Engin Cezzar’ın Ardından

engin cezzar 1959[Ayşe Emel Mesçi’nin geçen hafta kaybettiğimiz büyük usta Engin Cezzar’ın ardından Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı yazıyı paylaşıyoruz ]

Muhsin Ertuğrul, sadece modern Türk tiyatrosunun kurucusu değil, inanılmaz vizyon sahibi bir genç kuşak dostu ve eşine az rastlanır bir yetenek kâşifiydi. Tiyatroya bir şeyler katacağına inandığı genç sanatçıları mutlaka takip eder, bir olanak yaratıp yurtdışında eğitime gönderir veya yurtdışında eğitim görüp gelenlere yol açmaya çalışırdı. Çünkü kendinden korkusu yoktu, çünkü o gerçek bir memleket ve tiyatro sevdalısıydı, çünkü Türk tiyatrosunun sadece günü ile değil geleceği ile de meşguldü.

Onun destek verdiği gençler sonra iz bıraktılar tiyatroda, önemli katkılar yaptılar. Muhsin Hoca’nın gözlemlerini haklı çıkardılar. İlk aklıma gelen isimler Beklan Algan, Tunç Yalman, Engin Cezzar…

Tiyatronun altın çağı

Zeynep Oral 2 Şubat tarihli yazısında ABD’de tiyatro eğitimi görüp (Yale Drama Okulu, Actor’s Studio) tatil için Türkiye’ye gelen Engin Cezzar’ı kuzeni Leyla Gencer’in Muhsin Ertuğrul ile nasıl tanıştırdığını anlatmış. Sahne gözümde canlandı. Muhsin Hoca “Hamlet koyacağım, oynamak ister misin” diyor. “İsterim” cevabı gelince, “Hangi rolü istersin” diye soruyor. Cevap: “Hamlet.” Engin Cezzar daha 24 yaşında. Ve Muhsin Ertuğrul 24 yaşındaki delikanlıya o rolü veriyor, dünya tiyatrosu en genç Hamlet’ini, Türk tiyatrosu da Engin Cezzar’ı kazanıyor.

Sonra Engin Cezzar, Gülriz Sururi ile buluşuyor ve Türk tiyatrosunun “altın çağı” diyebileceğimiz 60’lı yıllara damgasını vuran bir özel tiyatro ve ömür boyu sürecek üretken, yaratıcı bir birliktelik doğuyor. Ne oyunlar yaptılar, ne ilklere imza attılar birlikte… Keşanlı Ali Destanı, Teneke, Midas’ın Kulakları, Kurban, Sokak Kızı İrma, saymakla bitmez…

Ne mutlu bana ki sahneye ilk adımlarımı attığım dönemde bu muhteşem ikili ile çalışma şansını yakaladım. Güngör Dilmen’in Türk tiyatrosuna armağanı olan “Kurban” ilk kez Gülriz Sururi- Engin Cezzar Tiyatrosu’nda sahneye konurken, Gülsüm rolü için beni seçmişler, bu önemli okulda çalışma şansı bulmuştum böylece.

Veda ilanı

Sevgili Gülriz, şu ömür denen yolda yarım asırdan uzun bir süreyi birlikte, el ele yürüdükleri Engin Cezzar için ölüm ilanı değil, “veda ilanı” yayımladı: “Dünyamızdaki yolculuğunu tamamladı. Dilediği gibi dün toprağa karıştı.”

Bu ilan beni Gülriz Sururi-Engin Cezzar ikilisinin belleğimdeki çeşitli görüntülerinden aldı, başka yerlere doğru sürükledi. Çünkü uzun bir süredir bu “veda duygusu”nu, büyük çilelerle, büyük bedeller pahasına kurulmuş, yaratılmış bir şeylere veda duygusunu yaşıyorum içimde.

“Vişne Bahçesi”nin finalinde ağaçlara inen baltalar ruhumu kanatıyor giderek. Muhsin Hoca’nın “gençleri” teker teker çekiliyorlar sahneden. Zaten bir devir de kapanıp gidiyor gibi.

Hiç değilse Çehov’da gidenin hüznü içinde geleceğe duyulan o umut, o iyimser bakış vardı. “Üç Kızkardeş”in finalinde Olga’nın dediği gibi: “Zaman geçecek, bizler de sonsuzca ayrılıp gideceğiz yaşamdan. Yüzlerimiz, seslerimiz, kaç kişi olduğumuz, hepsi unutulacak. Ama acılarımız, bizden sonra yaşayacaklar için sevince dönüşecek; mutluluk, dirlik, düzenlik egemen olacak dünyaya.”

Geleceğe bakmaya cesaret ettiğinizde böyle bir duygu kaplıyor mu içinizi?

Yakın tarihimizin en önemli tiyatrocularından birini uğurladık, aydınlığın her gün biraz daha azaldığı bir dönemde. Umarım çekilen acılar bir şeylere hizmet etmiştir, umarım bu çekilenler gelecek kuşaklar için sevince dönüşebilir. Işıklar içinde yat Engin Cezzar…

CUMHURİYET

Yorum


işlemi tamamlayınız: