Aksu

 Secret-Face_04

Bir kedinin yüzü var mıdır? diye başlayabilirim Derrida’yı anarak,

İfadesi olmayan bir dil,

Aydınlığı olmayan göz,

Mekanı olmayan saat?

Bir dansçı olarak dansı dilin düğümünün kaybolduğu veya çözüldüğü bir alan olarak tanımlıyorum, zaman zaman,. Gizli Yüz’ü[1], dilin düğümünü, mideye boğaza taşımayı başardığı için, anlatının bedene tesir etmesine izin verdiği için başarılı buldum.

Oyunu ilk, Belçika’da, oyun metninden hiçbir şey anlamayarak izlemiştim. Dilin düğümünden tamamen azade. Mekanın ağzına, ışıkların gözüne, yerin ayaklarına dikkat vermek için uzun zamanım olmuştu. Sessizliğin, karanlığın, bedenin hareketini izlemeye oldukça zamanım olmuştu. Esere, çağdaş bir heykeli izliyor gibi izlemiş, ışığında hayallere bile dalmıştım. Bir heykel olarak Gizli Yüzü çok sevmiştim. yuvarlak döngüsündeki ışık ritmiyle nefesim sakinlemiş, oyuncuların yalın seçimleri nedeniyle hepimizi aynı çemberin etrafında hareket eden, konumlanan varoluşlar gibi hissetmiştim. Karanlıktı içimizdeki dünya, ışıktı dünyamızın sözü. Birbirimizin yüzlerini ya da gölgelerini yansıtıyorduk.

Oyunu ikinci kez, 20. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında İngilizce ve Tükçe altyazılı, Flemenkçe haliyle izledim. Düğümlerle dolu bir oyun izledim. Yönetimini Mesut Arslan’ın; performansı Yves De Pauw, Ina Geerts, Deniz Polatoğlu Colen, Tom Van Landuyt’un gerçekleştirdiği, dramturjisini Ata Ünal’ın üstlendiği düğümlerle dolu bir oyun. Dönen çarkının içinde kendimi yerleştirmediğim bir pozisyon yoktu sanki. Kelimeler mekanda hareket ettikçe, gölgesini görmediğim bir karakter kalmıyordu.

Gölgeyle yüzleşmek zor, perspektif değiştirmeyi gerektirir, algıyı değiştirmeyi… Mesut Arslan’ın, gölgeyi içe düşürmeyi başardığını düşünüyorum metin-sahne dokusallığında. Düğümü körlemeden, izleyicisini gördüğünü seçecek kadar özgür bıraktı. Orhan Pamuk’un, psikanalitik referansların zengin olduğunu düşündüğüm dilinin içerisinde bilinçle bilinçdışı arasına gölge düşürebilmeyi başarabilmiş bir sahne yönetimi ve dramaturji çalışması olduğu düşünüyorum. Metnin derinliğini sığlaştırmadan ve de bizi metinde boğmadan aktı oyun. Yönetmenin Türkiye sahnesi için yaptığı performatif denemenin, izleyicilerden su isteme bölümünün, beni boğazıma kaçan düğümle yaşadığım deneyimi kesen, seyirci-sahne konumlanmasını bana hatırlatan, içine çekildiğim ve kaybolduğum döngüden yüzüme fırlatılmış su serpintisiyle uyandırılmam gibi geldiğini paylaşmak isterim.

Oyuncuların ışık ve ses bedenleri oldukça kuvvetliydi. Işığın koreografisi üzerine ayrı bir metin yazmak mümkün, ama ışığın koreografisinin hareket ve titreşimin farklı frekansları (beden,ses,ışık…) üzerinden koreografik önermeler içerdiğini ve bunu çok sevdiğimi belirtmek isterim.

Rahatlıkla bir enstalasyon olarak da bakılabilecek eser, benim algımda çağdaş bir heykel ve tiyatro oyunu atıflarıyla eşleşti. Dilin düğümünün ölüm değil, oyun olduğunu hatırlatan incelikli bir çalışma, Gizli Yüz.

[1]Eser ve eserin prodüksiyonu ile ilgili ayrıntılı bilgi için:

http://tiyatro.iksv.org/tr/program/456



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: