Miftok’un ‘İlerleme’ Adlı Oyunu ve İATG’deki Fuayesi Üzerine

Fikri Buber

24. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri bu sene Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları, İstanbul Fen Oyuncuları, Marmara Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Taşkışla Sahnesi ve Yeditepe Üniversitesi Oyuncuları’nın düzenleyen ekipler olarak yer aldığı, 9 farklı üniversiteden 11 farklı amatör topluluğu izlemeye fırsat bulduğumuz bir şenlik oldu. Dicle Üniversitesi Tiyatro Topluluğu’nun üniversitenin rektörlüğünün son anda turne izinlerini iptal etmesi üzerine şenliğe katılamamaları nedeniyle; 9 Mayıs günü oynanan Marmara Üniversitesi Tiyatro Kulübü’nün (Miftok) “İlerleme” adlı oyunları şenliğin son oyunu olmuş oldu.

Miftok’un bu sene çıkardığı iki oyundan biri olan (diğeri Turgay Nar’ın “Kuyu” adlı metni) Matêi Visniec tarafından yazılan ve Burak Üzen tarafından Türkçeye çevrilen “İlerleme” adlı oyun ve onun fuayesinde dönen tartışmalar üzerine böyle bir yazı yazma ihtiyacı hissettim. Bu yazının amacı yazıda tartışılan konular ve bu konuların üniversite tiyatrolarınca ele alınışına naçizane bir katkı yapabilmektir.

Oyunun temel hikâyesi savaşta oğlu ölen bir anne ile babanın, oğlunun cesedini araması üzerinden şekilleniyor. Oyun boyunca bu anne ve babanın yaşadıkları aktarılırken yer yer daha fantastik bir düzlemde ölen oğlun anne ve babasına bir şeyler anlatma çabasını, anne ve babasına dair hatıralarını seyirciye aktarmasını ve bu sırada kendisinin de hatırlamasını izliyoruz. Bir diğer tarafta ise paralel bir hikâye olarak bir seks işçisinin savaş sonrası değişen toplumsal yapı içerisinde yaşadıkları anlatılıyor ve oyunun sonunda bu hikâyelerin kesiştiğini görüyoruz.

Bu yazıda daha ziyade oyundaki toplumsal cinsiyet normlarının ve cinsiyetçi söz veya eylemlerin yeniden üretilmesi üzerinden ilerleyeceğim. Oyunda, asıl metinde de bolca kullanılan cinsiyetçi küfürler, söz kalıpları ve eylemlere ekstra bir müdahale edilmemiş. Özellikle birkaç karakter oturduğunuz yerde sizi rahatsız edecek kadar çok fazla cinsiyetçi küfür ediyor ve ne yazık ki bu rahatsızlık halini oyunun başından sonuna kadar belirli aralıklarla hissediyorsunuz. Bu rahatsızlık boyutu asıl tartışacağım şeyden daha farklı bir boyut ve belki işin biraz daha öznel boyutu.

Oyun boyunca sahnedeki cinsiyetçi söz, söylem, küfür veya eril jestlere dair topluluğun tavrını göremiyoruz. Metne müdahale anlamında metne sadık kalmayı tercih ettiklerini belirten topluluk metnin toplumsal cinsiyet üzerinden okumasını yapmaya bu oyun özelinde ihtiyaç duymadıklarını belirtti. Bu okuma eksikliği sahnedeki karakterlerin eril jestlerine, cinsiyetçi söz ve söylemlerine dair hiçbir tavrın veya yorumun olmaması; sahnede ve gündelik hayatta bu söylemlerin ve eylemlerin yeniden üretimine, onların normalleştirilmesine yol açma potansiyeli barındıyor. Fuayede topluluğa temel eleştiri bu bağlam üzerinden geldi.

Topluluk cinsiyetçi söz ve söylemlerin sahnede kullanılabileceğini ve bunların bu oyun özelinde toplumsal cinsiyet üzerinden bir okumasını yapmamalarının kendi dramaturjik tecihleri, topluluk perspektifleri olduğunu belirtti. Ardından fuayedeki seyircilerden biri oyunda kullanılan bir küfürü kullanarak bunun sahnede –oyunun içerisinde de belirli yerlerde olan- kapitalizm ve komünizm üzerine olan tartışmada ideolojik bir altmetni olduğunu ve bu anlamın verilmesi için o küfürün kullanılması gerektiğinden bahsetti. Topluluk gözlemleyebildiğim kadarıyla bu yorumu onadı. Ardından tartışma bir süre daha devam etti, fuayedeki aynı seyirci tartışmanın bir yerinde –daha önceden kullandığı küfürden rahatsız olunduğu başka bir seyirci tarafından kapalı bir şekilde de olsa belirtilmesine rağmen- oyunda geçen cinsiyetçi küfürlerden birinin (o küfürü 4-5 defa anlamsız vurgulu bir şekilde tekrarlayarak) yerine “şerefsiz” ifadesinin kullanılmasının durumu düzeltip düzeltemeyeceğini seyircilere sordu. Topluluktan 1 kişi de (broşürde oyunun reji ve dramaturjisini yapan kişi olarak gözüküyor aynı zamanda) seyirci o küfürü sayıklarken parmaklarıyla sus işaretini imleyen bir hareket yaparak ve sanki fuayede eleştiri getiren insanların küfürün sahnede kullanılmasıyla ilgili bir problemleri varmış ve sansür uygulamaya çalışıyorlarmışçasına dalga geçen bir tavır içerisine girdi. Bu an, fuayenin, ben dahil birçok insanı çok rahatsız eden ve bence kamusallaştırılması gereken bir anıydı. Bunlara ek olarak topluluktan yine aynı kişi cinsiyetçi söylem ve eylemlere gündelik hayat içerisinde topluluk olarak karşı olduklarını belirtti.

Peki gerçekten sahnede cinsiyetçi ve belki çok “derin” ideolojik altmetinler taşıyan bir söz, söylem veya eylem ona karşı hiçbir tavır üretilmeden sahnelenince problem oluyor mu? Bu noktada içinde yaşadığımız toplum ve dünya bağlamını es geçemeyiz. Dilinden, söylemine; iradesinden eylemine kadar “erkek”liğe bulanmış, iliklerine kadar ataerki işlemiş bir toplum içerisinde yaşıyoruz. Sahnede izleyeceğimiz şeyleri bu bağlamdan bağımsız düşünemeyiz. Topluluk da patriyarkaya karşı bir tavır içerisinde olduğunu belirtiyorsa bu söylemini kendi sanat üretiminde de destekleyebilmelidir. Burada topluluk perspektifine kalmış bir durumdan da bahsedemeyiz. Çünkü ister kapitalist, ister komünist ister başka bir –ist ideolojiyi olumlamak, yermek veya tartışmak amacıyla sahnede karakterlerin cinsiyetçi bir söz, söylem veya eylemi (topluluk, söylemi veya eylemi belirleyen karakter veya başka bir karakter) bunlara karşı hiçbir tavır üretmeden -sözüm ona objektif bir şekilde- sergilemesini, salt sahnede yeniden üretimini, normalleştirilmesini izliyorsak eğer onun hizmet ettiği ideoloji en başta ataerki olmuş oluyor.

Oyunlarda toplumsal cinsiyet dramaturjisinin nasıl yapılacağı başlı başına bir araştırma alanı olarak önemini korurken, umarım ki İATG’deki bu örnek ve fuayesindeki tartışmalar daha nitelikli ve derin araştırmalar, tartışmalar için bir fırsat olur.

Yorum


işlemi tamamlayınız: