Performans Sanatı Bizi İyileştiriyor

[Deniz Ülkütekin’in performans sanatçısı Ayça Ceylan ile yaptığı ve Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan söyleşiyi okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Güncel sanat içinde bambaşka bir disiplin performans sanatı. İzleyici ile birebir etkileşim imkânı sunan doğası sayesinde izleyen – izlenen arasındaki sınırları bulanıklaştıran bir yapıya sahip olan bu disiplinde son dönemde öne çıkan isimlerden birisi Ayça Ceylan. Henüz 28 yaşında olmasına karşın uluslararası alanda dikkat çeken çalışmalara imza attı. 2018’de de oldukça yoğun bir takvimi var. Ceylan, etkinlikleri öncesinde bize hem performans sanatını anlattı, hem de kişisel kariyeriyle ilgili bilgiler verdi.

Performans sanatıyla ilgilenmeye nasıl başladınız?

Çocukluğumdan beri farklı disiplinlerin birbirleri ile olan etkileşimlerine hayran olmuşumdur. Üniversite eğitimimim ilk yıllarında 10 sene kadar etkileşimde bulunduğum baleyi, fizik bilimi ile etkileştirip bedenin mekânla olan ilişkisi üzerine odaklanıyordum. Tabii şunu da eklemek de fayda var o zamanlarda makina mühendisliği bölümündeydim. Sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne Sanatları alanında eğitime devam ettim. Dans, psikoloji, fizik, edebiyat ve fotoğraf gibi alanlar otobiyografik belleğimin kendini ifade etmesi için bir ev oluşturdu.

Türkiye’de performans sanatında geçen yılla birlikte ivme yakalandı. Sizce hem kişisel hem de genel anlamda bu ivmenin sebebi nedir?

Performans sanatının daha görünür olması için kurulan bağımsız yapılar, çeşitli kurumların bünyelerinde performans sanatına yer verme isteği, MoMA, TATE gibi sanat kurumlarının performans departmanlarının kurulması tabii ki bu hareketliliğin birkaç nedeni olarak sayılabilir. Ancak performans sanatı alanındaki üretim ivmesine bakınca, bence toplumsal olarak yaşanan maddi ve manevi büyük ölçekli kayıplar sanatçıları bu alanda üretimler yapmaya sevk ediyor. Şöyle düşünebiliriz, hayatta olduğumuzu ifade edebilmemiz için bir bedene ihtiyacımız var ve bu beden eşyalarını, evini, şehrini, ülkesini de değiştirse her zaman üretebilmek için bizim yanımızda. İşte performans sanatı tam burada bizim imdadımıza koşup, bizleri iyileştiriyor.

Performans sanatını, tiyatro ve dans gibi sahne sanatı disiplinlerinden ayıran farklar nelerdir?

Bu oldukça uzun tartışmaları beraberinde getiren bir soru. Kısaca şöyle diyebilirim; performans sanatının da sahne sanatlarının da beden, mekan, zaman, izleyen-izlenilen olmazsa olmazları. Ancak performans sanatı alanında üretilen bir performans anbean ne yapılacağını içeren bir yapıya sahip olmamalı. Olabildiğince yapısı esnek bir biçimde inşa edip izleyici ve izlenilen rollerini değişime açarak an ile etkileşimi arttırmalı.

İşlerinizde hangi kaynakları referans alıyorsunuz?

Ben dans, psikoloji ve fizik disiplinlerinden destek alarak algılama biçimlerimiz üzerine çalışıyorum. Derdim benlik değiş-tokuşlarımız ve bunların kişisel onarım sürecimizde belleğimizi nasıl şekillendirdiği. Yaptığım atölyeler ve performanslar, kendimi onarmamı destekleyen aile bireyleri olarak da tanımlanabilir. Bu aile bireylerini pagan ritüelleri, ikonografi, dans ve hareket terapisindeki yaklaşımlardan oluşturduğum bir yöntemle yaşamda tutuyorum. Otobiyografik hikâyelerden ortaya çıkan küçük şeylere odaklanmayı çok değerli buluyorum. Çünkü kendimizi onardıkça her şeyle ilişkilenme şeklimiz de onarılmaya başlıyor; belki de hakikat, küçük diye tanımladıklarımızın içinde…

Performans sanatçıları için, işin ekonomi boyutu nasıl işliyor?

Performanslarım için hem sanatçı ücreti hem de malzeme sponsorluğu alıyorum. Aynı zamanda performans belgelerim çeşitli koleksiyonlarda bulunuyor.

İstanbul, Tahran, New York…

2018’de yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda bireysel projeniz var. Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Bu yıl benim için epey hareketli olacak. Ocak sonunda Endless Art Hotel’de bir performansla yıla başlıyorum. Yine ocak sonunda aynı mekânda, havuzda gerçekleşecek bir bellek atölyesine başlıyorum. Şubatta panel, performans gecesi ve bir performatif defile, martta ise Tahran’a yolculuk var, Tahran Çağdaş Sanatlar Müzesi’nde bir performans yapacağım. Mayıs ayında ise Antonina Sanat Galerisi’nde İstanbul Sahilleri ve kadınlık üzerine bir performansım olacak, yaz da pek seyahatli Lizbon, Bodrum, İstanbul. Bir de beni çok çok sevindiren bir misafir sanatçı programına davet aldım. Kasımda New York’ta olacağım. Ve tüm bunlara eşlik eden performans sanatı üzerine yazdığım tezim, “90’lardan günümüze Türkiye’de performans sanatında kurumsal arşiv problemi”. Umuyorum birkaç seneye tezin bir arşiv sergisini yapacağım. Öte yandan, geçen sene düzenlemeye başladığım “Nasıl bir şey bu performans sanatı” isimli atölyem yıl boyu farklı mekân işbirlikleriyle devam edecek.

BiP (bodyinperform) isimli bir performans sanatı platformu da kurdunuz. Yapıda ne gibi işbirlikleriniz
olacak?

BiP, performans sanatçılarını, küratörlerini, araştırmacıları ve izleyiciyi bir araya getirerek performans sanatı alanındaki üretimlerin çeşitliliğini artırmak ve performans kuramının tartışılmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. 5 bölümü mevcut, BİPperformans, BİPatölye, BİPkonuşma, BİPsergi ve BİPfilm. Tüm bu bölümler için açık çağrıyla ve benim her yıl belirlenen kavramsal temayla ilişkili kişileri veya grupları davet ettiğim etkinlikler olacak. Bu yılki temamız “Beni ait olduğum eve götür!” Şubat ayı içerisinde bir performans gecesi ve arşiv olarak beden isimli bir panel gerçekleşecek STUDIO-X Istanbul’da. Aynı zamanda şubat ayı başında reflect isimli giyim markasıyla ile Bomontiada’da gerçekleşecek performatif bir defile hazırlıyoruz.

Cumhuriyet