Yazıyor, Yazıyor ‘Markopaşa’ Yazıyor

[Öznur Oğraş Çolak’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

“Markopaşa” 1946 yılının kasım ayında yayın hayatına başladı. Başladı başlamasına da ya sonra… Bunu birazdan bu satırlarda anlatacağım ama öncelikle neden haftalık mizah dergisi Marko Paşa’dan bahsediyorum. Çünkü Tiyatroadam, Markopaşa’yı “Meçhul Paşa” adıyla sahneye taşıdı.

Yönetmenliğini Emrah Eren’in yaptığı oyunda, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Mustafa Mim Uykusuz’un başından geçen olaylar anlatılıyor. Oyunu Sami Özbudak kaleme aldı.

Türk basın tarihinin en yüksek tirajlı yayınlarından biri olan, cuma günleri çıkan haftalık mizah dergisinin, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz yazarlığını, Sabahattin Ali başyazarlığını, Mustafa Mim Uykusuz ise çizerliğini üstlenmiş.

Markopaşa’nın ilk sayısı 25 Kasım 1946 tarihinde çıkmıştı. “Haftalık siyasi mizah gazetesi” olarak sunulan gazetenin çıkış haberi ile amacı ilk sayıda şöyle dile getirilmişti: “Bir mevsimi baharına geldik ki âlemin, bülbül dertli, havuz dertli, gülistan dertli. Kimden derdimize derman dilesek, o bizden daha dertli çıkıyor. Bununla beraber derdini söylemeyen derman bulamazmış. Dertler de öyle başımızdan aşkın ki, ‘Markopaşa’dan gayrı dinleyecek kimsemiz kalmadı. Haftalık siyasi mizah gazetesi olarak sunduğumuz ‘Markopaşa’da okuyucularımız alışılmış olandan ayrı bir mizah bulacaklardır. Maksadımız sadece gülmek değildir. Gülerek düşünmek ve faydalı olmaktır.”

Çıkış haberinde de anlatıldığı gibi halk, gülerken düşünmeye başlayacak diye korkan iktidar tabii ki boş durmadı. Çünkü Markopaşa herkesi şaşırtarak umulanın çok üstünde sattı. Bu mizah durumu şimdi de olduğu gibi devletin gözünü oldukça korkuttu.

Markopaşa’nın yayına başladığı dönem siyasi açıdan çalkantılı zamanlardı. Çok partili döneme geçiş bir yandan, halkın içinde bulunduğu sıkıntılar diğer yandan yani kısaca ekonominin bozulduğu, enflasyonun yükseldiği zamanlar.

Yıllardır mizahın sivri dilli tarafını adeta uyutan, siyasi otoriteye karşı eleştirilerini dile getiremeyen mizahçıların bir anlamda bir balon gibi patlamasıydı “Markopaşa”…

Oyuna dönecek olursak… Cağaloğlu’nda, İzzeddin Han’daki bir yazıhanedeyiz. Burası Marko Paşa’nın dizildiği yani baskıya hazırlandığı yer. Bir masanın çevresinde üç adam. Mürettip Hamza, Çaycı Seyfi, Baskıcı Mahir. Oyunda rol alan, Bülent Çolak, Fatih Koyunoğlu ve Erdem Akakçe’yi aynı zamanda Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Sebahattin Ali olarak da görüyoruz sahnede. Yaklaşık iki saat süren oyunda tempo hiç düşmüyor. Oyuncuların performansları ve değişik karakterlere geçişleri etkileyici.

Yönetmen Eren, bu meçhule doğru giden serüveni, ustalıkla sahneye taşımış. Sahnede tanık olduğumuz bu tarihi yolculuğu anlatan “Meçhul Paşa” hem şenlikli hem hüzünlü masalsı bir ortaoyunu niteliğinde.

Sonuç olarak, toplam 7 isim, 8 sahip, 10 yazıişleri müdürü, 9 matbaa, 10 adres değiştirerek dönemin çetin koşullarında ‘devleri bile korkutan’ ve ‘fırsat bulabildiği zamanlarda’ her şeye rağmen çıkan 77 sayı kalmış geriye. Bu sayılar aleyhine açılan 16 dava sonucu yazarlarının yattığı toplam 8 yıl, 2.5 aylık mahpusluk da cabası…
Oyun nasıl bitiyor derseniz. Uzun bir sessizlik…
“Sabahattin Ali öldürüldü.”

cumhuriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: