Can Dündar Kendi Medyasını Kuruyor

can-dundar[Journo’dan Mustafa Kuleli’nin bir süredir yurtdışında bulunan Can Dündar ile yaptığı ve Journo’da yayınlanan söyleşinin bir bölümünü yayınlıyoruz.]

Kendini sürgünde hissediyor musun?
Hayır kendimi bursiyer olarak görüyorum. Sonra döneceğim. Sadece gazeteciliğimi bir süre burada yapacağım.

Nasıl yapacaksın?
Sana söyleyebilirim artık: Buradan gazetecilik yapmaya niyetim var. Türkiye’den verilemeyen sesi buradan vermek istiyorum. Çok yakında böyle bir girişimle çıkacağım ortaya. Türkiye’de yapmaya çalıştığımız şeyi burada elimiz kolumuz bağlı olmadan yapacağız. Çok sayıda gazeteci işsiz, bir sürü kaliteli meslektaşımız kapının önüne konmuş durumda. Gerçek ortada, yazılamıyor. Sadece dünkü skandalın, ortaya saçılan e-mail yazışmalarının (Berat Albayrak-Mehmet Ali Yalçındağ sızıntısını kastediyor) hiçbir yerde yayınlanmamış oluşuna bakılınca nasıl ağır bir susturulma ve baskı ortamı olduğu anlaşılıyor. O zaman buradan ses verelim dünyaya. Çünkü sonuçta nerede olduğun değil, ne yazdığın ne söylediğin önemli.

Yeni bir medya mı kurulacak?
Evet. Türkiye’deki okura-izleyiciye ulaşmak istiyorum ve bunun olabileceğini gördüm burada.

Yurt dışından Türkiyeli okur ve izleyiciye yönelik bir medyanın altyapısı üzerine çalışıyorsun.
Evet. Özgür medyaya inanan insanlarla ne yapabiliriz diye konuşuyoruz.

‘Biz’ derken?
Meslektaşlar. Hem buradan hem Türkiye’den.

Biraz daha detay?
Daha çok yeni ama zaten daha geldiğim gün bu fikir vardı kafamda. Çünkü susamayız.

Dijital mi geleneksel mi?
Yok geleneksel değil, daha modern.

Çizgi?
Birkaç hassâsiyet var: Bir, tamamen bağımsız olması. İki, çok geniş bir tabana dayanması. Üç meslektaş dayanışması. Dört, Türkiye’de yazılamayan, söylenemeyen gerçeğin dile getirileceği bir ortamın yaratılması.

Gelir modeli kitlesel fonlama mı olacak?
Evet. Özgür medya için bu gerekli.

Bir takvim var mı?
En kısa zamanda. Buraya ofisten geliyorum, öyle söyleyeyim sana.

Son olarak Türkiye’ye bir mesaj göndermeni isteyeceğim. Çünkü sesin Türkiye’de boğuluyor ve insanlar geleceğe dair karamsar.
Bu umutsuzluğu üzerimizden atmamız lâzım. Biz şu anda kayıp görünüyoruz, kaybetmiş görünüyoruz, dağınık görünüyoruz ama aslında Türkiye’de demokrasiye-özgürlüklere inanan insanların müthiş bir gücü var. Ve Türkiye sürprizlerle dolu. Üç yıl önce hiçbirimiz o ağaçlar kesilmesin diye başlayan hareketin Türkiye tarihinin en büyük direniş hareketine dönüşeceğini öngöremedik. O insanlar uzaya gitmedi ve aynı potansiyel her gün var. Çok ağır bir baskı olduğu için, üzerlerine silah sıktıkları için o insanlar belki ürktü, belki bir süre sessiz kalmayı seçtiler ama oradalar. Darbe olacağını da kimse öngöremedi. Türkiye daha bin tane sürprize gebe. Bu yüzden ‘yolun sonuna geldik’, ‘artık dönüş yok’ diye düşünmememiz lâzım. Tersine biz bulduğumuz her duvara yazı yazacağız, bulduğumuz her meydanda ses vereceğiz, asla umudu kaybetmeyeceğiz ve bu işin üstesinden geleceğiz. Başka yolu yok.

Journo