Aşk Yakar! (Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını…)

Birgül Yeşiloğlu Güler

Güngör Dilmen’in “Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını” adlı oyunu 24 Ocak 2017 tarihinde Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda perde dedi. Reji Özer Tunca imzasını taşıyor… Tunca, metini sahneye müzikli oyun olarak aktarmış. Oyunu kurumlar arası dayanışma örneği olarak değerlendirmek de mümkün… Çünkü oyun Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu ile Büyükşehir Belediyesi Orkestra Şube Müdürlüğü’nün ortak bir çalışması olarak Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Osmangazi Salonu’nda seyircisine hoş geldin diyor…

Oyun,19. Yüzyılın sonlarında Aksaray’ın köhne bir mahallesinde geçer. Seyircilerin mahalle, kişiler ve olaylarla tanışması anlatıcı aracılığı başlıyor ve gelişiyor… Söz konusu bu mahalle aslında bildiğimiz mahallelerden pek de farklı değildir. Kapı önlerinde, pencere pervazlarında dedikodu yapmaya gönül vermiş ev kadınlarıyla, kıt kanaat geçinmeye çalışan esnaflar çok tanıdık ve bildik gelir bizlere… Bu bildik düzen mahalleye Mahitap Hatun’un taşınmasıyla bir anda değişir. Oyun da tam bu nokta da başlar… Bilindiği üzere o dönemlerde sarayda dokuz yıl çalışan cariyelere bir çeşit azat belgesi verilerek, çırağ edilirlermiş, bir başka söylemle saraydan gönderilirlermiş… Söz konusu bu cariyeler sahip oldukları ziynet eşyalarıyla birlikte sarayı terk eder ve kendilerine tahsis edilen konaklarda yaşamlarını sürdürürlermiş. Güngör Dilmen’in, “Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını” adlı oyunu da Mahitap Hatun’un çırağ edildikten sonraki hayatını eksen alır. Sıradan bir mahalleye yeni taşınan saraylı bir cariye mahallenin ilgi odağı oluveriyor bir anda… Mahitap Hatun saraydan niye çıkmıştır? Mahallede ne yapacaktır? Saraylı bir kadın nasıl yaşar? Ne yer, ne içer? Gibi benzeri soruların etrafında dönen dedikodu ve merak çemberine bir yenisi eklendiğini görürüz; acaba Mahitap Hatun’un gönlünde birisi var mıdır? Mahallenin mürekkep yalamış yarı aydınlarından diyebileceğimiz Firuz Bey, Mahitap Hatun’a eş aramaya başlar. Kısa bir zaman sonra Mahitap’la mahallenin genç kemancısı Artin arasında haber getirip götürerek ikisinin arasını yapar. Artin, müzisyenlikle geçimini sağlayan utangaç genç bir delikanlıdır. Yahudi’dir… Bu nedenle Mahitap’la evlenmesi için önce sünnet olması gerekmektedir. Gereği neyse onu yapar ve sünnet olur. Artin’in sünneti dinler arası hoşgörü ve etkileşimin bir yansıması olarak değerlendirilir metinde… Oyunun kahvehane sahnelerinde, Güngör Dilmen’in dönemin toplumsal ve ekonomik durumuna gönderme yaptığını ve seyirciyi bilgilendirmek istediğini söylemek mümkün…

Mahitap Hatun’un karakter çözümlemesine baktığımızda aşka önem veren, aşka bağımlı, hatta final de kendini, evini ve kocasını yakmayı düşünecek kadar aşkı patolojik sınırlarda yaşayan bir kadın olduğunu söylemek doğru olacaktır… Aşk Mahitap’ta öylesine saplantılı bir durumdur ki, finalde ölüme giderken bile sergilediği soğukkanlılığı bizi ürpertir, hatta korkutur. Finale doğru gelişen ölüm ve öldürme sahnesinde Mahitap’ın bir dizi ritüellerine tanık oluruz. Sandıktan en güzel elbisesini çıkarıp giyinen genç kadın, önce yardımcısını evine gönderir, sonra hamallara küfe küfe aldırdığı kömürleri evin içine yığdırdığını görürüz. Sarayın talimatıyla konaktan atılan Mahitap içine düştüğü ekonomik açmazdan dolayı kocasının kendinden uzaklaşmasına dayanamaz ve evi yakmaya karar verir. İçinde kendisi ve kocası da olacaktır. Bu yönelişle kömürlere döktüğü gaz yağıyla evi, kendini ve sevdiği adamı bir çırpıda ateşe verir. Anlatıcının finalde yaşanan olayların bir kurgu olmadığını, gerçek yaşamdan alınan bir hikâye olduğunu belirtmesine rağmen yangının çıkma nedeninin bilinmediğinin de altını çizer. İlki 1855’de, ikincisi 1873’de, üçüncüsü 1880’de, dördüncüsü 1890’da ve en sonuncusu 1911’de çıkan tarihi Aksaray yangınlarında çok sayıda konağın yandığı bilinmektedir. Aksaray yangınlarından esinlenen Güngör Dilmen “Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını” adlı oyununu “bir aşk yangını” olarak metinleştirdiğin, söyletir anlatıcısına…

Özer Tunca rejisini özellikle Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Osmangazi Sahnesi’nin büyüklüğü nedeniyle oluşan boşluk duygusunu kapatmaya yönelik değerlendirdiğimde işlevsel bulduğumu belirtmek isterim. Bursa’da yaşayanlar bilir; Merinos Kültür Merkezi Sahnesi oldukça büyük bir mekândır… Bu büyüklük seyircide ister istemez boşluk ve kaybolmuşluk duygusunu yaşatır. Özer Tunca gerek oyuncuların sahne içindeki matematiksel dağılımını, gerekse de dekorun göz doldurucu konumlandırmasını bu açıdan ustaca değerlendirmiş. Hele finaldeki yangın sahnesinde kullandığı yorum tam bir görsel şölen… Işık, kostüm ve hareketle yakaladığı yangın atmosferini o kadar ustaca kullanıyor ki koltuklarınızda kalakalıyorsunuz öylece…

Ancak belirtmem gerekir ki, bu başarılı rejiye maalesef dramaturgi yeterince hizmet edemiyor. Alt metin okumasında ‘budanabilir’ diye düşündüğüm pek çok sahnenin budanmadığını, asla ‘budanmamalı’ dediğim birkaç elzem durum ve repliğinde çıkarıldığını görmek tartışmaya açık bir değerlendirme olarak belleğimde yerini aldı bile… Özellikle Tulumbacılar ve mahalleli kadınların kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda daha ekonomik davranıp, kazanılacak zaman ve dinamizmin çabucak gelişen final için kullanılmasından yanayım.

Metnin uzunluğunu müzik, şarkı ve dansla eğlenceli hale getiren Özer Tunca’ya kostümlerin şıklığı ve cazibesi yardımcı oluyor. Kostümleri tasarlayan Tülay Kale’yi tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum… Gerek mahalleli kadınların, gerekse de tulumbacıların kostümlerini çok beğendiğimi belirtmem gerekiyor. Kalabalık kadrolu oyunlarda ana karakterleri iyi giydirmek, küçük rollerdeki oyuncuları geçiştirmek maalesef sıklıkla rastlanan bir durumdur. Ancak “Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını” oyunu için geçerli değil bu… Her rol için ayrı bir kostüm tasarlandığı ve makyajdan aksesuara kadar çok boyutlu bir çalışma planı oluşturulduğu açıkça anlaşılıyor…

Şarkı ve dansların rejiden bağımsız olmaması, hatta tıpkı gölge bir metin gibi oyuncuları desteklemesi gözlerden ve kulaklardan kaçmıyor. Bu noktada da şarkı sözleri için Özer Tunca’yı kutlamak isterim… Çünkü şarkı sözlerinin tamamını kendisi yazmış ve açıkçası çok da iyi bir iş çıkarmış… Meltem Yorulmaz’ın dans koreografisinde eğlenceyi ön planda tuttuğunu, bu yönelişle seyirciyi yakaladığını söylemek mümkün… Sadece tulumbacıların danslarında uzun boylu oyuncuların önlerde konumlandırıldığını, bu nedenle daha kısa boylu aktörlerin maalesef markelendiğine dikkat çekmek isterim. Dansların keyifle oynandığını ve neşe enerjisinin salona geçtiğini söylemek doğru olacak. Dekor tasarım Ethem Özbora’ya ait… Arka plana konumlandırılmış ahşap konakların büyüklükleri düşünüldüğünde işlevsel ve sağlam bir dekor uygulaması yapıldığı görülmekte… 19. Yüzyıla ait cumbalı evler ve evlerden sarkan kadınlar dekorun bir parçası gibi betimliyor bellekleri…

Oyunculuğa gelince Mahitap rolündeki Didem Han Liman saraydan çıkma genç bir cariyeyi yaşatma konusunda beden dili ve duruş açısından oldukça başarılı… Liman’ın salonun çok büyük olması ve neredeyse tüm sahnelerinin arka lokasyonda geçmesi nedeniyle sesini seyirciye duyurmakta zorlandığını gördüm. Yönetmen Özer Tunca’nın bu noktada genç aktriste biraz daha yardımcı olabileceğini, örneğin arka plandaki bazı sahnelerin ön tarafa çekilebileceği düşüncesindeyim. Kaldı ki Özer Tunca bu sihirli dokunuşu kolaylıkla yapabilecek donanım ve ustalıkta bir yönetmendir. Didem Han Liman’ın bu fiziksel zorluklara rağmen elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını ve rolünün hakkını vermek için yüksek bir performans sergilediğine tanık oldum.

Bursa Büyükşehir Tiyatrosu’nun diğer oyunlarında da yakından takip ettiğim ve genellikle oyunculuk yeteneğini çıtanın bir tık üstünde bulduğum Altuğ Görgülü bu oyunda da beni yanıltmadı… Oyunun lokomotif oyuncularından biriydi demek fazlasıyla adil bir söylem olacaktır. Oyunu ön sıralardan seyreden bir seyirci olarak belirtmeliyim ki, oyun boyunca küçük bir detay istemesem bile beni oyalayıp durdu iki perde boyunca…O da usta oyuncunun yeni aldığını düşündüğüm ayakkabısının altındaki etiketin hala duruyor olması…Tiyatro sanatının tartışılmaz büyüsü de burada başlıyor galiba… Her şey kanlı ve canlı olarak gözünüzün önünde gerçekleşiyor.

Merzuka rolündeki Nihal Türksever Erten’in mimiklerini kullanma konusundaki başarısı alkışa değer… Bir süredir üzerinde düşündüğüm bir konudur bu… Bilindiği üzere sahne makyajının dozu çok önemlidir. Özellikle ışığın yetersiz olduğu durumlarda çoğu zaman oyuncunun mimiğini okumakta zorlanır seyirci… Rolü gereği yoğun bir makyaj kullanan ama buna rağmen mimiklerini bir kez es çekmeyen aktristi kutluyorum tekrar… Bohçacı rolündeki Müge Açık düşünenler’in tipolojisini rolüne iyi aktardığını ve sayılı replikleri olmasına rağmen oyunda etkin olduğunu düşünüyorum.

Kanımca oyunun iki görünmeyen kahramanı var. Bunların biri tulumbacılar, diğeri ise mahalleli kadınlar… Kalabalık oyuncu kadrosuyla sahnede bulunan bu iki oyuncu topluluğu tüm oyun boyunca tek vücut olmayı kusursuz bir biçimde başardılar. Bu gençlere bakıp da tiyatromuz adına umutlanmamak mümkün değil… Repliklerinin olmadığı sahnelerde bile, akıştan kopmayan, tıpkı bir futbol takımı gibi birbirini kollayan ve enerjilerini bütüne yayan bu genç kadroyu tek tek kutluyorum. İyi ki varlar ve hep de var olsunlar…

Nefes almaya fazlasıyla ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde sanatla nefes almak isteyenleri Özer Tunca rejisiyle seyrettiğim “Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını” adlı oyununa çağırıyorum. Gülmeye hasret kaldığımız bu günlerde gelin tiyatroyla gülelim istiyorum… Daha da önemlisi umuda ihtiyacımız olan bu günlerde, gelin umutlarımız alkışlarımız olsun diyorum… Uzun lafın kısası iyi seyirler olsun efendim, seyredenlere ve seyredecek olanlara…

Kadro:

Yazar              Güngör Dilmen

Yönetmen       Özer Tunca

Dekor              Ethem Özbora,

Kostüm           Tülay Kale

Müzik             Kemal Günüç

Dans               Meltem Yorulmaz

Dramaturji      Ruteba Doğan

Şan                  Serkan Kocedere

Şarkı Sözleri   Özer Tunca

Yrd. Yönetmen Nilgün Türksever Görgü, Günay Yunus Güney

Reji Asistanı      Erkan Yılmaz

Işık Kumanda                Haluk Sayılır, Serdar Solum

Ses Kumanda    Özcan Tütüncü, İbrahim Duman

Sahne Amiri     Gürkan Sargın, Uğur Çakmak

Oynayanlar:

Mahitap          Didem Hun Liman

Artin               Hakan Onat Peynirci

Firuz Bey        Altuğ Görgü

Merzuka          Nihal Türksever Erten

Bohçac            Müge Açıkdüşünenler

 Abidin           Oğuzhan Ayaz

Şekerci-Bozacı; İlke Özkaya

Meyhaneci-Bekçi-Sünnetçi; Kutlay Akbal

Kahveci-İmam-Gazeteci; Erkan Yılmaz

Tulumbacılar;  Uğur Serener, Serdar Soyer, Sergen Bölük, Fırat Üste, Volkan Yıldız, Faruk Oğur

Mahalleliler; Mehmet Ali Açıl, Ebru Serener Ergüç, Seçil Girgin Serener, Didem Akın, Duygu Nur Gücenmez, Tuba Bayram Böbek, Işıl Keskin Peynirci, Yüksel Hakverdi, Burcu Sarıgül, Tuğçe Şener, Yasemin Çıtak

Orkestra; Ud Ömer Göktepeliler, Klarinet Tümay Sarıgül, Kanun Serkan Kiviz, Keman Şahin Özçelik, Darbuka Okan Turna, Def-Trompet İsmet Davulcu



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: