Savaşsızlığın ve Kurşun Geçirmeyen Umudun Adı: Barış

(İsmail AFACAN’ın Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan yönetmen Güray DİNÇOL’la yaptığı söyleşisini paylaşıyoruz.)

‘Barış’ komedya ile tragedya arasındaki sınırda yeniden üretiliyor. Dışkıyla çalışan Osurgan, tanrılar katına yolculuğa çıkarıyor izleyenleri.

2500 yıl öncesinden bir ses, Aristophanes’ten bugüne bir özlem. Farklı koşullar, ortak bir talep… Talep edenler değişse de?  Antik günlerden bu yana savaşsızlığın, kurşun geçirmeyen umudun adını hatırlamak. Ne güzel savaşın kutsandığı şu günlerde. Tiyatro sahnesinde de olsa yenilirken bile “biz denedik, yine deneriz” diyenlerin sesini duymak. Altıdan Sonra Tiyatro imzası taşıyan, Kumbaracı50’de sahnelenen; Volkan Çıkıntoğlu’nun uyarladığı, Güray Dinçol’un yönettiği “Barış” oyununda.

Oyunda çok çok eski zamanlara gidiyoruz. Bir zaman yolculuğu eşliğinde. MÖ 400’lü yıllardayız. Çok tanrılı, bol savaşlı… Aristophanes’ten barışın hikayesini dinliyoruz. Sanki bugünlerden bahsediyor Aristophanes… Bir burukluk kaplıyor insana. 2 bin 500 yıl boyunca neden Barış’ı getiremediğimizi sorguluyoruz. Ama Becket’in sözünü kulağımıza küpe ederek: “Yenil, yine yenil, daha iyi yenil”…

“Barış” oyununun  Altıdan Sonra Tiyatro uyarlamasında tiyatro tarihinin yapı taşlarından bir komedya bugünün aklı, melankolisi, mizahı ve sahneleme biçimiyle yeniden üretiliyor. Ceyda Akel, Çiğdem Aygün, Damla Aydın, Dilan Parlak, Ladin Avşar, Meriç Rakalar, Mert Denizmen ve Tolga Bayraklı göz dolduran oyunculuklarıyla… Tragedya ve komedya arasındaki sınırda, clown, grotesk ve absürt biçimlerin bir araya geldiği kendine has masalsı ve renkli bir komediyle…

“Barış” oyununun provaları öncesinde Yönetmen Güray Dinçol’la sohbet ettik. Antik dönemleri, barışı, tanrıları, mitolojiyi ve bugünü konuştuk… Tiyatronun fikir yürütme arenası olduğunu söyleyen Dinçol “Net verilmiş cevaplarımız olsa tiyatro yapmaya ihtiyaç hissetmezdik. Bu meseleyi seyircinin önünde tartışmak derdindeyiz. Oynarken ve oynadıkça düşüncelerimiz değişiyor umarım seyircilerin de değişir.” dedi. Söz “Barış”ta ve yönetmeninde…

2 bin 500 yıl önce yazılan bir tiyatro oyunu “Barış”… Bugünlere yabancı olmayan bir konu… Neler söylemek istersiniz?

Bu oyunun yazıldığı dönem 30 yıl savaşları denen bir savaşın artık halkı bezdirdiği ve sonuna yaklaşıldığı yıllara denk gelir. Aristophanes savaşa yeter artık der ve o dönemin yöneticilerini uyarmak için ortaya çıkar. Halkın diliyle ve eğlencesiyle…

Oyunda kölelerin varlığına dair ikircikli bir durum görülüyor. Kölelik sistemini kabul eden  bir yazar var karşımızda. Köleler oyun içinde o barış söylemini aslında çoğaltması gerekirken barışı getirecek adama karşı çıkan, onunla dalga geçen insanlar pozisyondalar.

O dönemin yazılış gerçekliğiyle bu dönemin algılayışı arasında büyük bir farklılık var. O dönem oyunun yazılış şartları, bizim bugün barış sözcüğünden anladığımız koşullar, bugün oyundaki sahneleme tercihimiz arasında farklar var.

Ne gibi  farklılıklar var?

Biz daha çok başkahramana odaklandık. Aristophanes ise daha çok barış kavramına odaklanıyor. Bereketle, tarımla, toprakla aslında doğayla olan barışın (O dönemin felsefi anlayışından kaynaklı) geleceğini düşünüyor. Bizse barışın insanla bireyle sonrasında toplumla geleceğine inanıyoruz. Temelde böyle farklı bir yaklaşımımız var.

Bizim uyarlamamızda ilhamı ve motifi kölelerden alıyoruz. Oyunun kurucusu koro diye adlandırdığımız ekip aslında… Kahramanı kahraman yapan… Biz onlara köle demedik çünkü onlar tam olarak köle değiller. Köle de onların oynadığı herhangi bir rol. Esasen halk diyebiliriz. Son kertede barışı getirecek tüm koşulları yaratan tam da “o halk…’’ Aslında oyun iki karakterle oynanıyor: Ana kahramanımız ve koro… Benim için kıymetli olan karakter koro… Bu metinde ekibin ortak aklı var.

Oyunda mitolojik hikayelerle karşılaşıyoruz. Oyundaki kahramanın tanrılar katına ulaşmak için kullandığı araç: Osurgan… İlginçtir bokla çalışan bir araç…

Osurgan bazı mitolojik hikayelerde ve Ezop’un masallarında geçen bir böcek. Tanrılar katına bir tek o ulaşabilmiş. Aristophanes bir komedya yazarı olduğu için dönem tiyatrosunu tersine çeviriyor. Normalde tanrılar yukarıdan inerken, bokla beslenen bir hayvanı yukarı çıkartıyor. Hatta ilginç bir anekdot da var. Dönem tiyatrolarında tanrıların inişini sağlayan bir asansörde bulunur. Aristophanes o asansörü tersine kullanıyor. Normalde tanrıyı oynayan karakterler tepeden inerken ilk defa Aristophanes bu oyunda bir oyun kişisini yukarı çıkarıyor.

TANRISALLIĞI ALTÜST EDİYOR

Bir mesaj veriyor sanki…

Bir arkadaşımız gelmişti provalar sırasında dönem tiyatrosu üzerine çalışırken… Antik tiyatrolarda kaba güldürünün yoğun olduğu, sıçıp boklarını sahneye atan bir seyirci dünyası var. İnsanın bokuyla beslenen bir hayvanı tanrılar katına çıkarmak, tanrıları tanrılar katından indirip insanla karşılaştırmak… Çok ironik… Tanrısallığı altüst ediyor sanki. Tam bir tiyatro anarşisti.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.