Türkiye Tiyatro Kurultayı İstanbul Buluşması’nın Ardından

Fırat Güllü

Bu metin, Mimesis Tiyatro/Çeviri-Araştırma Dergisi’nin 16. sayısında (Kasım 2009) yayınlanmıştır.

Urla’da başlayan süreç
Türkiye’nin çok çeşitli bölgelerinden gelen onlarca tiyatro 12 Eylül 2009 tarihinde İstanbul’da Şişli Kültür Merkezi’nde, hiçbir resmi kurumun desteği olmadan, tamamen “sivil” bir organizasyon sonucu bir araya gelerek tiyatromuzun yıllardır süren örgütsüzlük hastalığına meydan okudular. Bu sıra dışı buluşmanın gerçekleştirilmesini imkânlı hale getiren koşullar nelerdi?
Öncelikle küçük ama çeşitlilik içeren öncü bir grubun, Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin Urla’da düzenlediği buluşmada dayanışma perspektifli bir birliktelik kurmak için ortaya koydukları iradeden bahsetmek gerekir. Sonradan Türkiye Tiyatro Kurultayı İstanbul Buluşması Koordinasyon Komitesi’ni oluşturacak olan bu grup içerisinde şu isimler yer almaktaydı: Fırat Güllü, Mehmet Esatoğlu, Nedim Saban, Orçun Masatçı , Orhan Aydın, Ömer F. Kurhan,
Turgay Tanülkü, Zafer Gecegörür. Bu kişilerin söz konusu buluşmada belli örgüt ve grupların temsilcisi olarak bulundukları da düşünülürse aynı zamanda şu örgüt ve grupların adını zikretmek gerekecektir: Amatör Tiyatrolar Çevresi (ATÇ), İstanbul Alternatif Tiyatrolar Plarformu-Girişim (İATP-G), Türkiye Tiyatrolar Birliği (TTB), Bartın Sanat Tiyatrosu, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu Tiyatro Boğaziçi, Manisa Manşet Oyuncuları, Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Tiyatrokare, Tiyatro Simurg, Yenikapı Tiyatrosu.
Bu küçük grubun başlangıç için yeterli kararlılığa ve farklı teatral pratiklere sahip olmakla birlikte bir arada durmanın gerekliliği konusunda yeterince güçlü bir inanca sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. İzmir’in bu sevimli sahil kasabasında üç gün boyunca süren tartışmalar tiyatromuzun, artık üzerine serpilen ölü toprağından silkelenmesinin zamanının geldiğini ortaya koymuş oldu. Bu tartışmalar sırasında ağır basan eğilim tüm Türkiye’ye bir çağrı yapmak ve öncekilere benzemeyen, kapsayıcı, büyük bir buluşmayı hayata geçirmek yolunda oldu. Herkes kendi kulvarı içerisinde birçok kişi ve topluluğun aynı beklenti içerisinde olduğu yolunda hem fikirdi: Tiyatro dünyasına ait her türlü sorun, yine tiyatro dünyasının tüm unsurlarınca ortak biçimde sahiplenilmedikçe tiyatromuzu bir deli gömleği içerisine hapseden bu sistemi değiştirmek mümkün olamayacaktı. Şimdi tiyatro dünyasın tüm unsurlarını dayanışma perspektifiyle birlikte hareket etmeye ve bir çatı örgütü şemsiyesinde bir araya gelmeye davet etmenin zamanıydı. Böyle bir buluşmanın yeri İstanbul, zamanı da manidar bir biçimde 12 Eylül olmalıydı.
Bu düşünce ve görüşler 3. Türkiye Tiyatrolar Buluşması sonrasında yayınlanan bir çağrı metni aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu:

“Bu yıl İzmir’in Urla ilçesinde düzenlenen 3. Türkiye Tiyatrolar Buluşması’nda, tiyatro camiası içinde iletişim ve koordinasyonu sağlayacak, tiyatronun sorunlarına etkili bir şekilde müdahale edebilecek bir çatı örgütüne ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

“Bununla kalınmadı; tiyatro alanında örgütlenme bilincinin geliştirilmesi ve tiyatro örgütlerinin birbirinden kopukluğunu gidermek için bir Türkiye Tiyatro Kurultayı düzenlenmesine karar verildi.

“12 Eylül’de İstanbul’da düzenlenmesi planlanan Türkiye Tiyatro Kurultayı’nın hedefi, tiyatro camiasını etkili olmaktan alıkoyan dağınıklığı ortadan kaldırmak, ihtiyaçlar doğrultusunda tiyatro örgütlerinin kurulmasını ya da canlandırılmasını teşvik etmek ve Türkiye çapında bir iletişim ve dayanışma ağını örmektir.

“12 Eylül öylesine seçilmiş bir tarih değildir. 12 Eylül’ün tiyatro adına da anlamı yıkım ve karanlıktır; aynı günde tiyatronun çatı örgütünü kuracağımızı ve irademizi kalıcı bir şekilde yükselteceğimizi ilan edeceğiz.

“Deneyimlerimiz göstermektedir ki, tiyatro insanları ancak el ele verdiğinde sesini duyurabilmektedir. Parçalanmışlık ise tiyatroyu bağımlı hale getirmekte, toplumun kurucu ve etkin bir öznesi olmaktan çıkarmaktadır. Himaye değil, haklarımızı almak için örgütlenmek istiyoruz.

“Tiyatro insanlarını ve kurumlarını Türkiye Tiyatro Kurultayı ile başlatılacak sürece katılmaya çağırıyoruz. Davetimiz, sorunlarımızın çözümünün örgütlü tiyatrodan ve dayanışmadan geçtiğini düşünen tüm tiyatro çevrelerinedir.”

Yapılan çağrıya pek çok grubun yanıt vereceği biliniyordu ama açıkçası çağrının yapıldığı internet sitesine (www.tiyatro-kurultayi.org) girerek destek mesajı veren grup ve örgütlerin sayısı koordinasyon komitesinin başlangıçtaki beklentilerinin de ötesine geçmiştir. 8 sivil toplum kuruluşu, 9 tiyatro örgütü, 32 kültür-sanat kurumu, 85 tiyatro topluluğunun destek verdiği kurultaya Türkiye’nin değişik illerinden yaklaşık 200 sanatçı katıldı. Dolayısıyla Urla’da ortaya konan iradenin amaçlandığı biçimde geniş bir kapsayıcılığa sahip olduğu bu tablodan da anlaşılmaktadır.
12 Eylül buluşmasına dair bazı izlenimler
Türkiye Tiyatro Kurultayı İstanbul Buluşması, Urla’da oluşan mevcut koordinasyon komitesince bir açılış konuşması ve onu takip edecek iki bölümden oluşacak biçimde kurgulanmıştı: Birinci bölümde çeşitli tiyatro örgütlerinin temsilcilerinin katılımcılara kendilerini tanıtacakları ve müstakbel bir çatı örgütüne dair temsil ettikleri örgütlerin perspektifini sunacakları bir panel; ikinci bölümde ise katılımcıların serbestçe söz alacağı bir forumun yer almasına karar verilmişti.
Buluşma Nedim Saban’ın açılış konuşmasıyla başladı. Saban konuşmasında buluşmanın gerçekleştirileceği günlerde 2010 Avrupa Kültür Başkenti’nde yaşanan büyük sel felaketine gönderme yaparak, ortaya çıkan afet görüntülerinin toplumun örgütsüzlüğünü gün yüzüne çıkardığını, Tiyatro Kurultayı fikrinin bu örgütsüzlüğe en azından tiyatro alanında bir son vermek amacıyla ortaya atıldığını belirtti ve sözlerine şöyle devam etti: “Bugün bu kurultayda tartışmaya açılması hedeflenen örgütlenme modeli yedi kişinin bir önermesi, bir dayatması değil, yüzlerce kişinin bir gereksinimi, dipten yukarı vuran yeni bir dalganın ihtiyacıdır. Çünkü nasıl Türkiye Ankara’dan yönetilmiyorsa, tiyatro da İstanbul’dan yönetilmiyor! Anadolu’da ciddi bir isyan, bir hareket, bir kıpırdanma var. Bu kıpırdanma yurdun kuşatılmış kalelerini kurtarmak için kavga veren aydın gençlerin örgütlenmesi, yurdun bir köşesinde unutmaya yüz tuttuğumuz Anadolu insanının, köylüsünün, Türkünün, Kürdünün, Ermenisinin, Çerkezinin, Alevisinin sesini sanat yoluyla duyurma kavgasıdır!” Saban konuşmasının sonraki bölümünde tiyatrocuların ve diğer sanatçıların içinde yaşadığımız sistemden kaynaklanan çeşitli sorunlarına gönderme yaparak bir çatı örgütünün tüm bu sorunlarla mücadelenin ilacı olacağına vurgu yaptı: “Çatıların özelliği barındırma özelliğidir.
Ve inanın Türkiyelilerin Tiyatrosu için kurulacak bir çatı örgütünde hepimizi barındıracak kadar yer var. Şimdi açın şemsiyeyi! Yakında sel olacaksa, bu şemsiyeyi kendinize değil, 12 Eylül’de farklı olduğu için, “öteki” olduğu için kapınızı yüzüne kapattığınız komşunuz için açın. O komşu ki, daha dün sizi “öteki” olduğunuz için ihbar edenin ta kendisidir. Ama asıl onun şemsiyenin altına girmeye gereksinimi vardır.”
Nedim Saban’ın açılış konuşmasının ardından gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü Ömer Faruk Kurhan’ın yaptığı panelde şu tiyatro örgütleri adına adı geçen kişiler söz aldı: İATP-G adına Fırat Güllü, TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği) adına Orhan Kurtuldu, TODER (Tiyatro Oyuncuları Derneği) adına Ali Yaylı, ASSITEJ (Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği) adına Nurkut İlhan, TEB (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği) adına Metin Boran, TTB adına Zafer Gecegörür, TİYAP (Tiyatro Yayıncıları Birliği) adına Mustafa Demirkanlı, ATÇ adına Mehmet Esatoğlu, Tiyatro İşçilşeri Sendikası Girişimi adına Orçun Masatçı. Bu bölümde aynı zamanda İstanbul Buluşması Koordinasyon Komitesi’nden Turgay Tanülkü ve Orhan Aydın da görüşlerini dinleyicilerle paylaştılar. Forum aşamasında söz alacaklara çok daha fazla zaman ayrılması amacıyla örgüt temsilcilerinin konuşmalarına oldukça kısıtlı bir süre ayrılmıştı. Bu bağlamda temsilciler ancak kendi örgütlerini tanıtıp bir çatı örgütünün hangi alanlarda mücadele edebileceğine dair görüşlerini kısaca özetlemeye zaman bulabildiler. Ancak profesyonel, amatör, akademisyen, eleştirmen, çok farklı kesimlerden gelen bu tiyatro insanlarının ortak görüşü, var olan örgütlerin kendi başlarına kurulu düzeni değiştirmekte oldukça zorlandıkları yolundaydı ve hepsi dayanışma perspektifli bir çatı örgütünün sağlayacağı gücün farkında olduklarını belirttiler.
Toplantının forum bölümünde toplantıya Anadolu ve İstanbul’dan katılan çeşitli tiyatrocular söz alarak konuştular. Bu ilk toplantı çok farklı bölgelerden gelen ve çok farklı tiyatro pratiklerine sahip grup ve bireylerin bir tanışması olarak da görülebileceğinden konuşmaların ağırlıklı olarak tanıtıma yönelik olmasına şaşırmamak gerekir. Ancak buna rağmen pek çok topluluk kendi sorunlarını diğer toplukluların da gündemine sokmayı başarmıştır. Bunların neler olduğunu anlamak için buluşma sonrasında yayınlanan İstanbul buluşması Koordinasyon Komitesi imzalı sonuç bildirgesine bakmak yeterli olacaktır:
Türkiye Tiyatro Kurultayı – İstanbul Buluşması Sonuç Bildirisi
“Tiyatromuzu sakatlayıp bağımlı hale getiren 12 Eylül faşizminin ve onun uzantısı yönetimlerin tiyatro üzerinde gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeye devam ettiği tahribata yanıt olarak 12 Eylül’de düzenlediğimiz Türkiye Tiyatro Kurultayı – İstanbul Buluşması başarıyla hayata geçirildi. Tiyatro insanlarına inanmayanlar, “Olmaz, yine el ele veremezler” diyenler yanıldı. 8 sivil toplum kuruluşu, 32 kültür sanat kurumu, 9 tiyatro örgütü ve 85 tiyatro topluluğunun destek verdiği, 200’e yakın tiyatro insanının katıldığı İstanbul Buluşması’nda kritik bir dönemeç geride bırakıldı.
“Türkiye Tiyatrosu artık eskisi gibi olmayacaktır. Türkiye’nin aydın tiyatro sanatçıları olarak; profesyonel, amatör, eğitimli, alaylı, akademisyen ya da uygulamacı diye ayrılmadan tek bir amaç uğruna özgür, bağımsız, bilimsel ve örgütlü tiyatromuzu adım adım inşa ediyor ve devlete sesleniyoruz:
“Alacağınız hiçbir karar Kurultay sürecinde şekillenmekte olan örgütlü iradeye rağmen meşruiyet kazanmayacaktır. Hükümetin Kültür Bakanlığı ve yerel yönetimler örgütlü irademizi görmezden gelmek gibi bir hataya düşmemeli, Türkiye tiyatrosu sosyal ve özgürlükçü devlet ilkesi ile tutarlı yasal düzenlemeler ve uygulamaların konusu haline getirilmelidir. Tiyatrocuların “demokratik açılımdan” anladığı budur.
“Tiyatro camiasına bir kez daha seslenmek istiyoruz:
“Ok yaydan çıkmıştır; tiyatromuzun çatı örgütünü kurma sürecine katkı sunduğumuz ölçüde taleplerimiz anlam ve gerçeklik kazanacaktır. İzmir Urla’daki Türkiye Tiyatro Buluşması’nda başlayan, İstanbul Buluşması’nda artan katılımlarla devam eden çatı örgütünü kurma sürecinde ikinci hedefimiz Türkiye Tiyatro Kurultayı – Ankara Buluşması’nı düzenlemektir. Bu tarihi görevde, örgütlü tiyatro sürecini destekleyen tüm tiyatrolarımızı ve tiyatro insanlarımızı etkin bir şekilde Ankara Buluşması’na katılmaya davet ediyoruz. Öyle ki, Ankara’dan yükselen sesimiz tiyatromuzun örgütlü muhatabının var edilebildiğini göstersin.
***
“Türkiye Tiyatro Kurultayı – İstanbul Buluşması’nda Dile Getirilen Talep ve Öneriler:

– Birbirimiz tanımıyoruz, birlikte olalım, daha fazla şey paylaşalım, birbirimize yabancılaşmayalım, destek olalım.

– Birbirimizi tanımak ve daha çok şey paylaşmak için ortak etkinlikler düzenleyelim, birlikte üretelim.

– Tiyatroculuk bir meslek olarak tüzel bir kişiliğe sahip olsun, bastıralım yasamızı çıkartalım. Oyuncular ve tiyatro yaratıcıları sömürülmesinler, haklarını alsınlar, hep birlikte haklarımızı talep edelim. Tüm bunları takip etmek için bir komite kuralım.

– Amatörlerin, gençlerin altyapı ve eğitim sorunlarına sahip çıkalım, amatörleri rakip olarak gören profesyonellik anlayışını eleştirelim, alternatif birlikteliklerin peşinde koşalım.

– Devletten sadaka değil, teatral altyapı talep ediyoruz. Ülkemizdeki teatral altyapı olanaklarının bir envanterini çıkaralım ve adil biçimde kullanılmasını sağlayalım.

– Sadece Türkçe oyunların oynandığı bir tiyatro ortamına hayır! Kürtçe, Ermenice ve diğer dillerde tiyatro faaliyetleri bizim zenginliğimizdir. Tiyatro ortamımızın çokkültürlü ve çok dilli olması için üzerimize düşeni yapalım.

– Tiyatro dünyasında vuku bulan her türlü sansür, oto sansür ve baskıya karşı ifade özgürlünün yanında olalım, keyfi uygulamalara karşı ortak tavırlar sergileyelim.

– Kadınlara ve çocuklara daha fazla söz hakkı, onlarsız bir tiyatro örgütlenmesi imkânsızdır.

– Kendimizi kendi dünyamıza hapsetmeyelim, muhafazakârlaşmayalım, dünyadaki gelişmeleri takip edip kendi yorumumuz doğrultusunda yeniliklere açık olalım.

– Cezaevlerinde başlayan tiyatro etkinliklerinin sürmesi için elimizden gelen desteği verelim.

– Çocukları unutmayalım, çocuk tiyatrosunu geliştirici atölyeler, laboratuar çalışmaları yapalım.

– Yeni yazarların yetişmesi için daha fazla tartışalım, gençlere daha fazla destek verelim.

– Tiyatromuzu tehdit eden seviyesizlik ve seyircisizlik sorunlarını nasıl aşacağımızı düşünelim, çözümler üretelim.

– Tiyatromuzun örgütlenmesinin önündeki bir engeli daha kaldıralım, gruplar arasındaki sorunları çözmek için alternatif hukuk yöntemleri yaratalım.

– Ve sel mağduru Aziz nesin Vakfı’nın yardım talebine kulaklarımızı tıkamayalım, hep birlikte, oyunlarımızla büyük yazarın hatırasının yaşaması için destek verelim.

***
“Sonuç:
  • Türkiye Tiyatro Kurultayı – İstanbul Buluşmasında dile gelen talep ve önerilerin uygulanırlığı üzerine takipçi olacak ve Türkiye Tiyatro Kurultayı – Ankara Buluşması için çalışma yapacak olan Türkiye Tiyatro Kurultayı – Ankara Buluşması Koordinasyon komitesi belirlendi.
  • Aziz Nesin Vakfına yardım amacıyla gerçekleştirilecek projede çalışacak bir komite belirlendi.
  • İletişim sorunu yaşayan tiyatro topluluklarının Türkiye Tiyatro Kurultayı – Ankara Buluşmasından önce bir araya gelerek sorunlarını konuşmaları için farklı bir toplantı organize edilmesine karar verildi.”
İstanbul Buluşması’nın Yankıları ve Ankara Buluşması’na Doğru
Çeşitli katılımcı ve gözlemcilerin İstanbul Buluşması’na ilişkin değerlendirmelerinin genelde olumlu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Toplantı sırasında ve sonrasında bazı katılımcı ya da gözlemciler, bu buluşmaya şüpheyle baktıklarını belirtseler de bunun toplantın geneli düşünüldüğünde belirleyici bir eğilim olmadığını belirtmek gerekir. İstanbul Buluşması’nın ardından çeşitli basın ve yayın organları etkinlikle ilgili haber ve yorumlar yayınladılar. Bunlardan bazıları Tiyatro Kurultayı’ndan çatı örgüte giden süreçte dikkate alınması gereken değerlendirmeler içeriyorlardı. İşte birkaç tanesi:
“Tüm tiyatro alanında, birbiriyle bağlantılı sorunlar yumağının çözümü için gerekli her tür eylem üretilerek örülmeli ve meslek alanımız, geniş yığınların kabul göreceği yeni bir sanat hayatına evirilmelidir.
“Yurdumuzun hiçbir köşesinde hiçbir yaratıcımız, kendisini yalnız hissetmemelidir.
“Biliyoruz ki sorunlarımız; ülke yoksullarından, işçilerinden, emekçilerinden, işsizlerinden ve sanat alanlarının tüm yaratıcılarından farklı değildir.
“Türkiye Tiyatroları İstanbul Buluşması içimizdeki barışı, eşitliği ve özgürlüğü kışkırtmanın ve bunu tüm ülkeye yaygınlaştırmanın ilk adımı olarak görülmelidir.
“Sahnelerimiz yeniden toplumsal gerçekçi duyarlılığımızın özgürlük alanları olarak hayata katılıp gericiliğin, ırkçılığın ve emperyalist işbirlikçiğinin defteri tarihin çöplüğüne atılmalıdır.
“Şimdi, salonlarımızın yıkılma girişimleri sürecinde sisteme karşı meydanlardan seslendirdiğimiz ortak duyarlılığımızı yeniden haykırma zamanıdır.
“Sanat korkakların işi değildir. Hele tiyatro hiç değildir.”
(Orhan Aydı;, www.iatp-web.org)
***
“Çok dilli ve kültürel olarak çoğulcu bir “Türkiye tiyatrosu” konseptini hayata geçirmek adına anahtar Kürtlerin elinde. Eğer ellerindeki anahtarı iyi kullanamazlarsa, “açılımın” hayırlı olmayan sonuçlar üreteceğine kesin gözüyle bakabiliriz. 2000’li yıllarda dahi Kürtçenin uzağında kalmaya özen gösteren Yılmaz Erdoğan “ekolüne” bel bağlamak yanlış örneğin. Ya da İstanbul’da kozmopolit “Türk” tiyatro çevrelerini model almaya çalışan Kürtçe tiyatro toplulukları inşa etmek de çözüm değil. Halk açılımını esas alması beklenen Kürtçe tiyatro bölgesinin kurumsal inşası, Türkçe tiyatronun ihtiyaç duyduğu yeniden inşa için de yol gösterici olabilir.
“Lafı çok uzatmadan bazı pratik öneriler yapmak istiyorum:
“ÖRGÜTLÜ BİR TİYATRO İÇİN TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI’nın temelleri İzmir’in Urla ilçesinde, Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin düzenlediği 3. Türkiye Tiyatro Buluşması’nda atıldı. Birincisi İstanbul’da düzenlendi. İkincisi Ankara’da düzenlenecek. Üçüncüsünün Diyarbakır’da düzenlenmemesi için hiçbir neden yok. Bu anlamda, Kürtçe tiyatro bölgesinde faaliyet gösteren arkadaşlarımızın bu sürecin aktif ve kurucu bileşenlerine dönüşmesi önemlidir.
“İkinci bir önerim şudur:
“Gerek Ankara Buluşması’na gerekse sonrasında olası bir Diyarbakır Buluşmasına giden süreçte, Kürtçe tiyatro bölgesinin özgünlüğü göz ardı edilmeden, Türkiye tiyatrosu bağlamında anlaşılmasını sağlayacak bir dizi panel ve tartışma etkinliğinin düzenlenmesi. “Türk tiyatrosu” adına süre giden ayrımcı önyargıların masaya yatırılması adına bu tip etkinliklere ihtiyaç var.
“Kürtçe tiyatro bölgesinin ihmal edildiği ya da yeterince görünür olmadığı bir örgütlenme sürecinde, Türkiye tiyatrosunun sağlığına kavuşması zora girecektir. Bu sorunun çözülmesinde birinci dereceden sorumluluk sahibi olması gerekenler de Kürtçe tiyatro bölgesinin bileşenleridir.”
(Ömer Faruk Kurhan; www.iatp-web.org )
***
“[Kurultay’da]birkaç kelam da ben ettim tabii… adı belli bir kumpanyanın yöneticisi olarak. Gerçi bizim dertlerimiz ülkenin dört bir yanındaki amatörlerin dertlerinden çok farklı ve genelin bir gün ulaşması muhtemel çözümünden bize pek bir fayda gelmez ama sonuçta biz de olayın içindeyiz. Bu arada konuşmamla ilgili olarak ironik bir durumu da pek bir paylaşasım var sizlerle.
“Söze başlarken adımı ve ekibimizin adını belirttikten sonra “Ermeniyim” dedim. Akabinde ne oldu dersiniz? Salonda bir alkış koptu. Pek şaşırdım. Hay Allah dedim kendi kendime “estağfurullah”tan alkışa terfi ettik demek. Neye delaletti o alkış bilmem… “Ermeniyseniz yazıksınız”mı? “Ermenisiniz ama olsun, biz sizi yine severiz” mi? “Cesaretinize helal olsun” mu? Bilemedim… Kürt amatör tiyatrocular konuşmaya başlarken ilk cümlelerini Kürtçe söyledilerdi. Keşke ben de Ermenice söyleseymişim vah vah… havam olurdu. Neyse efendim… Böylesi ciddi bir olaya bu kadar bir mizah attırmak yeter.
“Olayın 12 Eylül günü gerçekleşmesi anlamlı. 12 Eylül’ün çok kötü anıları vardır her tiyatrocu için. Birçok dernek, kuruluş, örgüt kapatılmış, yasaklarla dolu bir dönem yaşanmıştır. Sonrasında da genel olarak her sanat ama özellikle tiyatro, bir zamanlar ülke gerçeklerini sehnesinden toplumuyla tartışabilirken, devletin ve sermaye çevrelerinin her türlü darbesine açık ve de devlet yardımı bekler bir konuma gelmiştir. Neye yarayacağı belirsiz bu yardım ihtimalinin yanı sıra, bir oyunun ya da bir sanat şenliğinin kaderi de bir mülki amirin insafına endekslenmiştir. Sonu gelmeyen sansürler, baskılar, yasaklar, cezalar…
“Topyekûn örgütlenmek mümkün olabilse, ülke tiyatrosuna sahip çıkılabilse, tepki gösterecek bir güç oluşturulabilse…
Şimdilik ilk önemli adım atıldı… Belki bir gün düşlenenler gerçekleşir, kim bilir… Orada da belirttiğim gibi; umudum var ama güvenim yok.”
(Bercuhi Berberyan; 23 Eylül 2009 tarihli Agos Gazetesi)
***
Elbette ki buluşmanın açığa çıkardığı en somut sonuç sel felaketinde zarar gören Aziz Nesin vakfı ile dayanışma amaçlı bir etkinliğin başlatılması oldu. Kurultay sitesinde de yayılan bir çağrı metnine yanıt veren onlarca topluluk, oyunlarıyla tiyatromuza büyük hizmetler veren yazarın unutulmadığını göstermekteydi:
TİYATRO SANATÇILARI NESİN VAKFI İLE DAYANIŞIYOR
“12 Eylül 2009 tarihinde Türkiye’nin farklı bölgelerinden onlarca özel, ödenekli, amatör ve profesyonel tiyatronun ve 200 tiyatro sanatçısının katılımıyla,  9 tiyatro örgütü, 8 sivil toplum örgütü, 85 tiyatro topluluğunun desteğiyle İstanbul’da gerçekleştirilen ve Kasım ayı Ankara buluşmasının ardından Türk Tiyatrosu’nda bir çatı örgütlenmesi oluşturma hedefini kurultay sonuç bildirgesi ile de ortaya koyan Türkiye Tiyatro Kurultayı, Ekim ile Aralık arasında tüm Türkiye’deki amatör ve profesyonel tiyatroların sel felaketinde büyük hasar gören Nesin Vakfı ile dayanışması için karar almıştır.
“Bu karar çerçevesinde, ilk olarak kurultaya katılan Tiyatro Oyunbaz Heinrich İbsen’in Peer Gynt adlı eserini 29 Eylül Salı günü 20.30’da Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde oynanacaktır. (…)
“Tiyatro Oyunbaz’ın ardından, Boğaziçi Gösteri Sanatları Tiyatro Topluluğu, Tiyatro Simurg ve Tiyatrokare de 20 Ekim’e kadar Nesin Vakfı yararına acil olarak destek sağlamak için oyunlar oynayacaklardır.
“Ali Nesin’in “umutsuzluğa kapılmıyoruz” çağrısıyla dayanışma ve kenetlenmeyi, gelecek için bir ışık olarak gören tüm tiyatroculara çağrımız, Nesin Vakfı yararına 1 Ekim ile 31 Aralık 2009 tarihleri arasında gösteriler düzenleyerek, vakfa maddi kazanç sağlamalarıdır.
“Maddi hasarların ve yaraların el birliğiyle onarılmasının zor olmayacağı düşüncesindeyiz. Önemli olan, Aziz Nesin’in değerli arşivinin yıpranmamış olmasıdır. Şimdi, Aziz Nesin’in Türkiye’ye saçtığı ışığın sönmemesi için işbirliği yapma zamanıdır!
“Türkiye Tiyatrolar Kurultayı Aziz Nesin Vakfı Komitesi olarak, vakıf ile dayanışma sağlamak ve oyunlarını sahnelemek isteyen tüm amatör ve profesyonel tiyatroların oyunlarını sergilemeleri için ücretsiz salon tahsisi yapılması için ilk aşamada İstanbul’da önayak olmaya hazır olduğumuzu belirtiriz.
“Beşiktaş Belediyesi bu konuda destek sağlayarak,   Ekim ile Aralık ayları arasında bünyesindeki tüm salonları Nesin Vakfı ile dayanışmak isteyen tiyatroların gösterileri için ücretsiz olarak açmıştır. Söz konusu salonların gösteri organizasyonu komite tarafından yapılacak, gelirleri tiyatrolar tarafından doğrudan doğruya vakfa bağışlanacaktır.
“Aziz Nesin’in anısını ölümsüzleştirmek için Beşiktaş Belediyesi bünyesindeki salonlarından yararlanmak ya da kampanyaya kendi salonlarındaki oyunlarla katılmak amatör ve profesyonel tiyatroların bizlerle bağlantı kurmasını rica ederiz.
“Komite Üyeleri:
“Orhan Aydın,  Adnan Tönel,  Selçuk Uluergüven, Mehmet Esatoğlu, Ali Yaylı, Nedim Saban, Fırat Güllü, M. Nurkut İlhan, Orçun Masatçı, Orhan Kurtuldu, Zafer Gecegörür, Ahmet Toplar.”
***
Örgütlü bir tiyatro ortamı yaratmak için başlatılan Tiyatro Kurultayı girişimi Kasım ayında Uluslararası Ankara Sanat Festivali kapsamında düzenlenecek Ankara Buluşmasıyla devam edecek. Bu yazı yazıldığı sırada İstanbul Buluşması sonrasında yeni katılımlarla genişleyen koordinasyon komitesi bu toplantının verimli geçmesi için hazırlıklarını sürdürmekteydi. İstanbul Buluşması, yıllar sonra ilk kez bu kadar geniş katılımlı bir tiyatrocular toplantısının gerçekleştirilmesine hizmet etti. Ankara Buluşması’nın da çatı örgütüne giden yolda ilk önemli adımların atılacağı bir toplantıya dönüştürülmesi için herkese büyük bir sorumluluk düşmekte.
(6 Ekim 2009)