“Herkes Kendi Rolüne Sahip Çıksın”

Hayatı anlamlandırmayı “iherkes-kendi-rolune-sahip-ciksin-286760-5nsan” üzerinden seçenler için çok uzak değildir transeksüellerin hikâyeleri. Onların edebiyat metinleri, tiyatro sahneleri, akademik araştırmalar veya medya/basındaki temsillerinin toplumun genelinde yaratabileceği farkındalık sebebiyle önemli olduğu konusunda hemfikirizdir.

Ankara Cermodern’de izlediğim, Çiyil Kurtuluş’un yazdığı, Ebru Nihal Celkan’ın yönettiği buluTiyatro’nun “Biraz Sen, Biraz Ben” oyunu, LGBTİ ve kadın odaklı, bu durumun çok da “içinden”. Bu vurguyla kastım, oyunun hem LGBTİ hem de kadın odağında kimi zaman gülümsetse de hikâyenin derinlerine gidildikçe barındırdığı hüzün ve umudun sahici ve samimi olduğunu hissettirmesinden kaynaklanıyor.

Oyunda üç ayrı karakter, üç ayrı hikâye ve üç ayrı mekânın aynı sahnede birbiriyle kesiştiğini görüyoruz. Handan Kulaksız (Ayça Damgacı), Buse (Nuri Harun Ateş) ve Melek’in (Yeliz Demir) taşıyageldikleri yükler, birbirlerinin hayatlarına dokunuyor. Buse’nin sahneye “Ben Yalnızım” şarkısını söyleyerek gelmesi, oyunun yalnızlık üzerinden gideceğini işaret ediyor.

Handan, 40’lı yaşlarında, iyi eğitim almış, iyi bir işi olan, kimi zaman hikâyeler yazan, belli ki üst sınıftan bir kadın. Nişanlısını çocuk sahibi olmak, “aile” kurmak için son şansı olarak görüyor ve adamın onun üzerindeki ekonomik çıkarlarına razıyken onu başka bir kadınla -her detayını kendi tasarladığı evde- yakaladığında öldürüyor. Handan’a çok benzettiği ablası ve kendi yaşadıklarını anlattığında Buse’nin baskıcı ve erkek egemen ailesi tarafından ötelendiği anlaşılıyor, bankın birinde oturan bir kadınla arkadaş olabilmek istiyor ve tiyatro oyuncusu olmayı hayal ediyor. Toplumun -dolayısıyla kendinin- kutsadığına ulaşmak için çabalayan ve bu kutsal tarafından yıkıma uğramış iki karakter, deniz kenarında karşılaşıyorlar. Ölüm ve hayat ekseninde geçen diyaloglar, bana “Gecenin Öteki Yüzü”nde Zuhal Olcay ve Müşfik Kenter’in çok bilinen o sahnesini hatırlattı.

Handan’ın, kafasındaki stereotipik transeksüel imgeyi yansıtmaktan çekinmeyerek, bir taraftan da burjuva nezaketinden uzaklaşmamaya gayret ederek Buse’yle yakınlaşmaktan kaçınması, kendini onun evinde bulmasıyla sonlanıyor. Buse’nin ev arkadaşı olan Melek ise bir seks işçisi… Oyunda Buse’nin Melek ve Handan’la kurduğu iki ilişkiyi ve bu ilişkilerin sosyolojik temellerini görüyoruz.

Ritüelleştirilen gündelik işler

Buse, ev işlerini hiç bilmediği anlaşılan Handan’ın aksine, masayı hazırlamak veya Handan’ın yırtılan eteğini dikmek için iğneye iplik takmak gibi işleri ritüelleştirerek yapıyor. Onun evine gelen, derdini dinlemeye ve derdine ortak olmaya çalıştığı Handan ise kendisinin “gerçek bir kadın” olduğunu vurgularken onu incitmekten hiç çekinmiyor. Buse’nin buna cevabı ise Simone de Beauvoir’dan bir cümle oluyor: “Kadın doğulmaz, kadın olunur; bir kitapta okumuştum.”

Yazının devamını okumak için tıklayınız. 

Birgün