Tiyatro Yaşamın Aynası

tiyatro-yasamin-aynasi-133088-1Özlem Özdemir’in Birgün Gazetesi’nde yayınlanan İKSV Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz ile röportajının bir bölümünü yayınlıyoruz.

Tiyatro severlerin heyecanla beklediği ve 3-28 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek İstanbul Tiyatro Festivali başlıyor. Özellikle yabancı oyunları görmek açısından da oldukça önemli. İstanbul gibi Türkiye’nin en önemli kentinde sahne sorunu olduğu için izlenecek oyunların çeşitliliği de buna göre azalıyor ne yazık ki! İKSV Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz ile bu yıl 20 yılını dolduran Festival programını ve değişenleri konuştuk.

Tiyatro Festivali’nin 20 yılına özel neler var programda?

Yıllar önce düşündüğümüz, yurt dışından gelen profesyonellere buradaki yapımların gösterildiği bir çalışmaya 2014’te başlamıştık. Bu sene de farklı ülkelerden ve festivallerden katılımcılar olacak. Aynı zamanda iki uluslararası toplantının buluşma merkezi olacak. Bu çizgilerden devam ederek 19-22 Mayıs tarihlerini ‘showcase’ olarak belirledik. Daha önce de bu uluslararası etkileşim vardı ama 20. yılda bu katılımları arttırdık. Çünkü sadece yurt dışından oyun getirmekle uluslararası nitelik kazanılmıyor. Uluslararası ortak yapımların sayısını arttırdık, ilk defa Avrupa Birliği projesine girdik. Bu festivale özel bir kitap çıkaracağız. Bu sene ağrılıklı roman uyarlamaları var. Dijital uygulamalar artık yerli ve yabancı oyunlarda kullanılıyor. Genelde bileti ilk bitenler yabancı oyunlar oluyordu. Ama bu sene yerli oyunlara ilgi çok oldu, ki çoğu sezonda devam edecek oyunlar. 25 mekânda etkinlikler sergilenecek. Uniq hayatımıza girdi, Festivalle açılacak. Zorlu Center’da 3 sahneyi de kullanıyoruz. Harbiye Muhsin Ertuğrul’da 1 oyun izlerken, Uniq’te 4 oyun izleyeceğiz. Moda Sahnesi’ne bir yabancı oyun taşıyabildik, böylece Anadolu Yakası’nda ilk defa bir yabancı oyun olacak.

Özellikle uluslararası bir festivalde salon sorunu ne gibi sıkıntılar yaratıyor? Bu yüzden buraya getirilemeyen oyunlar var mı?

Olmaz olur mu? 2008’e kadar birçok sahne vardı İstiklal Caddesi’nde. Festivalin ana sahnesi AKM’ydi. 2008’de kapanışı AKM’de “Orfeo” ile yapmıştık, AKM de 1 Haziran’da resmi olarak kapandı. Aziz Nesin Sahnesi’ni kullanıyorduk. Muhsin Ertuğrul Sahnesi ikinci sahnemizdi, orta ölçekli prodüksiyonları da orada sahneliyorduk. Tiyatro Festivali, bir prodüksiyon festivali başta onu söylemek gerekiyor. Programı yapmaya başladığımızda artistik olarak getirmek istediğimiz oyunlar, yönetmenler var ama gelen oyunu hangi sahneye oturtabiliriz konusuna bakmak gerekiyor. Getiremediğimiz oyunlar oldu. Ya da Thomas Ostarmeier’in “Hamlet”i geldiğinde, sahneyi 1.5 m uzattık çünkü mezar sahnesi sığmıyordu. O da ilk sıranın gitmesi demek, oyunu üçüncü sıradan başlattık. Bu en basit örnek. Ya da “Üç Kuruşluk Opera” bunun en güzel örneği. Onun çalışmasına biz Dikmen Gürün ile birlikte 4 yıl önce başlamıştık ama ancak şimdi yapabiliyoruz. Çünkü artık o tekniği ve sahne tasarımını koyabileceğimiz bir sahne var.

Oyunları hangi kriterlere göre seçiyorsunuz?

Ben İKSV’de çalışmaya Dikmen Gürün’ün yardımcısı olarak 2005’te başlamıştım. Yurt dışındaki festivallere birlikte gidiyorduk, sonra yavaş yavaş ben devralmaya başladım. Elimize DVD ya da vimeo linkleri geliyor ama sahne sanatlarını canlı ve seyirciyle birlikte izlemek çok önemli. Festivallere mutlaka gidiyorum. Oralar ekiplerle buluşma noktası da oluyor. Bunlar iletişim ağı yaratıyor. Umarım İstanbul Tiyatro Festivali’ni de bu noktaya getiririz.

Özgür bir seçkiyle yola devam ediyoruz

Bu sene 23 yerli, 9 yabancı oyun ve yan etkinlikler var. Belli bir konu var mı yöneldiğiniz?
Sahne sanatlarında genelde tema yok. Avignon, Edinburgh gibi festivallerin de hiçbir zaman yoktur. Kavram sanat bienalleriyle gelmiş bir beklenti. Festival her sene yapılsa belki bir alt başlıkla bir programdan yola çıkılır. Ama sanatçı söylemek istediğini özgürce sahnede söyleyebilmeli. O sene onun için farklı bir tema önemli olabilir.

Sizin festivalinizde özgür mü herkes?

Evet, ne bizde ne İKSV’nin hiçbir etkinliğinde baskı yok. Son derece özgür bir seçkiyle yola devam ediyoruz. Bir de dilin kemiği yok. Tiyatroda nerede ne zaman çıkacağını kimse bilemez. 90’ın üzerinde proje başvurusu oldu. Seçkiyi yaparken kendi kriterlerimizi oluşturmaya başladık. Her şeyden önce proje çok önemli. Topluluk ya da yönetmenin kendini kanıtlamış, başka işleriyle seyirciyle buluşmuş olmasına da dikkat ediyoruz çünkü bu uluslararası ve profesyonel bir festival. Ben bir yandan Afife Ödülleri’nde de jüri üyeliği yapıyorum, dolasıyla çok sayıda oyun takip etme sanşım oluyor. Bu sene uluslararası noktadan da düşünmeye çalıştık çünkü ben onun acısını çok çektim. 2008-2009’da Fransa’da Türkiye Mevsimi projesini yapmak için gittiğimizde, kimse bizdeki tiyatroyu tanımıyordu Nasıl bir tiyatronuz var, Doğu kökenli bir tiyatro mu diyorlardı. Bence genç ama ona rağmen hızla ilerleyen bir tiyatromuz var. Ama hikâyeye baştan başlamak gerekiyor ve kabul ettirmek çok zor. Festivallere giden başka oyunlar oldu ama tek tek ya da sanatçıların kendi ilişkileriyle oldu. Kurumsal olarak bunu yapmak farklı oluyor. Artık festivaller arası işbirliği ön plana çıkmaya başladı, bu da daha fazla oyun ve sanatçının yurt dışına gitmesi demek. Bu kanalların geliştirilmesi gerekiyor. Böylelikle 2008’de çektiğim acıyı azaltmaya başladık.

Dünyadaki sorunlar en çok sahne sanatlarını etkiliyor

Ön plana çıkan oyunlarla ilerleyelim. Yabancı oyunlarda ortak nokta ırkçılık, nefret söylemleri gibi geldi. Yerli oyunlarda ise iktidar sorgulaması, bu coğrafyadaki günlük dertler ortak konu gibi. Programın geneli bana biraz dertli geldi.

Tiyatro yaşamın aynası. Sadece bizde değil, bütün dünyada sorunlar var. Mülteci sorunu, Avrupa’nın değişen siyasi yapısı gibi durumlar en çok sahne sanatlarını etkiliyor. Bir taraftan da bir söz söylemek, bunu da sahneden söylemek gerekiyor. İlk programa baktığımda ben de biraz dertli mi oldu dedim ama mesela Shakespear’imiz var. Ama “”Merhametliler” ve “Nefret Radyosu” biraz dediğin gibi. “Merhametliler” ortak yapım, AB Yaratıcı Avrupa projesi. Jonathan Littell’in romanından uyarlanmış.

Fransa’da tartışma yaratmış bu roman, niye?

Çünkü 2. Dünya Savaşı’na ve Nazi soykırımına farklı bir bakışla yaklaşıyor. Aslında soykırımın dilde başladığını sorgulatıyor. Sonrasında onca insanı yok etmek o kadar kolaylaşıyor ki. Bu nedenle sarsan bir kitap olmuş. 3 aşaması var oyunun. Bir web sayfası olacak ve oyunun tarihsel arka planını izlemek isteyenler web sayfasından okuyabilecekler. Ayrıca bir atölye çalışması olacak ve öğrenciler nasıl portre fotoğrafı çekilir, belgesel nasıl yapılır konularında çalışacaklar. Sonunda da sokakta röportaj yapacaklar ve o röportajlar da web sayfasına yüklenecek. Zor bir oyun çünkü sorgulatan bir oyun. Onun dışında, “Her Gün Biraz Daha” adlı İranlı bir kadın yönetmenin oyunu var. O da İran Devrimi’nden sonra 3 İranlı kadının hayat hikâyesini anlatıyor. “Nefret Radyosu” ise, Ruanda’da yakında tarihte olan soykırımın bir radyo programından nasıl yönlendirildiğini anlatıyor.

Bunlar bizim seçtiklerimiz olsun. Yerli yapımlarda ön plana çıkan farklı bir yapım var mı?

Benim için hepsi çok özel. Ama farklı olarak Özen Yula’nın “An” adlı projesini söyleyebilirim. Özen, çok özel bir noktaya parmak basıyor o oyunda, bir enstelasyon aslında. Seyirci dolaşarak izliyor ve tanık olacağı anlar var. Sadece festivalde yapabileceğiz bu yüzden. Tiyatro Pera’nın da ilginç bir oyunu var. Çehov metni değil ama Amerikalı bir yazarın Çehov karaterlerinden bir araya getirdiği bir oyun var, Yücel Erten yönetiyor.

Kısaca yan etkinliklerden de bahsedelim.

Yan etkinlikler farklı oldu bu yıl. Ana programda 2 dans gösterimiz var. Onun dışında Aydın Ersöz’ün yan etkinliklerde bir gösterisi var. 2 okuma tiyatrosu olacak. Halide Edip Adıvar’ın yazdığı ve aslında burada pek bilinmeyen “Maske ve Ruh” adlı metni Nedim Saban tarafından okuma tiyatro olacak. Hatta onu Elia Kazan’ın eşi Frances Kazan sahneye koymak istemiş. Avignon Festivali’nin 15 yıl direktörlüğünü yapan Bernard Faivre d’Arcier, geliyor ve 3 etkinlikte bizimle olacak. Kerem Gelebek dans atölyesi yapacak. Fransız Christian Ruzzo ile çalışıyor. Buradan Avignon Festivali’ne girmek zor diyoruz ama Kerem, yaptığı 2 koreografiyle uzun seneler sonra programda yer alan Türk sanatçılarından biri. İlk olarak 2012’de “Sakınan Göze Çöp Batar” projesinde dans etti ve gösterinin adı da Türkçe yazıldı.

Birgün