“Hizmetçiler” Karaköy İkincikat Sahne’de Sahneleniyor

[Öznur Oğraş Çolak’ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan söyleşisini okurlarımızla paylaşıyoruz. ]

Neden köle olur insan ya da nedir bu köleliğin sebebi… Zengin olmak mı efendi olmayı gerektirir, ya da fakirlik ve kimsesizlik mi insanı köleleştirir? Zengin olunca her şey güzel mi olur? Peki, nerede kaldı insanın insan gibi yaşaması…

Eşitlik, adelet veya haklılık! Güzel ve zengin olunca iyi olmak kolay. Asıl mesele iyi olmak mı peki, zengin olmak mı, güzel olmak mı? Tabii ki hayır, asıl mesele adil olmakta.Tüm bu soruları sorduğunuzda kendinizi, iş hayatınızı, arkadaşlarınızı, hatta dünyayı soruguladığınız bir oyunun içindesiniz. Çünkü buradaki asıl mesele ADİL olmakta.

Jean Genet tarafından, gerçek bir öyküden yola çıkılarak yazılan “Hizmetçiler” adlı oyunu Karaköy’deki İkincikat Sahne’de seyrettim. Bu yapıt, sınıflar arası eşitsizliğe karşı kaleme alınmış. Can Ali Çalışandemir yönetmenliğinde seyircisiyle buluşan “Hizmetçiler” tek kelimeyle kusursuz. Oyunculuklar çok iyi ve oyunun büyüsü bir an bile eksilmiyor. İşin sırrı da orada bence…
Solange (Saliha Cansu Saka) ve Claire (Çiğdem Yıldız) bir evde hizmetçi olarak çalışan ve evin tavan arasında yaşayan iki kız kardeş. Hanımları her dışarı çıktığında, ona ait güzel kıyafetleri giyip onu taklit ediyorlar. Sürekli bir rol değişimiyle tekrarladıkları bu oyunda hanımlarının dayanılmaz “var”lığı altında kendi “yok”luklarında kaybolan; dayatılan sınıfsal kimliklerine hapsolmuş kızlar, kendi benliklerini sorgulamaya başlıyor. Hanımlarına duydukları hayranlık, itaatkâr sevgi ve kıskançlık, kendi sefaletlerine duydukları nefretle iç içe geçiyor. Sonunda ise… İşte orası seyirciye kalsın.
Oyunun yönetmeni Çalışandemir ile “Hizmetçiler”i konuştuk.

– Oyunun oluşum ve sahnelenme sürecinden bahseder misiniz?

Biz bu oyunu Claire’yi oynayan Çiğdem Yıldız’la 2009 yılında Hacettepe Devlet Konservatuvarı’ndayken çalışmıştık. Sonra ikimiz de Devlet Tiyatrosu’na girip başka şehirlerde görev yaptık ve yıllar sonra İstanbul’da tekrar bir araya geldik. Çiğdem ve ben özel tiyatro yapmanın heyecanını da yaşamak istiyorduk. Oyun ararken bir arkadaş yeniden Hizmetçiler’i yapma fikrini aklımıza soktu. Dünyada zenginler ve fakirler arasındaki sınıfsal uçurumun gittikçe arttığını düşünce bu oyunun tam zamanı dedik. Ve uzunca bir arayışın sonunda çok şanslıyız ki yollarımız Solange’ı oynayan Saliha Cansu Saka ile kesişti. Oyunun hem yönetmenliğini üstlendiğim hem de oyunda oynadığım için bir süpervizör bulmam gerekiyordu. Fikirlerine çok güvendiğim R. Onur Duru’ya bu görevi teklif ettik. Onun da kabul etmesiyle provalara başladık. Çok keyifli geçen bir prova süreci sonunda bu oyunun bir çatıya ihtiyacı vardı. Ya o çatıyı biz kuracaktık ya da güvendiğimiz bir tiyatro ile anlaşacaktık. Davetimizi kabul edip provayı izlemeye İkincikat Tiyatro’dan Eyüp Emre Uçaray, Selen Uçer ve Elit Çam Andaç geldiler. Ve o gün prömiyer tarihini düşünmeye başlamıştık bile.

Özel tiyatronun temeli dostluk

– Özel tiyatro yapmak heyecanlı belki ama ya zorlukları?

Türkiye’de özel tiyatro yapmak çok zor bir şey. Telif haklarını takip eden aracı firma ücretlerinden tutun da sahne kiralarına varıncaya kadar üretim yapamamanız için dört bir koldan çalışan bir sistem işliyor. Her şeye rağmen yaptığın işe inanan bir ekibin varsa bütün zorluklar aşılıyor. Mesela Yüksel Aymaz, onca programının arasından bize vakit ayırarak çok içimize sinen bir tasarım yaptı. Hanım’ın kostümlerini Devlet Sanatçısı Dilek Türker ve sevgili Dr. Hayat Öz hediye etti. Bütün ekip gece gündüz çalışarak dekorumuzu oluşturduk. Galiba “dostluk”, özel tiyatronun temel direği.

‘MODERN KÖLELERİZ’

– Oyunda sınıfsal eşitsizlik vurgusu kalın çizgilerle çiziliyor, evet, ama zaten biliyoruz ki oyunun yazarı Jean Genet de hayatında maalesef “öteki” olmaktan kurtulamamış. Peki kim suçlu burada ya da bir suçlu aramak gerekir mi?

Her ne kadar günümüzde eşitlik ve insan hakları tanımı yapılmış olsa da paranın gücü karşısında, hepimiz modern kölelik yapmaya devam ediyoruz. Jean Genet, annesini hiç tanımamış, yetimhanede büyümüş, hırsızlık yapmış, cinsel kimliği ve yönelimi açısından da o dönemin şartlarına uygun kabul edilmemiş biri. Evet yani tam anlamıyla bir “öteki”. Her türlü sisteme karşı oluşunun altında yatan sebep bu bana kalırsa.

Galiba Genet’yi bu kadar sevmem ve çalışmak istememdeki asıl neden, toplum dışına itilenlerin, ezilenlerin ve ötekileştirilenlerin yaşadığı haksızlığı hiçbir zaman kabul edemeyişimden kaynaklanıyor.

Ama şunu belirtmeliyim ki Genet, Hizmetçiler’in tarafında olsa da ezilen sınıfı hiçbir şekilde masum göstermez. Çünkü tuttuğumuz taraf da sistemin doğurduğudur… Ne hizmetçiler suçludur, ne de hanımefendi…

(Oyun, 18-26 Mart’ta saat 20.30’da İkincikat Tiyatro / Karaköy’de…)

Cumhuriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: