Sanatta Hak İhlalleri – Kasım 2019

Mimesis Haber / Sanat Meclisi’nin hazırladığı 2019 Kasım Sanatta Hak İhlalleri Raporu’nu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Ekim ayında biraz hafifleyen sanata saldırılar Kasım ayında yeniden şiddetlendi. Heykellerden kültür merkezine sanat insanlarına herkes bu saldırılardan nasibini aldı. İşte Kasım 2019’da sanat alanının yaşadığı saldırılar:

  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) sponsorluğuyla Kadıköy Halk Tiyatrosu tarafından Ümraniye, Fatih ve Esenler ilçelerinde ücretsiz olarak sahnelenecek olan ‘Mor’ isimli oyuna, “Ekrem İmamoğlu, toplumun ahlak yapısıyla bağdaşmayan, kadın haklarını savunmak yerine erkek düşmanlığı yaparak insanların aklını çelen feministlere destek çıkıyor” cümleleriyle saldıran gerici Akit gazetesine, tiyatro ekibinden cevap geldi. Ayşegül Yalçıner ve Ali Yalçıner imzalı yayımlanan yazılı cevapta, haberin sanata, sanatçıya, kadına saygısı olmayan ve hatta açıkça düşman olan bir zihniyetin ürünü olduğu vurgulandı. Oyunun afişi kullanılarak ‘Ahlaksız oyun’ benzetmesiyle yapılan haber için hukuki sürecin başlatılacağını aktaran Kadıköy Halk Tiyatrosu açıklamanın devamında şu cümlelere yer verdi: “MOR, yaşanmış kadın hikâyelerinden yola çıkarak Ali Yalçıner tarafından yazılmış ve 2017-2018 sanat sezonunda Kültür ve Turizm Bakanlığından destek almış bir oyundur. Feminist bir oyun değildir, feminizm de kötü bir şey değildir. Oyunumuz salt kadın sorununa değinen, kadınlarımıza “susmayın”, bütün topluma da “seyirci kalmayın” diyen ve bu anlamda sözünü esirgemeyen bir tiyatro oyunudur. Bu haber sebebiyle yaşayabileceğimiz her türlü olumsuz durumdan, oyunu izlemeden karalama kampanyası başlatan “Yeni Akit” gazetesi sorumludur. Sanatın toplumu değiştiren, geliştiren ve aydınlatan gücünün farkındalar ve bu yüzden sanattan bu kadar korkuyorlar. Bu zihniyetle mücadeleyi bırakmayacağız”.
  • Tiyatro ve sinema oyuncusu Levent Üzümcü’nün Artvin’in Hopa ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir ortaokulun sahnesinde oynayacağı oyun Hopa Kaymakamlığı tarafından engellendi. Oyuncu Levent Üzümcü’nün “Anlatılan Senin Hikâyendir” isimli tiyatro oyunu Hopa Kaymakamlığı tarafından “uygun olmadığı” gerekçesiyle engellendi. Üzümcü, “ilk önce oyunun metnini görmek istediler, gönderdim; bir şey bulamayınca da oynanmaması için bu açıklamamayı yaptılar. Tarihe kalsın” ifadelerini kullandı.
  • Erzincan’in Refahiye ilçesinde geçen yıl jandarmalar tarafından bir eve baskın yapılmış, telefonlara ve evde bulunan kitaplara el konulmuştu. Bu eserlerden biri belgeselci yazar Kazım Gündoğan ve Nezahat Gündoğan’ın İletişim Yayınları tarafından yayımlanan ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ adlı kitabı, diğeri ise Kalipso Yayınlarından çıkan İbrahim Kaypakkaya’nın hayatının anlatıldığı kitap. Kitaplar ‘muhafaza’ altına alındıktan sonra geri isteyen kişiler bir daha kitaplarını alamadı. Refahiye Cumhuriyet Başsavcılığı kitapların ‘imha’ edilmesi için talimat verdi. Ancak mahkemeden kitaplarla ilgili bu yönde herhangi bir karar çıkmadı. Olayla ilgili ev baskınına gerekçe olarak ‘örgüte yardım etmek’ iddiası gösterildi. Söz konusu soruşturmayla kitapların herhangi bir ilgisi bulunmamasına rağmen Refahiye Cumhuriyet Başsavcılığı kitapların ‘imha’ edilmesi talimatını verdi. ‘İmha tutanağında’ 3 jandarmanın imzası yer alırken, kitapların nasıl imha edildiğiyle ilgili, “Refahiye Cumhuriyet Başsavcısı’nın talimatıyla komutanlığımız kazan dairesinde video çekimi yapılarak imha edildiği” bilgileri yer aldı. Dersim’in Kayıp Kızları, 1937-1938 ‘Tunceli Harekâtı’ndan sonra ailelerinden koparılan kız çocuklarının hayat hikâyesini ele alıyor. Ailelerinden koparılan bu kız çocukları devlet baskısıyla asimilasyona uğrayarak yatılı okullara yerleştirildiler, bazıları da subaylara veya bürokratlara evlatlık olarak verildiler. Aslında 1926’dan 1950’ye kadar değişen yoğunluklarla süren bu uygulama, ‘Tertele’nin vahim cephelerinden biridir. Nezahat ve Kazım Gündoğan, Dersim’in bu kayıp kızlarının izini sürdüler. Kendileriyle, yakınlarıyla konuştular. Bu kitapta, yüzü aşkın ‘vaka’ yer alıyor. Salih Aksoy’un kaleme aldığı ve Kalipso Yayınları tarafından yayımlanan ‘İbrahim Kaypakkaya – Ser Verip Sır Vermeyen Devrim Önderi’ isimli kitap ise, Diyarbakır Cezaevinde gördüğü işkenceler sonucu ölen Kaypakkaya’nın sosyalizm üzerine tartışmalarını ve yaşam öyküsünü anlatıyor.
  • Müzisyen Şenol Akdağ cezaevine kondu. Gece saat 01.30 sularında evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan sanatçı Şenol Akdağ’a önce 24 saat avukat yasağı konuldu, ardından mahkemeye çıkarıldı ve tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek tarafından bir sağlık teknikeri, Antalya Şehir Tiyatrosuna (AŞT) şube müdürü olarak atandı. Görevden alınan müdürün devlet tiyatrosu dâhil 20 yıllık sanat kurumu tecrübesi vardı, tarım şube müdürlüğünde atıl bir konuma getirildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Sağlık teknikerinin ne işi var tiyatroda” diyerek memnuniyetsizliğini dile getirdiği ifade edildi. Sağlık Teknikeri Tiyatro Şube Müdürü Osman Arı, eski sanat yönetmeni Mehmet Özgür ve 12 sanatçıya prova ve oyun olmadığı halde mesai yaptırarak mobing uyguladığı söylendi. Türkiye’nin en önemli tiyatro sanatçılarını depodan bozma bir yerde her gün tutmak suretiyle yapılan uygulama bununla da kalmıyor. Oyun ve prova olmaksızın her gün  09:00 – 16:30  tutuluyorlar ve giriş çıkış imzası attırılıyor. AŞT’de geçtiğimiz günlerde Özgür’ün işten çıkarılmasının ardından Böcek’le görüşmeye giden 48 kişinin daha işine son verilmişti. Sanatçılar, tüm bu yaşanılanlara tepki gösteren bir video çekti. Yönetmen ve oyuncu Engin Alkan’ın İnstagram hesabından paylaştığı videoda, şu ifadeler kullanıldı: “Antalya Şehir Tiyatroları dağıtılıyor. 36 yıllık tiyatro, ilk defa sezonu açamadı. 48 sanat çalışanı işten çıkarıldı. Sanat yönetmeni ve idari müdür görevden alındı. 24 oyunu oynanamaz hale geldi ve çöpe atılıyor. Türkiye’de 6 şehir tiyatrosuna örnek olmuş yönetmelik usulsüz bir şekilde değiştiriliyor. Bu yönetmeliğe göre genel sanat yönetmeni adayı olabilmek için şehir tiyatrosunda 5 yıl kesintisiz olarak çalışmış olmak gerekiyor. Sanat yönetmeni tiyatronun sanat çalışanları tarafından demokratik bir seçimle seçiliyor. Yani tiyatroyu tiyatrocular yönetiyor. Yönetmelikte yapılmak istenilen değişiklik ile artık istenen herhangi biri, hangi meslekten olursa olsun, sanat yönetmeni seçilebilecek. Yani sanat çalışanlarının seçme ve seçilme hakkı ellerinden alınacak. Yani tiyatro siyasi rövanşların kaderine bırakılacak. Siyaset elini sanattan çeksin. Herkes bildiği işi yapsın”. Belediye: ise, bu uygulamalar karşısında ‘yasaların gereği yapıldı’ diyor ve iki şeye dikkat çekiyor. İşten çıkarılan tiyatrocuların, işe başladıklarında saat ücretli bir sözleşme ile işe alındığını ifade eden bir belediye yetkilisi, bu sözleşme ile işe alınanların sadece eğitmen ve öğretmenlik yapabileceğini, AŞT’de oyuncu olmalarının bu yüzden yasalara takıldığını söyledi. “2016’da bir soruşturma yapılmış ancak tüm uyarılara rağmen herhangi bir şekilde eyleme geçilmemiş. Son olarak ise Teftiş Kurulu tarafından bu sözleşmeye tabi mevcut sanatçıların işten çıkarılmalarına yönelik bir yazı geldi. Mecburiyetten doğdu”. İkinci olarak ise İstanbul ve Eskişehir Şehir Tiyatroları’na benzer demokratik bir yapılanmaya gitmek istediklerini söyleyen aynı belediye yetkilisi, genel sanat yönetmenliği görev şartlarını değiştirdiklerini söyledi. Yetkili açıklamasında, “Daha önce 5 yıl belediye içerisinde hizmet etme şartı varken biz bunu kaldırdık. Yerine, sinema ve sahne sanatlarından mezun olma ve devlet memuru olma şartı getirdik. Böylelikle işin ehli insanların bu görevde olmasını arzu ettik” dedi. AŞT’nin hâlâ perde açmamasını protesto etmek isteyen yaklaşık 30 kişi ise, belediye önünde yaşanılanları protesto etti. İşten çıkarılan sanatçılar da ortak bir basın bildirisi yayımladı: “Yönetmelik; Türkiye’de Sayıştay görüşü alınabilmiş tek yönetmelik. Sanatçılara seçme ve yönetme hakkı veren tek yönetmelik. Dışarıdan atamayı engelleyen tiyatronun kendi emekçilerine yönetme imkânı veren tek yönetmelik. Sanat yönetmenliğine aday olan sanatçının aday olduğu günden geriye dönük 5 yıl Antalya şehir tiyatrosunda kesintisiz 5 yıl çalışma şartı aranır (şu anda değiştirilmeye çalışılan madde). Bu şarta sahip şu anda en az 10 sanatçı var. Bu yönetmeliği referans alarak kurulan Türkiye de 4 şehir tiyatrosu oluşumu var halihazırda, kurulum hazırlığında olup yine bu yönetmeliği kullanan 3 belediye tiyatrosu daha var. Bu yönetmelik tiyatro sanatını siyasetin partizanlığına karşı koruyan ve şehir tiyatrolarının dönem değişikliklerinden etkilenmeden devam edebilmesine imkân sağlayan ve tiyatroyu tam bağımsız hale getiren bir sistemin temelidir, değiştirilmesi halinde sanat siyasallaşmış olur. Yapılan usulsüzlükler: Sanatçılar tarafından seçilmiş olan sanat yönetmeni görev süresi bitmeden 2015 yılında imza edilmiş yönetmelik maddesinde belirtilen şartlara 2013 yılında yapılan görevlendirme nedeniyle uymadığı gerekçe gösterilerek görevi sonlandırılmıştır. Hiçbir kanun maddesi çıktığı günün öncesini kapsamaz. Müdür gerekçe gösterilmeden görevden alındı yerine yönetmelik maddesinde açıkça belirtildiği halde (atanacak müdür sanat okullarından mezun ya da bir sanat kurumunda en az 5 yıl tecrübe edinmiş olmalı) sağlık teknisyeni olarak belediyede görev yapan bir memur atandı. Yönetmeliğin değişebilmesi için yönetim kurulu kararı olmalı ama böyle bir karar yok, yeni atanan müdürün imzası ile meclise sunuldu bu hukuki şartlara haiz değil. Son durum: 39 ek ders ücretli kadro, 9 hizmet alımı kadro olmak üzere toplam 48 sanat çalışanının -ki yüzde 90’ı akademi mezunu sanatçılardır- iş akdi fesih edildi. An itibari ile 24 oyun oynanamaz hale geldi, bunun belediyeye maddi zararı 2. 4 milyon TL ve tamamı da kapalı gişe oynuyordu. Görev yazısı olmadığı halde kendini sanat yönetmeni olarak tanıtan Gökhan Avkıran ve abisi Mustafa Avkıran tüm oyunların kostümlerini ve aksesuarlarını depolardan getirip ofisin ortasına bir çöp yığını gibi yığarak tiyatronun sahip olduğu bu serveti yok etmeye çalışmaktadır”.
  • Hitler benzetmelerine karşı “biz kimseyi gaz odalarında yakmadık” diyen Süleyman Soylu, Cumartesi anneleriyle ilgili bir fotoğraf sergisinin yasaklanmasını bile haklı gördü. CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Muğla’nın Datça ilçesinde geçen yıl Dünya Barış Günü’nde yapılması engellenen fotoğraf sergisinin neden yasaklandığını, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sormuştu. Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğrafçılar Atölyesi’nin izin verilmeyen sergisi hakkında verilen soru önergesinde, “Sergide yer alan 37 fotoğraf tek tek incelenmiş midir? İncelenen fotoğraflar arasında serginin açılmamasına gerekçe olarak gösterilen fotoğraf var mıdır?” diye soruldu. Bakan Soylu, soru önergesine bir yıl sonra yanıt verdi. Soylu sadece “Datça ilçesinde Dünya Barış Günü etkinlikleri dışında yapılacak olan her türlü fotoğraf sergisi, şiir gibi etkinlikler, toplumun huzur ve güvenini sarsacak bazı provokatif eylemlere dönüşebileceği değerlendirildiğinden Datça Kaymakamlığınca yasaklanmıştır” demekle yetindi. Valiler ve kaymakamların anayasal hak olan gösteri ve protesto hakkını keyfî gerekçelerle engellediğini belirten Bülbül, “Geçtiğimiz sene Dünya Barış Günü’nde Toplumsal Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Atölyesinin Cumartesi Anneleriyle ilgili açmak istediği fotoğraf sergisi Datça Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Ekim 2018’de bu kararın nedenini bir soru önergesiyle sordum ve tam bir sene sonra yanıt verdiniz. Somut neden belirtilmeden düşünce ve kanaatlerle Anayasa’ya aykırı bir uygulama olduğunun farkındasınızdır. Bir fotoğraf sergisi nasıl eyleme dönüşebilir, toplumun huzurunu nasıl bozabilir? Sergideki hangi fotoğraflar için böyle bir rahatsızlık duyulmuştur ve böyle bir karara varılmıştır? Sayın Bakanım, sizce vali ve kaymakamlar devletin mi yoksa Hükümetin mi varisidir? Vali ve kaymakamlar atamalarında liyakat esasına göre mi çalışma yapıyorsunuz yoksa keyfî esaslara göre mi çalışma yapılıyor?” dedi.
  • Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’deki yayıncılık faaliyetlerinde bakanlığın sansür uygulanmadığını iddia etti ve Türkiye’de sansür kesinlikle yapılmamaktadır” ifadelerini kullandı. Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Başkanı Kenan Kocatürk, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun geçtiğimiz aylarda dört çocuk kitabını yasaklamasını hatırlattı ve yasaklama kararının sansür olduğunu ifade etti. Yerel mahkemelerin kitap toplatma kararlarına dikkat çeken Kocatürk, bunun basın savcılığının görevi olduğuna ve yapılanın sansür olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekti. Yayıncılar Kooperatifi Başkanı İlbay Kahraman ise klasik anlamda sansürün olmadığını ama yayıncılık sektörünün çeşitli alanlarında farklı biçimlerde sansür uygulandığını belirtti. Yayınevlerinin ve yazarların ülkedeki siyasal ortamdan kaynaklı oto sansür yaptıklarını ifade eden Kahraman, dağıtımcıların bazı kitapları ‘sipariş yok’ diyerek halka ulaşmasını engellediğine dikkat çekti. Yayıncılığın kişisel özgürlük alanına girdiğini söyleyen Kahraman, kitaba yapılan her müdahaleyi sansür olarak değerlendirdiklerini vurguladı. Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Adnan Özyalçıner ise,  Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını ve Türkiye’de sansürün çeşitli biçimlerde uygulandığını belirterek “Bakan’ın söyledikleri suya yazılıdır. Sansür vardır. Daha geçtiğimiz yıllarda basımevinde Ahmet Şık’ın kitabının müsveddelerine el konularak, yazarı hapis yatmadı mı? Sansür vardır. Daha geçen gün kimi çocuk kitapları muzır sayılarak poşetlenmedi mi? Sansür vardır. Kimi kitapevleriyle yayınevlerinin basılması kitabı sansürlemek değil de nedir? Sansür vardır. Evrensel Kültür dergisinin tek bir sayısı KHK’lerle yasaklanıp, Evrensel Basım Yayın’ın adı dâhil yayınevine de el konularak tüm kitapları sansürlenmedi mi? Sansür vardır. Düşünceye getirilen yasaklar, hapisteki gazeteciler ve yazarlar, aydınlar dolayısıyla oto sansür uygulayan kimi yazarların sıkışmışlığının açık sansürden ne farkı var? Sansür vardır. Yazarının oto sansür uygulamadığı kitabına yayınevinin kitabın basımından vazgeçerek yaptığı oto sansür sansür değil de nedir? Sansür vardır. Yasaklı olmayan kitapların kimi kentlerde valilik kararıyla kente sokulmaması sansürden başka nedir ki? Sansür vardır. Kimi filmlerin bazı sahneleriyle bölümlerinin çıkarılarak oynatılmasına, izin verilmesine ne demeli? Bu durumda Kültür ve Turizm Bakanının söyledikleri suya yazılıdır” cümleleriyle durumu özetledi.
  • Gaziantep’in Merkez Şahinbey ilçesindeki Taşkent Meydanı’nda bulunan ve uzun bir dönemdir Siyasal İslamcıların hedefinde olan dans figürlü heykeller kaldırıldı. HÜDAPAR Gaziantep İl Başkanı Mehmet Nakşi Erat iki yıl önceki açıklamasında “Bu heykellerin toplumumuza ne gibi bir faydası olabilir, bu heykeller şu anda neyi anlatıyor, neyi ifade ediyor?” diye sormuş ve “Bu figürler Gaziantep’te kanını döken şehitlerin kanlarına bir hürmetsizliktir. Gaziantep halkının da şahsi manevisine bir hakarettir. Biz kesinlikle bu figürlerin buradan kaldırılmasını istiyoruz” demişti. Aynı şekilde Saadet Partisi de benzer bir tepki göstermişti. Saadet Partisi Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi Mehmet Kasapbaşı “Bu gibi heykellerin memlekete ve millete bir faydası yok. Bunların bir an evvel buradan kalkması gerekiyor. Bununla birlikte yine bu heykeller için dünyanın parası harcanıyor. Bu şehitlerin ruhuna azaptır. Bu bizim örfümüze, âdetimize, inancımıza aykırıdır. Biz acilen bunların buradan kaldırılmasını istiyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Heykeller, gericilerin oluşturduğu bu baskı sonrasında bulundukları yerden kaldırıldı
  • Anayasa Mahkemesi (AYM), heykeli yapan sanatçı Mehmet Aksoy’a “İfade ve sanat özgürlüğünün” ihlal edildiği gerekçesiyle 20 bin lira tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Heykeltıraş Aksoy daha önce de Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında tazminat davası açmış ve İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile 10 bin lira kazanmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Sarıkamış şehitlerini anma törenleri için gittiği Kars’ta heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yaptığı İnsanlık Anıtı’nı ucubeye benzeterek anıtın belediye tarafından yıkılacağını ve yerine park yapılacağını söylemişti. Erdoğan’ın çıkışı sonrası 14 Haziran 2011 günü İnsanlık Anıtı parça parça kesilerek yıkılmıştı.
  • Şair Haydar Ergülen’in İzmir Atatürk Lisesi’ndeki etkinliği, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından son anda iptal edildi. Etkinliğe katılmak üzere İstanbul’dan uçakla İzmir’e gelen Ergülen’e iptal haberi uçaktan indikten sonra verildi. Ergülen, iptal kararı üzerine “Çocuklarla elbette şiiri konuşacaktık ama TÜGVA’dan, Ensar’dan da bahsedecektim. Gittiğim her yerde bu konuda konuşuyorum. Burada da konuşacaktım. Etkinliği engelleyerek belki bunu engellemiş oldular” dedi. Şükrü Erbaş ile yılladır etkinlik yaparız ve bizi dinlemeye en çok kadınlar ve ağırlıkla türbanlı kadınlar gelir. Onlarla her şeyi konuşuruz. Hiçbir sorun yaşamadık bugüne kadar. Şimdi İzmir’in en iyi okullarından Atatürk Lisesi’ndeki etkinliğimiz iptal ediliyor. Neden olarak da şikâyeti gösteriyorlar. Okul müdürü iki defa aranmış. İptal etmezseniz müfettiş göndeririz demişler” dedi.
  • Erzurum’un Aziziye ilçesine bağlı Gezköy Mahallesi’nde bulunan Surp Minas Kilisesi, AKP’li ilçe belediyesinin döktüğü inşaat molozları arasında kaldı. 1790 yılında Ermeniler tarafından inşa edilen ve şimdilerde yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan kilise, 2010’da tarihi eser olarak tescil edilmişti. Kilisenin iç duvarlarına çizilen resimler büyük ölçüde silinirken, duvarları ise defineciler tarafından tahrip edilmiş durumda. Belediyenin, mahallelerden topladığı molozları, budanan ağaç artıklarını getirip kilisenin etrafına döktüğünü anlatan mahalle halkı, böyle devam edilmesi durumunda kilisenin moloz yığınları altında kalacağına işaret etti. Restore edilmeyi bekleyen kilisenin sütunlarının dibinde defineciler tarafından derin çukurların açılmış. 2016 yılında kiliseye dair Agos gazetesine bilgi veren mülk sahibi Sabri Ergin, Aziziye Belediyesinin kiliseyi restore edilmemesi halinde yıkmakla tehdit ettiğini dile getirmişti. Belediye ise kilisenin restore edilmesi için Ergin’in izninin gerektiğini ancak Ergin’in gereken izni vermediğini iddia etmişti.
  • Sanatçı Gökhan Birben, Ermenistan’ın Erivan kentindeki konserinde kullandığı “Hemşin dili asimile oldu” sözlerinden ötürü sosyal medyada linç kampanyasına maruz bırakıldı. Memleketi Rize’de açıklama yapan Birben, “Hiç kimse benim ülkeme, bu coğrafyaya olan sevdamı sınayamaz” dedi. Konser sırasında yaptığı kısa konuşmasında ninesinden bir örnek verdiğini söyleyen Birben, “Duyduğum çok eski bir Hemşince duadan söz ettim. Evet, arkadaşlar bu dualar şimdi yok ama eskiden vardı. Konser verdiğim salon Hemşin’den giden ailelerin devamı olan insanlarla doluydu. Onlar da Hemşinliydiler. Söylediğim türkülerin ruhunda ortak duygularımız var. Şu anda farklı diller konuşuyor olsak bile, 300 sene önce anlaştığımız ortak bir dilimiz vardı. Halk şarkıları anonimdir, yüz yıllar öncesinden bize seslenirler. Bizi yüz yıllar önceki duygularda buluştururlar.” ifadelerini kullandı. Sanatın provakasyon üreten değil, duyguların zirveye taşındığı yer olduğunu söyleyen Birben, “İstersem Atina’da konser yaparım, istersem Şemdinli’de, istersem Çamlıhemşin’de yaparım. Erivan’da konser vermiş olmam niye bu kadar dokunuyor? Şundan çok eminim; Türkiye hükümeti ve Ermenistan hükümeti arasında sıcak bir hava esmeye başlasa ve kapılar açılsa, herkes birbirine gülümsemeye başlasa, yeni durumdan ilk önce bana saldıran kişiler nemalanmaya çalışacaklardır” şeklinde konuştu.
  • Grup Yorum’un Köln kentindeki konseri polis tarafından yasaklandı. Köln polisi tarafından yapılan açıklamada, Pazar günü öğleden sonra Braunsfeld semtinde düzenlenmesi planlanan Grup Yorum konserinin “yasaklı terör örgütü propagandası” şüphesi nedeniyle yasaklandığı belirtildi. Açıklamada, konserin yapılacağı yerde bulunan “Almanya’da yasak olan, aşırı solcu bir Türk örgüte ait propaganda malzemesine el konduğu” kaydedildi. Açıklamada, bunun üzerine konserin yasaklandığı, konserin yapılacağı alanın polis tarafından kapatıldığı ve konseri izlemeye gelenlerin geri gönderildiği bilgisi yer aldı. Konser öncesinde etkinliğin propaganda amacıyla kullanılabileceği konusunda ihbar alındığı, Köln Savcılığının da görüşü ile olayla ilgili soruşturma başlatıldığı belirtildi. Grup Yorum üyelerinden Helin Bölek ve Bahar Kurt’un da aralarında bulunduğu beşi tutuklu 15 sanık, “DHKP-C üyeliği” suçlamasından yargılandı… Dava Kasım ayı içerisinde İstanbul’da görüldü, savcının tüm sanıklar için “DHKP-C’ye üye olmak” suçlamasıyla 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis istemesine rağmen mahkeme heyeti 5 sanığın tahliyesine karar verdi.
  • KHK’liler tarafından oluşturulan Direnişler Meclisi’nin, Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlemeyi planladığı konser kaymakamlık tarafından yasaklandı. Grup Yorum, Pelin Batu, Orhan Aydın, Ekrem Ataer, İbrahim Karaca ve Mehmet Esatoğlu ve çok sayıda ismin katılması planlanan konserin yasaklanmasına tepki gösteren gruba polis müdahale etti. Basın mensuplarının çekim yapması engellenirken, Ankara’daki Yüksel Caddesi’nde eyleme başlayan ve 324 gün açlık grevi yapan Nuriye Gülmen, kendisiyle birlikte18 kişinin küfür ve hakaretlerle gözaltına alındığını duyurdu. Gözaltına alınan diğer isimden bazıları şöyle: Acun Karadağ, Nursel Tanrıverdi, Nuri Cihanyandı, Batuhan Şengül, Nuran Ayan, Ziya Özder, Engin Karataş, Volkan Çeşme, Aydoğan Yıldız, Taylan Gültekin, Metin Kaleli, Av.Yaprak Türkmen.
  • Dansçı, Eğitmen Mutlu Öztürk 50 gündür tutuklu. Ekim ayında katıldığı politik bir etkinlikte tutuklanan Öztürk için halen bir iddianame bile hazırlanmış değil. Öztürk’ün öğrencileri ve sanatçı dostları bu durumu protesto ediyorlar. Dansçı Mutlu Öztürk’ü öğrencileri şöyle anlatıyor: “1980’li yıllar… 12 Eylül Darbesinin Galatasaray Lisesinin de üzerinden geçmesine rağmen, kültür sanat kollarında yine de hummalı çalışmalar yapılıyor, her şeye rağmen birlikte üretiyoruz. Mutlu Öztürk, Lise’den sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde okurken de asla danstan kopmadı ve Boğaziçi Folklor Kulübü’ndeki çalışmalarıyla dikkat çekti. Ardından bilgisini ve enerjisini öğretmenlik yaparak harcamaya karar verdi. Galatasaray Lisesi’nde, Terakki Vakfı Okulları’nda, Notre Dame de Sion’da binlerce çocuğa alışılmışın dışında tarih anlatımıyla ilham kaynağı oldu. İnsan hakları eğitimi, eleştirel düşünme, alternatif tarih öğretimi alanlarında ulusal ve uluslararası birçok projede eğitici eğitimcisi olarak yer aldı. HDP Şişli İlçe Eşbaşkanı olarak görev yapan Mutlu Öztürk, 13 Ekim’de Beşiktaş’ta düzenlenen 7. Kuruluş yıl dönümü etkinliğinde parti binası önünde gözaltına alınmıştır ve tutuklu olarak yargılanmaktadır”.
  • 2019 yılında defalarca basılan, zırhlı araçlarla tehdit çemberine alınan İstanbul İdil Kültür Merkezine bir baskın da Kasım sonunda geldi. Bir gece önce onlarca izleyicinin tiyatro izlediği kültür merkezi çok sayıda güvenlik görevlisi tarafından kapıları kırılarak, tahrip edilerek baskına uğradı. Adeta “periyodik bakım” deyimini hatırlarcasına her yıl düzenli olarak en az üç “periyodik baskın” yapılan İdil Kültür Merkezine bu saldırı olmasaydı, bir film gösterimi gerçekleştirilecekti. Kültür Merkezine yapılan bu baskında, içerisinde Grup Yorum üyelerinin de bulunduğu üç kişi gözaltına alındı.

Kış başlarken ülkede sanata saldırılar da iyice yoğunlaştı. Sanat insanları bu ay da tutuklandı. Heykeller kaldırıldı. Oyunlar, konserler ve fotoğraf sergisi engellendi, şair susturuldu. Sanata sansür tartışılıyor. İdil Kültür Merkezi yine basıldı. Bir kesim artık saldırılara bakmıyor. Bakmayarak baskıların biteceğini sanıyor ama yanılıyor. Grup Yorum müzikçisi Bahar Kurt’un mahkeme yargıcına sorduğu soru bir bıçak keskinliğinde ortada duruyor ve hepimizden yanıt bekliyor: “Kararı siz mi, yoksa Führer mi verecek?”

Mimesis Haber

Yorum


işlemi tamamlayınız: