Tiyatroadam’da Sezonun İki Yeni Oyunu

[Erdoğan Mitrani’nin Şalom‘da yayınlanan yazısının bir bölümünü okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Ünlü sinema ve televizyon adamı yazar-yönetmen Serdar Akar’ın, çektiği bir dizide oynayan ve kendi tiyatrolarını oluşturmak isteyen konservatuvar mezunu bir grup öğrencinin çabalarını destekleyerek 2007’de, süpervizörlüğünü yaparak kurulmasına önayak olduğu, Tiyatroadam, 12. sezonuna biri uyarlama, diğeri özgün iki yerli oyunla giriyor.

Çok iyi bildiğimiz, değişik yorumlarını defalarca izlediğimiz oyunlarda bile yepyeni bir solukla farklı derinlikler keşfetmeyi, beklenmedik heyecanlar yaratmayı bilen tiyatroadam, bu kez Nikolay Vasilyeviç Gogol’un 1836 yılında yayınlanan ve sahnelenen ünlü komedisi “Müfettiş”e el atıyor.

Girişte iki yerli oyundan söz ettim. Oğuz Utku GüneşIrmak Bahçeci ve Ayşe Ayter’in ‘Teftişör adıyla yaptıkları uyarlama, Gogol’un metnini ana hatlarıyla izlese de, çarlık yönetiminin çürümüş, kokuşmuş, çirkefe bulaşmış yozlaşmışlığının, halkından kopuk iktidarının çirkin yüzünün, taşra bürokrasisinin aymazlıklarının eleştirisini aşan, mizah ve ironinin giderek sertleştiği, güncelleşmiş temalarıyla hem evrensel hem de olabildiğince bizden bir distopik komedya olmuş.

Tanıtımlarında öyküyü öyle güzel anlatıyorlar ki sözü onlara vermek daha keyifli olacak:

“Zaman çizelgesinde askıda bir yer küre… Kavramların, dillerin, sınırların ve ulusların birbirine geçtiği bulaşık bir distopya, Tüm kürenin uyum sağladığı Bulaşık Uluslar Meclisi; kısaca BUM’un  teftişi altında uyumsuz bir ülke… Bu üçüncü distopya ülkesinin “Başımızı” ve Makamları, Bulaşık Krallık’tan kimliği gizli bir NewLondonlı’nın kente geldiği istihbaratıyla sarsılırlar. Bulaşık bir otelde konakladığını öğrendikleri BUM Teftişör’ünü her şeyin yörüngesinde gittiğine ikna etmek için harekâta geçerler…

Peki acaba; Gogol Search’de “var bile olmayan”, kendine Yürüyen Çiçek diyen ve ‘Karıncası’ ile aynı odada kalan bu adam olağan bir ademoğlu mudur; yoksa içten kaynamalı bu plaj topu ülkesini gerçekten de BUM’layacak olan üst düzey bir Teftişör mü?” “Kim bilir? Gogol bilir.”

Gizem Erdem’in hareket düzenini ve koreografisini, Ayşe Ayter’in ışık tasarımını ve yönetmen yardımcılığını, Makbule Mercan’ın kostüm ve dekor tasarımını, Irmak Bahçeci’nin dramaturjisini üstlendiği bu ‘Teftişör’ü yöneten Oğuz Utku Güneş, oyunu zaman ve mekânın dışında uçuk kaçık, kıpır kıpır bir güldürü olarak sahneliyor.

Oyun ortada, çift halkadan oluşan, her türlü devinime ve oluşuma uygun soyut mekânda oynanırken, sırasını bekleyen ya da hazırlanan diğer aktörler, sahnenin sağında ve solunda, kostümler, aksesuarlar ve makyaj masaları ile oluşturulan kulislerde bekliyorlar. Bu çok başarılı Brecht’yen yabancılaştırma efekti, izleyicilerle kurulan neredeyse interaktif ilişkiyle birleştiğinde, seyirci her an kendisine anlatılan hınzır öykünün bir mesel olduğunu, ‘Başımız’ın ve avanesinin acımasızlığını, hainliğini, ikiyüzlülüğünü değil, yüzüne tutulan bu çarpıtılmış aynada aslında kendi acımasızlığını, hainliğini, ikiyüzlülüğünü ve hırslarını izlediğini fark ediyor.

Tabii ki, oyunu benzersiz bir seyirliğe dönüştüren, Barış YıldızBerk YaygınÇağdaş TekinÇetin KayaDeniz Özmen, Ediz Akşehir ve Gökhan Azlağ’ın müthiş takım oyunculuğu. Bütün diktatörleri imbiğinden geçirmişçesine kusursuz bir yorumla “başımız”ı var eden Barış Yıldız ve oyunculuğu kadar elverişli fiziğiyle de başarılı bir Yürüyen Çiçek yorumlayan Çağdaş Tekin dışındaki beş oyuncu tüm diğer karakterleri canlandırıyorlar. Bizim ‘atanmış bakanlar’ı pek de anımsatan ‘makamlar’ı tragedyanın korosuymuşçasına kusursuz bir ses ve beden birlikteliğiyle yorumlarken, bir kişilikten diğerine eldiven takıp çıkarırmış gibi rahatlıkla geçiyorlar. Berk Yaygın ile Gökhan Azlağ’ın, bıyıkları ve sakallarıyla ‘başımız’ın karısına ve kızına dönüşmeleriyse olağanüstü.

Müthiş eğlenceli, hınzır eleştirisi, kusursuz oyunculukları, kişiler değişse de düzenlerin değişmeyeceğinin altını çizen tokat gibi finaliyle kolay unutulmayacak bir çalışma. Kaçırmayın derim 26 Kasım Baba Sahne, 01 Aralık Akatlar Kültür Merkezi, 02 Aralık Kozyatağı Kültür Merkezi, 19 Aralık Trump Kültür Merkezi ve 2019’da İstanbul Sahnelerinde.

“Meçhul Paşa”

TiyatroAdam’ın bu sezon ikinci yeni oyunu, Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı, Emrah Eren’in sahneye koyduğu,  Türkiye’nin en eski siyasi mizah gazetelerinden Markopaşa’nın serüvenini, topluluğun her zamanki şenlikli tarzına birkaç doz hüzün de katarak aktardığı ‘Meçhul Paşa’.

1946 yılında yayın hayatına başlayan, Sabahattin Ali’nin başyazarlığını, Mustafa ‘Mim’ Uykusuz’un çizerliğini üstlendiği, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’ın da yazarlığını yaptığı “haftalık siyasi mizah gazetesi” Markopaşa, Türkiye’nin mizah ve muhalefet tarihinde benzeri görülmemiş bir örnektir. Kısa yayın ömründe, adeta ana muhalefet gibi son demlerindeki Tek-Parti yönetimini sallamış, sözünü esirgemeyen keskin tavrıyla gerçek bir ‘tabu-yıkıcı’ misyonu üstlenmiştir. Açık sözlü mizahi muhalefetiyle, inanılmaz satışlara ulaşmasının karşılığını, yine benzeri görülmemiş bir baskıyla görmüş, toplatmalar, tehditler, birbiri ardına gelen davalar, cezalar, hapisler, çıkaranların hayatını mahvetmiştir.

Türkiye’de sol muhalefetin biçimlenmesinde ve iç mücadelelerinde de önemli rol oynamış olan Markopaşa, ‘kökü dışarda’ suçlamasının da ilk muhatabıdır. Markopaşa ilk çıktığında gazeteye abone olan, kimi zaman telefonla tebrik eden muhalefet lideri Adnan Menderes, iktidara geldiği gün kürsünden ‘Türkiye’de kökü dışarıda mizah dergileri var. İlk işim onları kapatmak olacak” diye bağırmış, bu kez de akıl almaz saldırı silsilesi Demokrat Parti eliyle devam etmiştir. Markopaşa kapatılınca, MerhumpaşaMalumpaşaYedi-Sekiz Hasan PaşaHür Marko PaşaBizim Paşa ve Ali Baba adlarıyla, “Toplatılmadığı zamanlar çıkar” veya “Yazarları hapishanede olmadığı zamanlar çıkar” gibi ibarelerle yeniden çıkarılmıştır.

Dönemin çetin koşullarında yedi isim, sekiz sahip, on yazı işleri müdürü, dokuz matbaa, on adres değiştiren, Sabahattin Ali’nin öldürüldüğünde yayın hayatına fiilen son veren gazeteden, her şeye rağmen çıkan 77 sayı kalmış geriye. Aleyhine açılan 16 dava sonucu yazarlarının yattığı toplam sekiz yıl 2,5 aylık mahpusluk cabası…

İçin­den çıkılmaz durumlar için kullanılan, derdini dile getirecek merci bulamayanlara, “senin derdinle ilgilenecek kimse yok” anlamında kullanılan eski bir deyim vardır: “Derdini Marko Paşa’ya anlat”. Anlaşılan derdimizi Marko Paşaya anlatmak bir hayli zor ama onun da bizi anlaması bir o kadar güç…

Ahmet Sami Özbudak’ın ‘Meçhul Paşa’sı masalsı bir orta oyunu. ‘İz’den beri çıtayı durmaksızın yükselten Özbudak, çok sağlam bir metin yazmış. Hem ciddi araştırma ürünü bir belgesel oyun, hem etkileyici bir çağcıl eleştirel metin, hem de dört dörtlük tiyatro olarak çok başarılı bir çalışma.

Yönetmen Emrah Eren, sahne ve kostüm tasarımını Barış Dinçel’in, ışık tasarımını Yakup Çartık’ın, müziği Deniz Bayrak’ın, hareket düzenini Gizem Erdem’in üstlendiği oyunuÖzbudak’ın metninin hakkını vererek büyük başarıyla sahneye aktarıyor. Bu başarıya üç oyuncusunun, Erdem AkakçeBülent Çolak ve Fatih Koyunoğlu’nun büyük katkısı var. ‘Meçhul Paşa’da, öykünün üzerlerinden anlatıldığı üç gazete çalışanını canlandırmakla kalmıyorlar, az sayıda aksesuarla, sadece müthiş oyunculukları ve beden dilleriyle oyunun tüm karakterlerine durmaksızın girip çıkıyorlar. Dizgici, düzeltmen ve çaycıyı olanca gerçeklikleriyle var ederken, aynı inandırıcılıkla Sabahattin Ali, Aziz Nesin ya da Rıfat Ilgaz oluyorlar, seyirci göz kırpana kadar da ‘Mim’ Uykusuz’a, polise ya da bir sarhoşa dönüşüyorlar.

‘Meçhul Paşa’ sadece hem keyifli hem hüzünlü çok başarılı bir belgesel tiyatro örneği değil. Markopaşa’ya yaşatılanlar üzerinden baskı rejimlerinin otopsisini yapan güncel bakış açısıyla çok etkileyici bir siyasal tiyatro örneği. Mutlaka izlenmesi gereken bir oyun.

24 Kasım Kozyatağı Kültür Merkezi, 25 Kasım Baba Sahne, 29 Kasım Yunus Emre Kültür Merkezi, 11 Aralık Kadıköy Halk Eğitim Merkezi, 23 Aralık CKM. ve 2019’da İstanbul sahnelerinde.

Şalom

Yorum


işlemi tamamlayınız: