BÜO’da Vücut Çalışmaları-1

Sevilay Saral, Bora Tanyel

Bu metin, Mimesis Tiyatro/Çeviri-Araştırma Dergisi’nin 5. sayısında (Ocak 1994) yayınlanmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları, 1992-93 ll. döneminde sahnelemeyi tasarladığı oyunun iptali ile yeni bir oyunculuk çalışması dönemine girdi. Mart ayında başlayan bu süreçte hedef oyuncuların mim tiyatrosunu ve vücut anlatımına dayalı stilize bir oyunculuk üslubunu tanımasıdır. Elbette burada tek başına hedeflenen oyuncuların bilgi ve becerisini arttırmak değil, oyuncuların bu çalışmalarda açığa çıkarabileceği ilkelerle gelecek dönemlerde bir eğitim çalışması örgütleyebilmesidir.

Sözsüz tiyatronun temel ilkelerini keşfetmeye çalışan oyuncular karşılarında ilk engel olarak kendi vücutlarını bulacaklardı. Bu daha çalışmaların başında öngörülen bir durumdu. Bu sebeple haftada iki gün “Vücut Çalışması” yapılacaktı.  Bu başlık daha önceki eğitim çalışmalarında da her zaman yer almış ama kalıcı sonuçlar elde edilememişti. Çünkü, oyuncuların toplu katılımı esasına dayalı daha önceki çalışmalarda, tam da bu esastan kaynaklanan bir takım zaafların içine düşülmüştü Neydi bu zaaflar? Hayli kalabalık bir oyuncu kadrosunun katılımı ile sürdürülen toplu çalışmalarda vücut durumları birbirine yakın olmayan oyuncuları aynı çalışma içinde tutmak, saptanan hareket serisinin birlikte uygulanmasını güçleştiriyordu. Üstelik, tek tek her oyuncunun gelişim çizgisini izlemek ve yatkınlıkları ve zaafları ölçüsünde farklı yönelimlere kaydırmak olanaksızdı.

Bu nedenle, “vücut çalışmaları” başlığı altında yeni bir yola girildi ve vücut çalışmaları belli grupların belli hareket serilerinde uzmanlaşması olarak tasarlandı. Yatkınlıkları ve yatkınlıklarının olmadığı yerde de zaafları ölçüsünde oyuncular uzmanlaşma gruplarına bölündüler. Takla Grubu, Amut Grubu, Köprü Grubu, Kartal Grubu[1]

Grupların kendi alanlarında dışa açık bir çalışma yürütmeleri deneyimlerin paylaşılmasına ve hedeflerin benzerlik taşıdığı yerlerde ortak çalışmaların yürütülebilmesine olanak verdi. Ama dışa açık bir çalışma yürütmenin gruplar arası ilişkiye en önemli katkısı her grubun gelişim çizgisinin diğerleri tarafından gözlemlenebilirliği oldu.

Takla, Amut, Köprü ve Kartal Grupları birbirinden bağımsız olarak kendi egzersiz setlerini oluşturdular. Takla Grubu’ndaki oyuncular çalışmalarına bir ısınma ve esneme setiyle başlıyor, hemen ardından düz, ters taklalar ve elsiz takla çeşitlemelerine geçiyorlardı. Yoğunlaştıkları çalışma ise ileri ve yukarı doğru fırlayarak taklayla düşmekti. Takla grubu kısa dönemli bir çalışma sonunda bile, hedefi belli bir çalışmayla olumlu sonuçlar alınabileceğini gösteren bir grup oldu. Gruptaki oyuncular birbirlerinin üzerinden uçup takla atmaya başladıklarında çalışmaya başlayalı henüz bir ay olmuştu. 2,5 metre ileriye uçup taklayla düşebildiklerini gösterdikleri gün gerçekten çok şaşırtıcıydı. Çalışmalarını izlerken canlı ve eğlenceli bir ortam oluşturdukları hemen fark ediliyordu. Çalışmalarındaki gerilim (sabır, kararlılık, hırs vs…) birbirleriyle olan ilişkilerinde değil, hareketle olan ilişkilerinde yoğunlaşmıştı. Çok iyi formüle edilmiş, sistematik bir çalışma olmasa da oyuncular arasındaki zihinsel ve duygusal ortaklık çalışmanın motorunu oluşturmaya şimdilik yetiyordu. Bir diğer grup, beş kişilik Amut grubunda oyuncular el amudu, el-baş amudu, omuz amudu, dirsek amudu üzerinde durdular. Bir süre sonra da flik-flak[2] çalışmaları yaptılar. Bu grubun, günlük çalışma ilkesini geç keşfetmesi ve uzun süre çalışmaları sistematik hale getirememesi çalışmalardan sonuç almakta gecikmelerine neden oldu. Köprü grubu, hareketin çeşitlenebilmesi için bütün vücudun esnetilmesi gerektiğini düşünerek çalışmaya başladı. Bütün vücudu temel alan böyle bir çalışmanınsa en temel ilkesinin disiplin olması gerekiyordu. Grup uzun bir süre bunun üstesinden gelemedi. Böylece çalışma fazlasıyla teknik bir yere kaydırıldı. Böylece grubu oluşturan oyuncuların önceden var olan formasyonlarından kaynaklanan farklılıklar çok çabuk açığa çıktı. Bu farklılıklar bir türlü olumlu bir yere evrilemedi. Çünkü çalışmanın üstesinden gelebilen oyuncular grubun sorumluluğunu alıp egzersiz saatlerini yeniden oluşturma, çalışma disiplinini yeniden kurma gibi bir yeri hedeflemediler. Ve grup dağıldı, oyuncular diğer gruplara geçtiler. Beş oyuncudan oluşan Kartal Grubu çalışmaların başından itibaren belli bir takım ilkeler formüle etmeye çalıştı. İlk günden itibaren günlük çalışma ilkesine dayanan bir çalışma olmasına rağmen, hedeflediği sonuçlara (tam kartal, yarım kartal, parende) en geç ulaşan grup oldu. Oyuncuların üniversite öncesinde herhangi bir vücut eğitiminden geçmemiş olmalarının en ağır sonuçları bu grupta görülmüştür.

Yaklaşık iki ay süren bir çalışma dönemi sonrası, Takla ve Kartal grupları kendi çalışmalarına ilişkin birer rapor hazırladılar. Takla Grubu’nun raporu tek tek üyelerin gelişim çizgisi ve üzerinde çalışılan takla türlerinin analizi üzerine bir çalışma oldu. Mimesis’in bu sayısında yayınlanan Kartal Grubu’nun raporu ise çalışma ilkelerinin oluşumu ve ilk deneyimlerin ortaya çıkarılması üzerine kadro içi bir tartışma olarak tasarlandı.

KARTAL GRUBU’NUN ÇALIŞMA İLKELERİ ÜZERİNE

Kartal grubu, bacak açma ve parende üzerinde uzmanlaşmak, bu alanda belli çalışma yöntemleri keşfetmek ve sonrasında da kendi çalışmalarının sonuçlarını kadroya aktarmak amacıyla bir araya geldi. Gruba katılacak olanların seçimi, öncelikle, eski oyuncuların geçen senelerdeki durumları dikkate alınarak yapıldı. Yeni oyuncular ise kendi tercihleri doğrultusunda gruba dahil oldu. Ve böylece beş kişilik bir çalışma grubu kuruldu.

Kartal Grubu’nun ilk çalışması aynı zamanda grubun hedefinin ve ilk ilkesinin saptandığı çalışma oldu. Grubun hedefi zaten veriliydi; bacak açma ve parende. İlke; günlük çalışma. Bu ilke ölesiye bir çalışmayı değil, düzenli ve sistematik bir çalışmayı ifade etmektedir. Bu tarz bir çalışma da grubun daha verimli çalışmasını ve diğer ilkelerin daha kısa bir sürede açığa çıkarılmasını sağlamıştır.

Grubun ilk çalışma programı Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü Dans Birimi’nden Seda Saral’ın çalıştırıcılığında ortaya çıktı. Çalışma üç bölümden oluşuyordu: Isınma, yer hareketleri ve bacak açma denemeleri. Isınma hareketleri, bacakları yerdeki görece zor hareketlere hazırlamak için yapılan hareketlerdi. Yer hareketleri ise çalışanları bacak açmaya hazırlıyordu. Son bölümde de çalışanlar sırasıyla kartal hareketindeki durumlarını tespit ediyorlardı.

Bu dönemdeki çalışmalarda iki yeni ilke daha formüle edildi: Birincisi, grup çalışmasında hareketleri bir kişinin yönetiminde ortak ritimde ve sabit sayılarda yapmak. Neden ortak ritim? Partnerliğin gelişmesi, karşılıklı birbirini kışkırtma, dayanışma ve çalışma disiplini için. İkincisi, bireysel çalışmada oyuncunun bu ritim ve sayıları değiştirmesine olanak tanımak. Örneğin, grubun 35 adet mekik çekmek gibi bir sabit sayısı varsa, oyuncu bu sayıyı bireysel çalışmasında arttırabilir. Ayrıca, bu bireysel çalışmada kendi ritmini kendisinin belirleme olanağı da vardır.

İlk dönem çalışmaları kısa bir süre sonra kendi zaaflarını da oluşturdu. Grup, bacaklarını ait oldukları gövdeleri unutarak çalıştırıyordu. Bu nedenle, çalışma programına kafa, omuz, bel ve sırt çalıştıran hareketler eklendi.

Çalışmalardaki ikinci bir yenilik grubun kondisyonunu, bacak kuvvetini arttıran hareketlerin -squat[3], diz kırık oturma[4]– programa dahil edilmesiydi. İlerleyen çalışmalarda her bir hareketin sabit sayısı ve temposu arttırılmaya başlandı. Dolayısıyla, çalışmalar grubun birikimine yeni bir ilke daha kazandırdı: çalışma temposunu sürekli zorlayıcı kılmak. Bu noktada karşılaşılabilecek olası bir sorun şudur: Kondisyon çalışması yapan oyuncuların “Body”ci aksiyonuna girmesi, 4×32 kez squat yaparken oyuncunun gelişen kaslarına ve gücüne hayran olması. Böyle bir sorun Kartal grubunda belirleyici olarak açığa çıkmamıştır.

Çalışma temposunun zorlanması ilkesi, aynı zamanda grup için başka bir ilkenin de uyarıcısı oldu. Zorlayıcılık asla ıstırabın, acılar çekerek hareketi tamamlamanın mazereti olmamalıydı. O halde sadık kalınması gereken bir diğer ilke her harekette, o hareketin estetiğini oluşturmak olacaktı. Bu hareketleri, hakkını vererek, akıcı ve tamamlayarak yapma anlamında bir “estetik”ti.

Bu ilke grubun pek hakkından gelemediği bir sorun olarak kaldı. Halihazırdaki çalışmalarda-oyuncular arasındaki farklar göz önüne alınsa da- hareketlerin bir estetiğinden söz etmek mümkün değil.  Burada açığa çıkan sorun aslında bir keşif sorunu değil. Bütün hareketlerde ulaşılması gereken vücut duruşu ve bu duruşlara nasıl ulaşılabileceği zaten keşfedilmiş durumda. Sorun üstü kapalı bir riayetsizlikten kaynaklanıyor. Bu üstü kapalı riayetsizlik, kendisini hareketlere başlarken, hareketleri bitirirken, ve bir hareketten diğerine geçerken görülen sarsaklıklar, dağılmalar ve dengesizlikler yoluyla ortaya çıkarıyor. Hareketler arasına sabit zaman aralıkları konması ve hareketleri yöneten kişinin bu sorundan haberdar davranarak aksi yönde motive edici davranması bu sorunu şimdilik kontrol altında tutuyor. Ama kalıcı çözüm tek tek oyuncuların hareketlerde kendilerine karşı daha dürüst davranması ve asıl vücut duruşlarına kendilerini içten bir şekilde zorlaması olacaktır.

Grubun bir ara yaşadığı ama şimdi kontrol altına aldığı diğer bir sapma ise bacak açma aşamasının aceleye getirilmesidir. Grup, bu sapmayı her bacak üzerinde en az beş altı kez açılma ve sınır noktasında sabit sayılarda esnemeler yapma yoluyla kontrol altına aldı.

Ve son olarak, ümitsizliğe kapılmak: “biz acaba hiçbir zaman bacaklarımızı açamayacak mıyız?” Burada aslında çalışmaya karşı örtük bir güvensizlik vardır. Bu bir kez başladı mı, önüne geçmek çok zordur. Burada tek çözüm bu güvensizliğe kapılan oyuncuların çalışmadan uzaklaştırılmasıdır. Bizim grup için henüz böyle bir sorun kendini göstermedi. Ama karşılaşılabilecek bir sorun olarak gündemde durmaktadır.

Sonuç olarak, grubun şu ana kadarki çalışmaları bir grup çalışmasının nasıl yürütülebileceğinin, hedefe ulaşmak için nasıl bir yöntem izlenebileceğinin ana hatlarını oluşturdu: Çalışma programının kesinliği, ilkelerin çalışmalar üzerinden çıkarılması, her grup üyesindeki ilerlemenin tek tek izlenmesi.

Bu açıdan bakıldığında Kartal grubunun kendi çalışmaları için oluşturduğu ilkeler, diğer gruplar için de bir model olabilir. Çünkü ilkeler ve ilkelerden sapma noktaları hareket serilerine özgü çıkarımlar olmaktan çok çalışma yöntemine ilişkin yol gösterici birer işarettir.

O yüzden ilkeleri tek tek başlıklar halinde yeniden gözden geçirmek yerinde olacaktır:

1. Günlük çalışma;

2. Grup çalışmasında ortak ritim ve sabit sayılar;

3. Hareketlerin estetiğini oluşturma;

4. Oyuncunun vücuduna ilişkin komplekslerden kurtulması;

5. Vücudun diğer bölgelerini de hesaba katma;

6. Çalışma temposunun zorlanması;

7. Çalışmayı bölümleme ve bölümleri aceleye getirmeme;

8. Çalışmaya güvenme.


[1] Kartal Hareketi: Biçimsel olarak ikiye ayrılır. Yarım Kartal ve Tam Kartal. Yarım kartal, bacakları öne ve arkaya doğru açarak kalçayı yere doğru indirme hareketidir. Tam Kartal, bacakları her iki omuz yönünde, yanlara doğru açarak kalçayı yere kadar indirme hareketidir. İki harekette de temel ilke dizlerin kırılmaması bacakların gergince yerle temas etmesidir.

[2] Flik-flak: Bir tür parende. Gövde, omuz genişliğinde açılan kolların önce baş aşağı sonra tekrar ayaküstü gelecek şekilde havada ileriye doğru bel esnekliği yardımıyla bir yay gibi döndürülür. Bu harekette bacaklar gövdenin kollar üzerinde taşınması sırasında itici gücü oluşturur. Ama ani hareket ivmesi bir yay gibi hareket ettirilen bel bölgesinden gelir.

[3] Squat: Kolların gövdeyle doksan derecelik açı oluşturacak şekilde birbirine paralel ve ayakların bitişik olduğu bir vücut duruşunda sırtın dikliğini bozmadan düzlerden kırarak yere inip, kalkma.

[4] Diz kırık oturma: Ayakları ters yönde çevirip topuklarını birleştirdikten sonra sırtın dikliğini bozmadan bacak arasını açarak kalçayı topuklara yaklaştırma.