Bir Tiyatro Efsanesi Attis Tiyatrosu

[Erdoğan Mitrani’nin Şalom gazetesinde yayınlanan yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

1945’te doğan, kariyeri boyunca gerek ulusal gerekse uluslararası sayısız ödül kazanan, adıyla anılan metodu ve Antik Yunan tragedyasına yaklaşımı dünyanın dört bir yanında tiyatro akademi ve okullarında ders olarak okutulan efsanevi tiyatro adamı Theodoros Terzopoulos, 1985’te Antik Yunan Tragedyasının ve uluslararası dramaturginin önemli oyunlarının araştırılması amacıyla Attis Tiyatrosu’nu kurdu.

Antik tragedya performansları ile dünya çapında 30 üniversitede ders konusu olan Attis Tiyatrosu, çokuluslu ve çokkültürlü performansların ortak yapımcısı olarak uluslararası festival ve topluluklarla birlikte çalışır ve Terzopoulos’un çalışma yönteminin tanıtımını yapar. Ayrıca bugüne dek, çoğu dünyanın en önemli drama akademileri ile birlikte olmak üzere, 300 atölye çalışması ve 50 teorik konferans düzenledi.

AeskhylosSofokles ve Evripides tragedyalarının yanı sıra önde gelen Avrupalı yazarlara ait oyunlar da yöneten Terzopoulos, 30 yılda, dünyanın en önemli oyuncularıyla çalıştığı birçok festivale katıldı, 2.000’e yakın temsilin yönetmenliğini yaptı.

2015’te tiyatrosunun 30. yılına armağan olarak, birbirinden bağımsız, ancak ilginç bir tematik bütünlük oluşturan birer saatlik üç oyunluk bir üçleme oluşturan Terzopoulos, kumpanyasının hiç taviz vermediği çizginin temsilcisi olan bu üçlemeyi geçen yıl festivale getirmeyi planlamıştı. Ancak, ilk iki bölümde oynayan Aglaia Pappa bir kaza geçirince sadece üçüncüsü ‘Encore / Daha’ ile gelebilmiş, İstanbul seyircisini diğer ikisinden mahrum etmemek için de gösterimden önce Moda Sinemasında videolarını izleme olanağı yaratmıştı. Videoları izlerken, Terzopoulos’un dehasına bir kez daha hayran olmuş, canlı performansı görememiş olmanın üzüntüsünü daha çok hissetmiştik.

Terzopoulos, geçen yıl başladığını bu yıl bitirmek için üçlemesinin ilk iki bölümü, ‘Alarme’ ve ‘Amor’ ile tekrar İstanbul’a geldi.

Belirtmem gerekir ki, festivalin özenle hazırlanmış tanıtım kitapçığından kimi alıntıların ya da kişisel izlenimlerimin seyirciye bir Attis Tiyatrosu performansında yaşayacakları hakkında tam olarak fikir vermesi mümkün değil.

Alarme’da, ‘Amor’da ya da geçen yıl izlediğimiz ‘Encore’da geleneksel anlamıyla bir öykü yok. Sözcüklerin anlamları kadar müzikaliteleriyle daha da soyutlaştırdığı, sesleriyle, mimikleriyle, devinimleriyle tüm bedenlerin birer teatral aygıta dönüştüğü bu oyuncu odaklı performanslarda Terzopoulos, tiyatroyu yeniden tarif edere, yeniden var eder.

‘Alarme’

Terzopoulos’un üçlemesinin ilk oyunu ‘Alarme’, sanat tarihine mal olmuş bir çatışmayı, edebiyatçıları ve özellikle de bestecileri derinden etkilemiş olan İskoçya Kraliçesi Mary Stuart ve kuzini İngiltere Kraliçesi I. Elizabetharasındaki taht kavgasını, iki kadının ‘resmi’ yazışmalarından yola çıkarak ele alıyor.

Hem İskoçya hem de İngiltere tahtı üzerinde hak iddia edebilen konumuyla ‘mevcut düzeni tehdit eden’ Mary Stuart ile tahtı için her şeyi göze alabilen Elizabeth’in hikâyesi çok sayıda çatışma barındırıyor. ‘Alarme’ın olay örgüsü, anlatının tam da doruk noktasından, doğrudan çatışmadan besleniyor amma, asıl çatışan iki kadın değil, eril ve dişil olanın tutumu, davranışı, üslubu ve hatta hareket kabiliyeti… Tiyatro kariyerinin başından beri, antik Yunan tragedyalarına nefes verirken yöntem arayışını merkezine alan Terzopoulos, ‘Alarme’da hikâyesini acımasızlık ve saldırganlık ile bunların öteki yüzü olan erotizmin ölümcül çatışmasının; bu çatışmayı besleyen arzu ve mutlak aşkın üzerine inşa ediyor.

Sahne yerleştirmesini, metin kompozisyonunu ve yönetmenliğini Theodoros Terzopoulos’un, ışık tasarımını Theodoros Terzopoulos ve Konstantinos Bethanis’in, müziği Panagiotis Velianitis’in, kostüm tasarımını LOUKIA’nın  üstlendiği ‘Alarme’da Terzopoulos’un dehasını, Tasos Dimas (anlatıcı), Aglaia Pappa (Mary Stuart) ve Sophia Hill’in (I. Elizabeth) etkileyici oyunculukları tamamlıyor.

Uzayda konumlanmış bir eğik düzlem üzerinde, giysilerinin deseni yılan derisini anımsatan, karşılıklı yüzükoyun yatarken sadece başlarını ve bellerine kadar gövdelerini kaldırarak konuşan, tartışan, kavga eden, nefretlerini, hınçlarını, aynı sözcüklerle, hırlayarak, Yunanca, Fransızca, İngilizce haykıran iki kadın… Birbirlerine sürünerek yaklaşan, iktidar hırsını nerdeyse cinsel bir tutkuya çeviren iki kadın sevişir gibi savaşırken, yerlerde sürünen yaşlı bir adam, onlara küfretmekte, onları lanetlemekte… Sözcüklerin bir tenis maçındaki gibi karşılıklı gidip geldiği diyalog, giderek benzersiz bir düete dönüşürken kimi zaman iyice yükselen kimi zaman da tamamen sessiz kalan müzikal bir çift sesli kanon oluşturmakta, anlatıcı düete bir nakarat gibi tekrarladığı ‘putanes / orospular’la eşlik etmekte

Finalde herkes susup, renkler kanın, savaşın, nefretin ve de arzunun kırmızısına dönüştükten sonra, gözümüzün önünde bir görsel mucize oluşuyor ve Aglaia Pappa’nın üzerinden sürünerek geçen Sophia Hill, gözümüzün önünde Pappa ile iki başlı bir yılana dönüşüyor.

Alarme’  daha önce de belirttiğim gibi sözcüklerin anlatmaya yetmediği nefes kesici bir tiyatro olayı. Defalarca da izlense doyulamayan, her izlenişinde daha da heyecan veren bir başyapıt.

‘Amor’

Yönetmenliğini, sahne yerleştirmesini ve metin kompozisyonunu Theodoros Terzopoulos’un, Işık Tasarımını Theodoros Terzopoulos ve Konstantinos Bethanis’in, müziği Panagiotis Velianitis’in, kostüm tasarımını LOUKIA’nın  üstlendiği ‘Amor’Thanasis Alevras’ın metnine dayanan bir performans.

Terzopoulos, ‘Amor’da sahneyi, rollerin, aksesuarların, duyguların, hatıraların ve hatta beden parçalarının satın alındığı bir müzayede evi olarak kullanıyor; her şey inceleniyor, maliyeti hesaplanıyor ve satılıyor. Fiyatlar borsadaki dalgalanmalardan da etkileniyor! Oyuncular alaycı bir şekilde mevcut durumu gözlemlerken, bunu ironik bir biçimde yorumluyorlar. Küresel kriz çağı… Otoriteyi manipüle eden ve otorite tarafından manipüle edilen insanların davranışlarındaki aşırılık, bir aşk (amor) vaadiyle baltalanıyor. ‘Amor’, politik anlatım gücünü tam da bundan alıyor: İnsan olmanın itici gücü aşk üzerinden yorumlanıyor.

‘Amor’,  iki kişilik bir performans. Bir tarafta bir sütunun içinde oturan, şık kırmızı tuvaletini giymiş, makyajını yapmış satılık ‘meta’ olarak oyunu “sat beni” repliğiyle açan ‘kadın’, Aglaia Pappa, diğer yanda ise ayakta duran, takım elbisesinin altında Yunanistan’ın hâl-i pür melâli gibi yalınayak, beyaz yakalı borsa simsarı Antonis Myriagkos var. Kadın, bedeninden ruhuna bütün pazarlanacakların dökümünü yaparken, parmakları görünmeyen bir bilgisayarın tuşlarında uçuşan adam, makineli tüfek gibi rakamları, yüzdeleri, kârları, zararları, çıkış ve batışları hesaplamaktadır. Antonis Myriagkos’un dur durak bilmeyen rakamlarıyla elleri onu değil, biz izleyenleri soluksuz bırakırken, estirdiği fırtınanın antitezi olarak, yüzünde bir televizyon sunucusunun yapay gülümsemesi ve buz gibi sükûnetiyle Aglaia Pappa, adamın benzersiz performansını daha da belirginleştirmektedir…

Yazılarak ifadesi mümkün olmayan, olağanüstü bir teatral deneyim. Ancak bizler gibi çığlık çığlığa, ellerini paralarcasına coşkuyla alkışlamış, oyuncuları ve onları hiçbir zaman yalnız bırakmayan Theodoros Terzopoulos’u defalarca sahneye çağırmış seyircilerle birlikte o unutulmaz anları yaşayanların paylaşmış olduğu bir duygu.

Sadece Myriagkos’un ellerini ya da Sophia Hill ile Aglaia Pappa’nın iki başlı yılanını izlemek bile Terzopoulos’un neden yaşarken bir efsane olduğunu anlamamıza yeter de artar bile.

Bu vesileyle, her yıl yeniden mucizeler yaratarak uluslararası tiyatronun benzersiz örneklerini bizlere getiren, özenle seçilmiş yerli oyun programlarıyla genç Türk tiyatrosunun da önünü açan Festival Direktörümüze bir kez daha teşekkür etmek boynumuzun borcu. İyi ki varsın Leman Yılmaz!

Hepinize iyi seyirler dilerim

Şalom

Yorum


işlemi tamamlayınız: