Kadın ve Erkeğin Hikâyesi “Bir Daha” Sahnelendi

[Serpil Çakar’ın Theodoros Terzopolous ile yaptığı, Birgün gazesinde yer alan söyleşiyi okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Terzopolous: “Hayatın amacı kayboldu. Sanatın amacı kayboldu. Oyuncunun amacı kayboldu. Sahneye epik boyutu geri kazandırmalıyız”

Küresel sermayenin çıktısı olan popülizme ve ticari olana yenik düşen tiyatroyu karşısına alan Theodoros Terzopolous, ülkemizde üçüncü kez seyirci ile buluşuyor. Daha önce Euripides’in Herakles’in Çılgınlığı ve Zincire Vurulmuş Prometheus ile izlediğimiz Terzopolous bu kez son eseri Bir Daha / Encore ile İstanbul Tiyatro Festivali’nde. Dünya tiyatro tarihine imza atan Terzopolous, Alarme ile başlayıp Amor ile devam eden üçlemenin son halkası olan “Bir Daha” oyunu 14- 15 Kasım tarihlerinde Moda Sahnesi’nde seyirici ile buluştu. Başrollerinde Attis Tiyatrosu’nun iki eşsiz oyuncusu Sophia Hill ve Antonis Myriagkos’un yer aldığı oyunda oyuncular, ellerinde tuttukları ve oyun ilerledikçe doğal uzantıları haline gelen devasa usturalarla etkileyici bir performans gerçekleştirdi. Oyunların gücünü sadece kelimelerin anlamlarında değil, onların sahip olduğu enerjide arayan Terzopoulos ile bir araya gelerek, günümüzdeki tiyatro anlayışından, neye karşı olduğundan, yönteminden, peşine düştüğü Dionysos’tan bahsettik.

Antik Yunan oyunları başta olmak üzere, çağdaş metinleri yeniden yorumluyor, kendi yönteminizle yoğrulmuş oyunlar yazıyor ve tüm bunları yaparken Dionysos’u arıyorsunuz. Yunan tanrısı/tanrıçası olan Dionysos’u ararken, aslında neye ulaşmaya çalışıyorsunuz?

Ben ne zaman bir tragedya izlesem, hep bir şeylerin eksik olduğunu görüyordum. Geçtiğimiz yıllarda oyuncu kayboldu, sahnede patosun yani enerjinin yerini mantık aldı. Enerjinin oyuncunun bedenine, sesine kattığı boyutlar kayboldu. Artık daha çok ticari etkiler altında kalan oyunlar sergilenmeye başlandı. Ben de bu koşullardan çıkmak için Dionysos’un, yani içgüdünün peşine düşmeye, onu araştırmaya karar verdim. Dionysos bize enerji verir. Bizim şu an tekrar Dionysos’a ihtiyacımız var, tiyatronun tanrısı. Sadece sahnede değil, hayatta ihtiyacımız var.

Neden hayatımızda böyle bir enerjiye ihtiyacımız var? Nasıl bir enerjiden bahsediyorsunuz?

Çünkü sürekli bir kriz içindeyiz. Toplumsal, ekonomik, politik olarak bir sürü krizler yaşıyoruz. Kriz demek, yoksulluk demektir. Yoksulluk ise pasiflik getirir. Pasiflik ise, gereksiz bir sürü durum yaratır. Bu ise bizi insanlıktan çıkartır. Bir sürü insanlık dışı durumla karşılaşıyoruz, ailemizde, sokakta, işimizde. Bir sürü kötü hikaye duyuyoruz. Hayatın amacı kayboldu. Sanatın amacı kayboldu. Oyuncunun amacı kayboldu. Bunları ‘amaç’ doğrultusunda yeniden yapılandırmalıyız. Sahneye epik boyutu geri kazandırmalıyız. Epik boyutu daha fazla aktive etmeli, daha çok işlemeli, gelecekte daha çok kullanmalıyız. Eski geleneksel kökleri bulmalı, onlara saygı göstermeli ve onların materyallerini tekrar kullanmalıyız. Tiyatro sanatının ilkeleri, köklerinden edildi; yerlerini, gündelik olanı ve unutuşu besleyen başka ilkeler aldı. Pek çok ulusal tiyatro, festival ve akademi bu eğilimi gösteriyor.

Hep söylediğim gibi, kökler çok önemli. Bunlar bizi Dionysos’a götürür. Onu sahnede gördüğümüzde, gözüne baktığımızda konuşma başlar. Karşılıklı konuşmadan yani diyalogdan bahsediyorum. Çünkü şimdi diyalog yok, herkes yalnız, herkes kendisiyle ilgileniyor, herkes sadece kendisiyle konuşuyor. Bakmadan, görmeden, dinlemeden, konuşmadan bir enerji kullanılıyor. Durum böyleyken, Dionysos sadece tiyatro için değil, genel olarak herkes için gerekli.

İnsanlar enerjilerini yükseltmek için farklı yöntemler deniyor, Tai chi, yoga ya da birtakım ritüellerle bunun peşine düşüyorlar

Tai Chi farklıdır, yoga ise ilginçtir. Demek istediğim bu tip bir enerji değil. Yoga, meditasyon insanı gevşetir. Bizim tam tersine ihtiyacımız var. Dionysos ise büyük bir enerji getirir, onu aktive etmek gerekir. Toplumun enerjisinin aktive edilmesi gerekiyor. Eğer bütün hayatınızı yoga ya da meditasyon yaparak geçirirseniz o zaman toplumsal bir kritik yapmaktan uzak kalabilirsiniz ya da politik bir görüşünüz olmaz. Mistik beklentiler içine girip, tanrıyı beklemeye başlarsınız. Onun yaptıklarını anlamaya, anlamlar çıkarmaya çalışırsınız. Hayır benim bahsettiğim bu değil, tartışmalıyız, tanrıyla bile tartışma yaratmamız gerekiyor.

Üçlemeleri daha çok kitaplarda ya da sinema filmlerinde görmeye alışkınız. Çıkış fikri nedir?

Üçlemenin ana fikri, çatışma sorunsalını ele almak idi. ‘Alarme’ de devlet güçlerin çatışması var. ‘Amor’da ise, toplumsal çatışma var. ‘Son Kaçış’da ise kadın ve erkek çatışmasını ele aldım. Bu arketipsel bir çatışmadır. Sadece kadın ve erkekten fazla, iki kişi arasında hatta benim ile benim aramda olan bir çatışmadır. Eğer ben kendimin arkadaşı değilsem, kimsenin arkadaşı olamam. Eğer kendimle sorunlarım varsa, toplumla da sorunlarım vardır. Diğer kişi benim aynamdır. Burada kazanan ve mağdur diye bir şey diyemeyiz, her iki taraf da mağdurdur. Problem her zaman sadece toplumda değildir. Biz toplumun içinde kendi sorunlarımıza bakmalıyız. İşte bu yüzden eğer kendi sorunlarımızı çözebilirsek, başkalarıyla olan sorunlarımızı da çözmüş oluruz. Eğer başkaları tarafından bakabilirsek, öteki olanı anlayabilirsek, onların farklılıklarını da anlayabiliriz. Çünkü şu an toplumda eğer sen ötekiysen, düşmansın. Böyle bir durumda ne eşitlik var, ne konuşma var, ne diyalog var, ne de diyalekt var. Bu tıpkı bir oyun gibi. Hiç kimse gerçeğin ne olduğunu sormuyor.

Dünyanın her yerinde yönettiğiniz oyunlar farklı içeriklerle oynanıyor. Bir daha için de böyle bir durum söz konusu mu?

Hayır bu kültürden, ülkelerden etkilenmiyor. Bu kadın ve erkeğin hikayesi. Kadın ve erkeğin modern zamandaki hali. Bunun bir ülkesi yok. Herkes için aynı. İnsan doğal olarak şunu sorar; insan ne demek? İnsan olmak ne demek? Bunlar arketipsel sorulardır. Ben kimim? Biz kimiz? Eğer insanlar gerçekten birbirlerini anlayamaya başlayınca, anında bedenlerin sınırları açılmaya başlıyor. Daha sonra bilinmeyen bir yere doğru geçerler, bu yabancı biyolojik bir alan açılıktır. Bu yerde, bu boşlukta kadın ve erkek arkadaş olmalıdır. Ama biz o kapıları kapattık. Artık her şey kafada gerçekleşiyor. Artık her şey çok akıl ve mantık çerçevesinde yaşanıyor. Hatta daha ticari yaşanıyor.

Yakın bir zamanda burada bir oyun yönetecek misiniz? Türkiye ile ilgili yakın dönem planlar var mı?

Burada bir oyun yönetme gibi bir durum yok. Yakın dönem içinse hiç bir şey net değil ama belki ‘Alarme’ ile oyunla gelebiliriz.

Bir çok kişi sizin de workshop yapmanızı bekliyordu.

Ah evet. Bu planlar içinde ama dediğim gibi hiçbir şey net değil. Gençler için atölye yapmamız gerek. Bu çok önemli özellikle gençler için. Eğitim çok önemli.

Birgün