Gezi’den Rojava’ya Giden “Yol”un Hikayesi

Kemal Oruç

1Tiyatro Tek Ağaç, Murat Akdağ’ın yazıp yönettiği ve oynadığı bir hatırlatma oyunu olan “Yol” ile bizi bir yolculuğa çıkarıyor.

Anlatılan Murat’ın gerçek hikayesi… “Apolitik bir insandım ve hiçbir şeye karışmazdım. 1 Mayıs’a bile gitmemiştim hiç. 27 Mayıs 2013’te Şişli’de evde kitap okurken başladı her şey.” diyor ve 31 Mayıs’ta Gezi Ayaklanması’nın bir parçası olduğunda hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor bize.

Bu yolculuk Gezi’den Rojava’ya kadar sürüyor. Murat Gezi’yi, hiçbir detayı es geçmeden öyle bir anlatıyor ki, bütün ayaklanmayı yeniden yaşıyoruz. Biber gazı, toma, barikatlar, sloganlar, Gezi’yi alışımız, komün, halaylar, kütüphane, yazılamalar, türküler, dayanışma…

Gezi’de ölümsüzleşenler bize Gezi’yi emanet edip aramızdan ayrılıyorlar. Her biriyle ayrı ayrı ölüyoruz ve her seferinde yeniden, daha güçlü doğuyoruz; hep birlikte daha iyi bir dünya kurmak için.

Sonra forumlara gidiyoruz; Abbasağa’da Nejat Ağırnaslı’yla karşılaşıyoruz. Onun Kobane’de dünyaya yayılan bilgeliğine orada şahit oluyoruz. Yoğurtçu’ya, Avcılar’a ve hatta Amed’e gidiyoruz… Bu forumlarda güzel anılara gülümsüyoruz ve canımız acıyor kimi anlarda. Sonra mahalle evlerine, işgal evlerine, Kamp Armen’e gidip direniyoruz. Murat orada hayatını değiştiren Gezi’yle ilgili on dakikalık bir oyun oynuyor. “Yol”un temeli işte bu oyunla atılıyor.

Bu yolculuk sürecinde geçmişe ve geleceğe gidip geliyoruz: Şeyh Bedreddin’i, Deniz’i, İbo’yu, Mahir’i, Ulaş’ı anıyoruz. Hrant’ın tabanı yırtık ayakkabısına bakakalıyoruz. Nuh’la birlikte kartopu oynarken ölüyoruz. Soma’da madenci; Sur’da, Nusaybin’de, Cizre’de hendek oluyoruz. Tahir Elçi’nin katledilmesine tanık oluyoruz. Özgecan’la, Dilek Doğan’la canımız acıyor. Erkeklikten istifa edip etek giyerek İstiklal’de yürüyoruz ve Galatasaray Lisesi önünde, forumlarda öğrendiğimiz tüm gerçekleri dünyaya haykırıyoruz.

Murat Gezi’den sonra bütün eylemlere katılıyor ve on dakikalık oyununu bu eylemlerde sahneliyor. Bir gün “Kobane’yi Beraber Savunduk, Beraber İnşa Edeceğiz” yazılı bir stant görüyor ve stanttakilere “Beni de Kobane’ye götürün.” diyor. “Oyunumu orada da sahnelemek istiyorum.”

Yolculuğumuz böylece sürüyor. Biniyoruz otobüse, içimizde umutla, Suruç’a ulaşıyoruz. Murat sadece iki kişiyi tanıyor orada; Trabzonspor bayrağıyla birlikte görmeye alıştığımız Koray ve kuzeninin arkadaşı Volkan…

Basın açıklaması yapılacağı sırada bomba patlıyor. Murat’la birlikte, yaşadığımıza kızıyoruz.

Bu sırada oyun boyunca sırtında taşıdığı çantayı sahneye bırakıyor ve Suruç’ta yiten canları temsilen birer eşya çıkarıyor çantadan. Bu eşyalarla sahnede bir çember oluşturuyor. Onlarla konuşuyor Murat, tek tek konuşuyor. Onlarla ilgili hissettiklerini, o günden bu güne kadar olanları anlatıyor.2

İşte tam burada ciğerinizin tam orta yerine kocaman bir taş yerleşiyor. Ki siz bu taşı nereye atsanız, orası yıkılır!

Bu politik oyun Gezi’den bugüne kadar bir bellek sunuyor bize. Canınız acıyor, öfkeleniyorsunuz; içinizde bir volkan oluşuyor patlamaya hazır, ama Murat bu volkanın orada patlamasına izin vermiyor, birdenbire yabancılaşıyorsunuz ve oyun bittiğinde içinizde bu volkanla sokağa çıkıyorsunuz.

Öyle ya, öfkemizi ve aklımızı korumak zorundayız, günü geldiğinde ikisini de kullanacağız!

Murat’ın oyunculuğu çok iyi. O gün Bakırköy Cezaevi önünde de oynamış oyunun bir bölümünü. Buna ve oyun boyunca sırtında taşıdığı ağır çantaya rağmen oyun boyunca enerjisi hiç eksilmiyor. Sesini çok iyi kullanıyor hem konuşurken hem de türkü söylerken.

Oyunda ışık kullanımı dikkat çekiyor. Işık boş sahnede çeşitli mekanları ya da kişileri simgeliyor.

Kamp Armen’de on dakika ile başlayan bu oyun zamanla genişleyip büyüyor; altmış dakika oluyor, şimdi ise doksan dakika. Gündeme göre yüz on dakikaya kadar sürüyor.

Oyundan sonra bir forum yapılıyor. Forumda izleyiciler umutsuzluk üzerine konuşurken izleyicilerden biri şunu söylüyor: “Ben büyük konuşmayacağım. En son ‘Bu ülkede hiçbir şey olmaz!’ diye isyan ettikten üç gün sonra Gezi Ayaklanması başladı.”

3

Oyunda on izleyici vardı. Hepimiz adına ben utandım. İnsanların böyle bir oyunu izlemek yerine, hiçbir şey anlatmayan, içi boş, yalnızca muhteşem dekorları, cicili bicili kostümleri olan oyunların tüm koltuklarını doldurmalarını anlayamıyorum. Bunun sebebi sadece kapitalizmin insanlara sanat diye bu boş oyunları dayatması mı yoksa insanların gerçeklerle yüzleşmek istememe kolaycılığı mı?

Oyunu mutlaka izleyin ve bu “Yol”da Murat’a yoldaş olun!

Bu yazı Önsöz Dergisi’nin 32. sayısında yayınlamıştır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: