Yeni Bir Hümanizm Şart

[Birgün Gazetesi’nde yayınlanan Serpil Çakar’ın Theodor Terzopoulos ile yaptığı söyleşisini paylaşıyoruz.]

Dünyada kendi tiyatro dilini yaratan sayılı yönetmenlerden biri olan Theodor Terzopoulos, üçleme olarak yazdığı Amor ve Alarme oyunları ile İstanbul Tiyatro Festivali’nde. Üçlemesinin son oyunu Bir Daha’yı geçen yıl festival seyircisiyle buluşturan değerli yönetmen, bu yıl seriyi tamamlayacak.

Dünya tiyatro tarihine geliştirdiği oyunculuk yöntemi ve oyunlarıyla imza atan Terzopoulos, bu serisinde ise merkeze çatışmayı koyuyor. Geçen yıl büyük bir ilgi gören Bir Daha oyununda kadın erkek ilişkisi ele alınmıştı. Bu yıl ise küresel bir dünyada maddeci bir mutluluk arayışının anlatıldığı Amor’u Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde sahneye koydu. Yönetmen, İskoçya ve İngiltere kraliçelerinin bitmeyen taht kavgası üzerinden otorite çatışmasının işlendiği Alarme’yi ise 28, 29 ve 30 Kasım’da Zorlu PSM Studio’da tiyatro severlerle buluşturacak. Terzopoulos ile tiyatrosunu, oyunlarını konuştuk.

► Türkçe’ye de çevrilmiş olan Dionysos’un Dönüşü adlı kitabınızda metodunuza ilham veren Dionysos’a ulaşmaktan bahsediyorsunuz. Dionysos ve Apollon kimlerdir?
Dionysos’un Dönüşü adlı kitabımda, dönüşümün, tutkunun, enerjinin ve deliliğin tanrısı Dionysos’la olan ilişkimi daha geniş bir şekilde anlatıyorum. Şüphesiz ki Dionysos’ta hâkim olan şey içgüdüler ve duyulardır, mantık daha sınırlıdır. Apollo’da hâkim olansa mantık, kontrol ve uyumdur. Ancak her ikisinde de birbirine ait bir taraf var. Bu fikirle, Bakkhaların ilk versiyonunu yönettim. Dionysos ve Apollo’yu tek vücutta sundum. Bazen Dionysian, bazen de Apollonian tarafın hâkim olduğu bu oyun 30 yıl önce İstanbul’da da oynanmıştı. Dionysos sadece yöntemimi ve tiyatro yaklaşımımı değil, tüm hayatımı da etkiliyor diyebilirim.

► Sanat ve politika açısından dünyaya baktığımızda en çok hangisinin etkisinde olduğumuzu söyleyebiliriz?
Günümüzde, hayatımızdaki ve sanatımızdaki her şey küreselleşmeden etkileniyor. Yaşam ile sanatın önemli değerleri ve ilkeleri tamamen sönmüş, tiyatro homojenleştirilmiş durumda. Bu internetin ve sanal gerçekliğin hâkimiyetinin bir sonucu. Sanal gerçekliğe karşı savaşmalı ve yeni bir hümanizm yaratmak için çaba göstermeliyiz.

► Bu yıl festivaldeki oyunlarınızdan bahsedebilir misiniz? Geçen yıl kadın ve erkek ilişkisi üzerine Bir Daha’yı izlemiştik. Üçlemenin diğer oyunlarını da bu yıl izliyoruz.
Üçleme olarak yazdığım Alarme, Amor ve Bir Daha’nın (Encore) ana teması çatışma. Bir Daha oyununda kadın ve erkek arasındaki çatışmayı ele aldım. Oyun boyunca kadın ve erkek iletişim kurmaya, köprüler kurmaya çalışırlar ancak başarılı olamazlar.

Alarme’deki çatışma ise otorite içindir. İki kraliçe; İskoçya Kraliçesi Mary Stuart ve İngiltere Kraliçesi Elizabeth taht için çarpışırlar. Bu çarpışma boyunca çelişkilerini ve eksikliklerini ortaya mükemmel şekilde koyarlar. Böylece karakterlerini teşhir ederler. Diğer kişi olan anlatıcı ise onları eninde sonunda teşhir eder.

Amor’da ise finansal koşullarla, kredilerle, bankalarla, refahın yanlış görüntüsüyle çatışan sıradan bir adamı izliyoruz. Her şeyin satıldığı bir çağda son çare olarak aşkta kendine bir yer bulmaya çalışan bir adamı.

► Dünyanın çeşitli yerlerinde, yönettiğiniz oyunlar farklı içeriklerle oynanıyor. Mesela Amerika’da yönettiğiniz Antigone’nin siyahlara karşı hâlâ devam eden ırkçılığa atıflarda bulunduğunu anlatmıştınız. Bunlara nasıl karar veriyorsunuz?
Her zaman, her ülkenin güncel meselesini anlamaya çalışırım. Antigone’yi yönetmeye başladığım zaman kafamda bambaşka bir içerik vardı. Ancak siyahlara karşı ırkçılığın devam ettiğini görünce, içeriği tamamen değiştirdim. Antigone rolü için siyahi bir kadın oyuncu seçtim. Muhteşem bir oyunculuğu ve sesi vardı. Thebes’e veda ederken, mükemmel sesi ile Summertime şarkısını söyledi. Genel olarak diğer ülkelerle çalışırken, onların geleneklerini ve güncel meselelerini sezinlemeye çalışırım.

► Amor ve Alarme’de Türkiye’de yaşanan durumlara atıfta bulunuyor musunuz?
Alarme, Amor ve Bir Daha oyunlarında Yunanistan, Türkiye ya da Amerika’da oluşan özel bir durumu değil, genel bir durumu ele alıyorum. Oyunlarımda politik bir içeriğin olması birincil önceliğim değil. Öncelikli amacım çalışmalarımda birden çok katman yaratmak ve seyirci ile bu farklı katmanlardan iletişim kurmaktır.

► Tiyatro ve oyuncular bazında ülkeler arasında nasıl farklar gözlemliyorsunuz?
Ülkeler arasında farklılıkların olması çok normal. Ülkeler farklı dillerden ve farklı geleneklerden etkileniyorlar. Tabii izleyici de farklı oluyor. Mesela, Güney Avrupa ülkelerinin izleyicileri daha sıcakken, Kuzey Avrupa’da tam tersi bir durum söz konusu. Aynı şekilde Güney Amerikalı seyirciler çok daha dışa dönüktür ama Japonya’ya bakınca oradaki seyirci duygularını fazla göstermez. Çünkü Japonlar daha çok düşünürler. Bense seyircinin oyun hakkında daha çok soru sormasından yanayım.

► Atölyenizin kontenjanı, başvurunun açıldığı gün doldu. Birçok kişinin hevesi yarım kaldı diyebiliriz. Türkiye’de başka çalışmalar yapacak mısınız?
Türkiye ile uzun süreli bir ilişkim ve de işbirliğim var. Türk sanatçılarını ve Türk izleyicilerini takdir ediyorum. Burada çok arkadaşımız var. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali ile işbirliğimiz uzun süre önce başladı ve hâlâ devam ediyor. Yani işbirliği ve atölye çalışmaları için her zaman planlarımız var.

Birgün